BAHÇEDE ALTIN ÜRETMEK

BAHÇEDE ALTIN ÜRETMEK

Bu Makaleyi Dinleyin
Parça: 1 / 2

Altın son 10 yıl içinde yaptığı müthiş çıkış ile onsu (31,1 gr) bin dolar seviyesinden 5 bin dolar seviyesine çıktı. Daha 2023 yılında 2 bin doları geçen altının bu seviyede tutunamayacağı, yeniden bin dolarların altına ineceği konuşuluyordu. Artık davetli olduğumuz düğünlerde eskiden rahatlıkla taktığımız çeyrek altını takmakta zorlanıyoruz. Savaş ortamında güvenli liman olması, Çin, Türkiye gibi birçok ülke Merkez Bankasının rezervlerinde altın ağırlığını artırmaları talebin artmasına ve altının yükselmesine neden oldu. Peki üretimi çok sınırlı olan bu değerli metali bahçemize ekebilseydik ve altın tarımı yapabilseydik güzel olmaz mıydı? Hem de nasıl güzel olurdu dediğinizi duyar gibiyim. Artık bu mümkün. Tarihte bugünkü modern kimyayı doğuracak gelişimin temel taşı simyacılıktı ve simyacıların hayali kömürü ya da başka bir maddeyi altına çevirmekti. Artık simyacıların bu hayali kimyasal olarak değil ama tarım ile mümkün.

 

Bilim dünyası, doğanın sunduğu şaşırtıcı yeteneklere bir yenisini daha ekledi. Genellikle bitki hastalıklarıyla tanınan Fusarium Oxysporum adlı mantar türünün, çevresindeki altını "hasat edebilme" yeteneğine sahip olduğu ortaya çıktı. Bu keşif, madencilik sektöründe hem çevre dostu hem de düşük maliyetli bir dönemin kapılarını aralayabilir.

 

Avustralya'nın ulusal bilim ajansı CSIRO tarafından yürütülen araştırmalarda, Fusarium Oxysporum mantarının toprak altındaki altın parçacıklarını oksitleyerek çözdüğü ve ardından bu altını kendi lifli yapılarına (miselyum) bağladığı gözlemlendi. Mantar, bu süreçte altını adeta bir zırh gibi üzerine giyerek diğer mantar türlerine göre daha hızlı büyüyor ve yayılıyor.

 

Fusarium Oxysporum mantarı, altını sadece tesadüfen toplamıyor; onu aktif bir kimyasal süreçle işliyor. Süreç temel olarak iki aşamadan oluşuyor. Mantar, çevresindeki katı altın parçacıklarını çözmek için oldukça reaktif olan süper oksit radikalleri üretir. Bu süreçte elementel altın (Au0), çözünebilir altın iyonlarına (Au3+) dönüşür. Çözünen bu altın iyonları, mantarın yüzeyindeki proteinlerle etkileşime girer. Mantar, bu iyonları tekrar katı nano-parçacıklara dönüştürerek kendi liflerinin (miselyum) üzerine yapıştırır.

 

Sonuçta ortaya çıkan görüntü, mikroskop altında altın ipliklerle örülmüş bir ağ gibidir. Mantarın bunu neden yaptığına dair en güçlü teori, altının mantarı diğer rakip mikroorganizmalara karşı koruyan bir "zırh" görevi görmesi veya metabolik süreçlerde katalizör işlevi görmesidir.

 

Geleneksel altın madenciliği, siyanür gibi çevreye zararlı kimyasalların kullanımını gerektirir. Siyanür tıpkı bu mantarın biyolojik olarak yaptığını kimyasal olarak yapar. Bir siyanür atomu kendisine altın atomlarını bağlar ve toprağın içinde çok küçük toz halinde bulunan altının ayrıştırılacak kadar irileşmesini sağlar. İşte bu mantar siyanürün yaptığını yapıp toprakta bulunan tek tek altın atomların kendisine bağlayıp, onların ürettiği oksitlenmeden faydalanıyor. Mantar yetiştikten sonra gerekli ortamda yakıldığında elimizde topraktan ayrıştırdığı altın kalır. Bu biyolojik yöntem çok daha sürdürülebilir bir alternatif sunuyor.

