Sosyal Sistemlerin Felsefi temelleri ve Bilgi Uygarlık İlişkisi

SOSYAL SİSTEMLERİN FELSEFİ TEMELLERİ VE BİLGİ UYGARLIK İLİŞKİSİ

Bu Makaleyi Dinleyin
Parça: 1 / 2

Felsefenin alt başlıklarından olan, ahlak felsefesi, varlık felsefesi ve bilgi felsefesi ilişkisi bir sosyal sistemin niteliğini de ortaya koyar. Dolayısıyla uygarlık iddiasının felsefi temelleri, aynı zamanda bilgiyle kurduğu ilişki doğrultusunda şekillenir. Epistemoloji (bilgi felsefesi) ile Ontoloji (varlık felsefesi) ilişkisi, belki de bilginin hak ettiği yere oturtulmasının çerçevesini şekillendirir. İnsanın ontolojisine dair tartışmada insanın kendisini anlama çabası, aynı zamanda bilgiyle kuracağı bağlantı üzerinden şekillenir. Bilgiyi, bilimi fetişe eden yaklaşımlar, varlık felsefesi açısından sorgulanması gerekir.

 

İnsanın doğası, fıtratı, ontolojik gerçekliği, bilgiye bakışı da belirlemelidir. Varlığın gerçekliğine aykırı biçimde bilgiyi tek yol gösterici ve mutlak bilgiye erişime insanın gücünün yettiği iddiası, bugün ciddi tartışma konusudur. İnsanın sınırlı bilgi kaynaklarıyla sınırsız hakikat bilgisine ulaşması nasıl mümkün olabilir?

 

Bu açıdan bilgi kaynakları konusunda sergilenen yaklaşım, uygarlığın üzerine oturacağı temelleri oluşturur. Rasyonalist felsefenin akla yüklediği anlam ve sadece akla indirgenen, aklı fetişe eden yaklaşımı, özü itibariyle bir tepkinin eseridir. Aklı tümüyle inkar eden, aklı reddeden bir inanç dünyası içerisinde, aklı savunmak, aklın kıymetini takdir eden bir yaklaşım ortaya koymak elbette bir zorunluluktur. Ancak bunun dozunu kaçırıp, aklı, inancın, ahlakın alternatifi olacak bir yere oturtmak, bunları karşılıklı çatışma içine sokmak, bir süre sonra aşırılığa kaçmayı doğurmuştur.

 

Yine pozitivist yaklaşım, 5 duyuyla elde edilen bilgiyi fetişe ederek indirgemeci bir yaklaşım içine girmiştir. 5 duyu dışında bilgi kaynağını tanımayan kabullenmeyen yaklaşım, insanın hakikatle kuracağı diğer bağları koparmış adeta yok saymıştır. Hiç şüphesiz beş  duyuyla elde edilen bilgiyi hafife alan yaklaşımlar nasıl toplumu gerçeklikten uzaklaştırıyorsa, kaba pozitivizmin cenderesine hapis olmuş uygarlık iddiası da, diğer bilgi kaynaklarını devre dışı bırakmıştır.

 

İslam dünyasında  itikadi mezheplerin şekillenmesinde de bilgiyle kurulan ilişki, akılla kurulan bağ önemli bir ayrım konusu olmuştur. Özellikle İslam uygarlığının dünyaya öncülük ettiği dönemde, Mutezile yaklaşımının yaygınlığı egemenliği bu açıdan dikkat çekicidir. Yani aklı ve bilgiyi insanın önemli yol göstericisi olarak kabul etmek, bu alanda ilerlemenin de önünü açmıştır.

 

Ahlak bilgi ilişkisinde ilginç bir tartışma vardır İslam düşünürleri arasında. Bir kısmı insanın ancak doğru bilgiyle ahlaka ahlakın ölçülerine ulaşabileceğini iddia ederken, diğer bir kısmı ise tam tersine ancak güzel ahlakla doğru bilgiye erişilebileceği yani insanın fıtratına uygun bir ahlaki duyarlılıkla hakikate ulaşılabileceği, gerçekle yüzleşebileceği var sayılmıştır.

 

Sorgulayan toplumlar, eğitim politikalarını da bunun üzerine bina ederler. Düşünmeyi, sorgulamayı, akletmeyi adeta bir suç gibi gören ve insanı sapkınlığa götüren bir mekanizma olarak ele alan yaklaşım, doğal olarak insanın sorgulama yeteneğinin de körelmesine zemin oluşturur. İslam düşüncesinin eğitim platformlarında felsefenin gün geçtikçe devre dışı bırakılması, bu açıdan önemli bir ipucudur.

 

Felsefeyi sadece materyalizme mahkum eden, hapseden, buna teslim olarak materyalizmle ilgili hesaplaşmasını felsefeye savaş açmak düzeyine taşıyan İslam  yorumu, uygarlık iddiasından da kopuşu ifade eder. Modern dünyanın enformatik cehalet olarak tarif edilen algı inşasına dair operasyonları, aslında bilginin bir savaş aracı gibi de görülmesine altyapı oluşturmuştur. Enformasyon savaşları, kirli bilginin yayılması, algı inşası, siyasetten ekonomiye birçok alanı şekillendirmiştir. Siyaset felsefesi ile ilgilenen bazı düşünürler, anlamanın değiştirmek için ilk adım olduğunu ifade ederler. Bilgi ile pratik ilişkisinde denklemi tersinden kuranlar ise değiştirmeye çalışmanın ancak doğru bir anlam dünyası kurmaya yardımcı olacağını kabul ederler. Yani uygulamaya pratiğe taşınmayan bilgi, dönüştürme, değiştirme çabası taşımayan bilgi, sadece yüktür. Bugün İslam toplumları ile ilgili geri kalmışlık tartışması, muhasebesi başlayacaksa, bunu komplekssiz biçimde oryantalizmin saldırı oklarından korunarak gerçekleştirmenin ilk adımı, bilgiye bakış, sorgulamaya yüklenen anlam ve bilgiye erişim kanallarının ne kadar etkin olduğuyla doğrudan ilişkili olmalıdır. Bilgiyle barışan bir İslam toplumu, gayet tabi, insanlığın son dönemde daha da hızlanan değişim gerçekliğine öncülük edebilir.

Toplam Okunma Sayısı : 165