BAŞKASININ ADINA UTANMAK
Bu Makaleyi Dinleyin
İSPANYOL UTANCINDAN DIJİTAL ÇAĞIN HİSSEDİŞLERİNE
Ekrana bakarken aniden gözlerinizi kaçırdığınız, göğsünüzde hafif bir kasılma hissettiğiniz veya akışta kaydırırken parmağınızın refleks olarak hızlandığı o anı hatırlayın. Ortada sizin yaptığınız hiçbir hata, söylenmiş yanlış bir kelime ya da düşülen komik bir durum yoktur. Ancak karşınızdaki insanın sergilediği garip, abartılı veya ölçüsüz davranış, içinizdeki utanç duygusunu tetiklemeye yeter.
İnsanoğlu, kendi hatalarından utanmayı çok eskiden beri bilir. Fakat modern dünyada, özellikle ekranların hayatımızın merkezine yerleşmesiyle birlikte her gün defalarca maruz kaldığımız yeni bir duygusal durumla karşı karşıyayız: Başkasının adına utanmak.
Kavramın Küresel Yolculuğu ve Dilin Gücü
Bu duygu, farklı kültürlerin zihnini o kadar meşgul etmiştir ki her dil buna kendince bir karşılık üretmiştir.
Dünya literatürüne İspanyol ekran kültüründen yayılan ve pembe dizilerdeki abartılı, yapay, garip sahnelerin izleyicide yarattığı kasılma hissinden beslenen bu kavram; İspanyolcada doğrudan başkasının utancı anlamına gelen bir ifadeyle tanımlanır.
Bizim kültürümüz ve dilimiz ise bu derin hissi tek bir kavramla değil, durumu kemiklerinize kadar hissettiren güçlü bir deyimle karşılar: Yerin dibine geçmek. Bizde bir insan kendi yaptığı büyük bir pot karşısında yerin dibine geçer. Fakat bundan daha da önemlisi; yakın bir dostunun, çocuğunun veya eşinin toplum içindeki hezeyanlı ve ölçüsüz eylemlerini izlerken onun adına yerin dibine geçtiğini söyler. Çünkü bizde utanç, sadece bireysel bir vicdan hesabı değil; aidiyetin ve toplumsal bağın ortak aynasıdır.
Bugün ise sosyal medyanın zihinleri tek tipleştirdiği dijital mecralarda gençlik bu hissi "krinç olmak" ifadesiyle özetliyor. Bir videoyu izlerken veya bir davranışı görürken yaşanan o anlık irkilme, başkası adına duyulan o rahatsızlık hissi aynı kökenden besleniyor.
Geleneksel Sınırlardan Dijital Sergilemeye
Geleneksel dünyada toplumun en belirgin düzenleyicilerinden biri, insanı zaman zaman kısıtlayan ama aynı zamanda koruyan toplumsal denetim mekanizmalarıydı. Bir dönem insanı kendisi olmaktan alıkoyan, bastıran bu yapı; doğru bir dozda tutulduğunda ise otobüste yaşlıya yer vermekten toplum içinde bağırmamaya, komşuluk hukukundan edep sınırlarına kadar bireyi ölçüsüzleşmekten koruyan insani bir iç fren işlevi görüyordu.
Eski dünyada insanlar başkalarının gözündeki imajlarından ve ortak toplumsal ahlaktan utanırdı. Günümüzün dijital pazarında ise durum bambaşka bir yöne evrildi: Tıklanma, beğeni ve izlenme uğruna tüm ölçüler rafa kaldırıldı. Sosyal medya platformlarında daha fazla dikkat çekmek için kendi haysiyetini, aile mahremiyetini veya temel nezaket kurallarını göz ardı eden kitleler ortaya çıktı.
Eskiden toplumsal bakıştan çekinerek sınırını koruyan insan anlayışı; bugün herkes izlesin de ne derse desin diyerek sınırsızlığın kıskacına girdi.