 

Bu yöntem ile siyanür ya da diğer fiziki yöntemler ile içinden altını alınmış atık topraklarda yeniden altın üretmek mümkün oluyor çünkü atık topraklarda düşük miktarda altın kalıyor. Bu mantar atıklarda yetiştirildiğinde eski maden sahalarında veya düşük tenörlü topraklarda kalan, çıkarılması ekonomik olmayan altınların geri kazanılmasını sağlayabilir.

 

Düşük tenörlü cevherler de yada klasik yöntemlerle çıkarılması çok maliyetli olan, az miktarda altın içeren topraklar da mantarlar yardımıyla ekonomik hale gelebilir. Birçok toprakta altın bulunur ama ekonomik olarak işletilebilmesi için toprakta ton başına en az 8-10 gr. tönörlü bir maden olmalıdır. Bu rakam kurulacak tesisin kapasitesine, altının onsunun değerine göre artar ya da eksilir ama kimse ton başına 1-2 gramlık bir toprakta hatta daha düşük bir toprakta üretim yapacak büyük tesisler kurmaz. İşte bu mantar sayesinde çok düşük tönörlü topraklarda altın üretimi mümkün olabilir.

 

Siyanür gibi toplumun tepkisini çeken kimyasal kullanımını azaltarak maden sahalarının rehabilitasyon sürecini hızlandırabilir. Bu biyolojik yetenek, madencilik dünyasında "Biyomadencilik" (Biomining) denilen alanı tamamen değiştirebilir. Çevreci örgütlerin hedefinde baş yerde olan altın üretimi yeşil madenciliğe evrilebilir.

 

Bilim insanları, Fusarium Oxysporum'un altını kendisine bağlamayı sağlayan genetik kodu çözmeye odaklanmış bulunuyor. CRISPR-Cas9 gibi gen düzenleme teknolojileriyle bu mantarın geliştirilen türleri bir "altın mıknatısı" haline getirilmeye çalışılıyor.

 

Amaç mantarın yüzeyindeki altın iyonlarını tanıyan Reseptör proteinlerin sayısı artırılarak "yakalama" hızını 10 katına çıkarmak. Yada toprak altındaki altını daha hızlı çözmesi için mantarın salgıladığı organik asitlerin konsantrasyonu genetik olarak yükseltilerek bunun üretimi yapılabilirse bu biyolojik mantar asitleri ile yapay olarak sulanan atıklar ya da düşük tönörlü topraklarda büyük ölçüde altın üretimi gerçekleştirilebilir. Yakın gelecek bu genetik modifikasyonlar başarılı olursa, maden sahalarına sadece mantar tohumu serperek birkaç ay içinde yüzeyden altın hasadı yapmak mümkün olabilir.

 

En önemlisi de bu mantarın yoğun olduğu bölgeler, yer altında gizli altın rezervlerinin bulunduğuna dair birer canlı harita görevi görebilir. Bu yöntem bir dağı altına çevirmekten ziyade, mevcut altını en verimli ve en temiz şekilde toplamak üzerine odaklanılıyor.

 

Gelecekte devasa mantar kolonilerinin yetiştirildiği biyolojik maden tesisleri kurulabilir. Bu yöntem endüstriyel ölçekte ne kadar verimli henüz test aşamasında. Şimdilik kesin olan tek şey; doğanın, en değerli metalleri bile işlemek için kendine has, zarif yöntemleri olduğu. Bu "altın kaplama" mantarlar, simyacıların yüzyıllarca peşinden koştuğu hayali, doğal yoldan çoktan gerçekleştirmiş gibi görünüyor.

Toplam Okunma Sayısı : 5264