BAŞARI MI SAĞLAMLIK MI?

BAŞARI MI SAĞLAMLIK MI?

Bu Makaleyi Dinleyin
Parça: 1 / 1

Eskiden çocuklar “prens” ya da “prenses” diye sevilirdi. Bu bir şefkat ifadesiydi. Aile içinde kıymetli olduğunu hissettirme biçimiydi. Fakat bugün geldiğimiz noktada bu metafor masumiyetini kaybetmiş görünüyor. Artık bazı çocuklar sadece prens ya da prenses değil; eleştirilemez, dokunulamaz, yanılmaz bir konuma yerleştiriliyor.

 

Sorun tam da burada başlıyor.

 

Çocuğu sevmenin sınırı nerede bitiyor, onu tanrılaştırmanın eşiği nerede başlıyor?

 

Modern ebeveynlik anlayışı, özellikle şehirli ve eğitimli kesimde, çocuğu doğal gelişim sürecinden koparıp bir “proje”ye dönüştürme eğilimi gösteriyor. Az çocuk, yoğun yatırım, yüksek beklenti… Bir de geç yaşta ebeveyn olmanın getirdiği bilinçli ama aşırı kontrollü yaklaşım eklenince ortaya “biricik ve vazgeçilmez” bir figür çıkıyor.

 

Bu çocuk artık sadece çocuk değil. Ailenin geleceği. Gerçekleşmemiş hayallerin taşıyıcısı. Toplumsal statünün göstergesi.

 

Ve en tehlikelisi: Eleştirilemez bir varlık.

 

Eleştirilemeyen çocuk gelişemez. Çünkü gelişim sınırla olur. “Hayır” duymayan bir çocuk, gerçek hayatla karşılaştığında ilk duvarda yıkılır. Aile içinde her yaptığı doğru kabul edilen birey, okulda ya da sosyal hayatta itirazla karşılaştığında bunu bir saldırı olarak algılar.

 

Bugün okullarda öğretmenlerin en sık karşılaştığı tablo şu:

 

“Benim çocuğum yapmaz.”

 

“Benim çocuğum haklıdır.”

 

“Onu kimse eleştiremez.”

 

Oysa eğitim, çocuğa yalnızca bilgi kazandırmaz; karakter inşa eder. Öğretmenin rehberliği, sınır koyma cesareti ve geri bildirim hakkı yok sayıldığında okulun anlamı da aşınır.

 

Bu durumun bir başka boyutu da performans takıntısıdır. Çocuğun değeri sınav sonuçlarına indirgenmiştir. Akademik başarı, yaşam başarısının garantisiymiş gibi sunuluyor. Oysa yüksek puan, yüksek karakter anlamına gelmez. Not ortalaması, empati düzeyini göstermez. Derece yapmak, hayal kırıklığıyla baş edebilme becerisi kazandırmaz.

 

Bir başka dikkat çekici alan ise sosyal medya. Çocuğun her başarısı vitrine konuyor. Takdir görmek, alkış almak, görünür olmak… Çocuk zamanla bir özne olmaktan çıkıp ebeveynin sosyal sermayesine dönüşüyor. “Mükemmel çocuk” imajı üzerinden ebeveyn tatmin oluyor.

 

Fakat unutulan bir gerçek var:

 

Tanrılaştırılan her çocuk, kendini bilmez hale gelir.

 

Sınır görmeyen birey, sınır tanımaz olur. Eleştiriyle tanışmayan birey, eleştiriye tahammül edemez. Sürekli haklı görülen birey, empati geliştiremez. Bunun uzun vadeli sonucu ise narsisistik eğilimlerin artmasıdır.

 

Toplum olarak önümüzde ciddi bir risk var. Sadece akademik başarıya odaklanan, fakat psikolojik ve sosyolojik zemini ihmal eden bir anlayış, kırılgan ama iddialı bir nesil üretebilir. Bu nesil özgüvenli görünür; fakat dirençsizdir. İddialıdır; fakat sabırsızdır. Başarılıdır; fakat sınır tanımazdır.

 

Çocuklarımızı sevelim. Değer verelim. Destekleyelim.

 

Ama onları insan olmaktan çıkarmayalım.

 

Çocuk hata yapmalıdır. Eleştirilmelidir. Sorumluluk almalıdır. Beklemeyi öğrenmelidir. Hayır cevabını duymalıdır. Çünkü gerçek hayat bunlarla doludur.

 

Sevgi; sınır koymayı dışlamaz.

 

Şefkat; eleştiriyi yasaklamaz.

 

Değer vermek; dokunulmazlık tanımak değildir.

 

Belki de bugün sormamız gereken soru şudur:

 

Çocuğum başarılı mı olacak, yoksa sağlam mı büyüyecek?

 

Başarı geçicidir. Sağlamlık kalıcıdır.

Toplam Okunma Sayısı : 597