İşte insanı ekran başında başkası adına yerin dibine sokan şey; o videodaki veya davranıştaki insanın kendi adına hiç utanmıyor oluşudur. İnsan, karşı tarafın sergilemediği utanç duygusunu, kendi ahlaki ve insani dengesi gereği onun yerine üstlenir.
Empati Eksikliği ve Dijital Röntgencilik
Gündemdeki olaylara, küresel krizlere ve toplumsal yorgunluklara göz attığımızda; bir yanda insanlığın büyük sınavlardan geçtiği, diğer yanda ise sırf algoritmaları beslemek için ekran karşısında sergilenen yapay neşe gösterilerinin yarattığı tezat açıkça görülüyor. Dünyanın bir tarafı acı ve belirsizlikle boğuşurken, diğer tarafında sadece dikkat çekmek amacıyla sergilenen ölçüsüzlükler insanlığın ortak empati duygusuna zarar veriyor.
Başkasının adına utanma hissi; aslında bireyde hâlâ diri duran bir vicdanın ve çalışan bir empati yeteneğinin varlığını gösterir. Bir insanın ölçüsüzlüğü karşısında irkiliyorsanız, bu durum sizin insani sınırlarınızın ve estetik duygunuzun henüz zedelenmediğini kanıtlar.
Ancak bu durumun bir de tehlikeli boyutu bulunmaktadır: Kibir ve dijital yargılama.
Bir başkasının garipliğini izleyip kendisini ondan üstün görmek ya da o insanları dijital mecralarda linç malzemesi yapmak, utanç duygusunu bir eğlence nesnesine dönüştürür. Başkalarının ölçüsüzlüğü üzerinden saatlerce vakit harcamak, zihni pasif bir biçimde duyarsızlaştırır.
Kendi Dengemizi Bulmak ve Duruşumuzu Korumak
Toplumsal denetimin insanı felç eden baskısına teslim olmadan, aynı zamanda edep ve ölçüyü rafa kaldıran sınırsızlığa da kapılmadan o sağlıklı dengeyi kurmak mümkündür.
Toplumsal nezaket ve saygı bir baskı unsuru olarak değil, estetik bir süzgeç olarak görülmelidir. İnsan başkalarının alkışına veya ayıplamasına bağımlı bir yaşam sürmemeli, ancak içinde yaşadığı toplumun ve evrensel değerlerin sınırlarına özen göstermelidir.
Kendi hayatımızda ve yetiştirdiğimiz nesillerde dikkat çekmek ile değer üretmek arasındaki farkı netleştirmek gerekir. Geçici etkileşimler uğruna sergilenen her eylem kalıcı bir iz bırakır. Başkasının rezilliğine veya ölçüsüzlüğüne gülmek yerine, o durum karşısında kendi duruşumuzu ve edebimizi koruyabilmek esastır.
Zihin neyle beslenirse ona dönüşür. Başkalarının yapay ve garip hareketlerini izleyerek zaman kaybetmek yerine; estetik, derinliği olan ve zihni besleyen içeriklere yönelmek zihinsel bir arınma sağlar.
Başkasının adına utandığımız anlarda kibirlenmek veya yargılamak yerine; o insanın dijital sistemin ve çabasız hazlar çağının nasıl bir dikkat bağımlısına dönüştüğünü anlayıp durumu bir özeleştiri vesilesi kılmak gerekir.
Orijinal Çizgide Kalabilmek
Rüzgar nereden eserse essin, başkasının hezeyanı karşısında hâlâ yerin dibine geçebiliyorsak, içimizdeki insani değerler canlılığını koruyor demektir.
Esas olan; başkalarının sergilediği o ucuz ve yapay gösterilerin pasif bir izleyicisi olmak değil, kendi hayatımızda ölçülü, değerlerini ve estetiğini koruyan bir duruş sergileyebilmektir.
Çünkü dünya; kendi ölçüsüzlüğünü şov haline getirenlerin gürültüsüyle değil, başkası adına bile utanabilecek kadar ince düşünen insanların varlığıyla dengede kalmaktadır.
Toplam Okunma Sayısı : 96