ENFORMASYON OBEZİTESİ: SÜREKLİ TÜKETEN AMA HİÇ DOYMAYAN ZİHİNLER

ENFORMASYON OBEZİTESİ: SÜREKLİ TÜKETEN AMA HİÇ DOYMAYAN ZİHİNLER

Bu Makaleyi Dinleyin
Parça: 1 / 2

VERİ BOMBARDIMANI ÇAĞINDA BİLGELİĞİ VE DERİNLİĞİ YENİDEN KEŞFETMEK

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte elimize aldığımız o küçük ekranlar, zihnimize gün boyunca kesintisiz bir veri akışı pompalar. Dünyanın diğer ucundaki bir krizden bir uzmanın birkaç saniyelik tavsiyesine, felsefi bir aforizmadan bir yemek tarifine kadar yüzlerce farklı içerik zihnimizin süzgecinden saniyeler içinde gelip geçer.

Çok şey görüyoruz, çok şey duyuyoruz ve kendimizi her konuda fikir sahibi sanıyoruz. Oysa günümüz insanı; her şeyden az az bilgisi olan ama hiçbir konuda derinleşemeyen, yüzeysel malumatların arasında yönünü kaybetmiş zihinsel bir karmaşanın içinde yaşıyor.

Tıpkı bedenimize sürekli olarak kalitesiz ve aşırı gıda yüklediğimizde ortaya çıkan beden obezitesi gibi; zihnimize de sürekli, hazımsız ve düzensiz veri yüklediğimizde "enformasyon obezitesi" kaçınılmaz hale gelir. Bedeni hantallaştıran aşırı gıdalar gibi, işlenmemiş veri yığınları da zihnimizi odaklanamaz, düşünemez ve üretemez kılar.

Malumat Sahipliği ile Bilgelik Arasındaki Uçurum

Eski dünyada bilgiye ulaşmak bir emek, sabır ve arayış meselesiydi. İnsanlar bir hakikate ulaşmak için kütüphanelerin tozlu raflarında saatler harcar, bir ustanın dizinin dibinde yıllarca çıraklık ederdi. O zamanlar bilgi, hazmedilerek tecrübeye ve nihayetinde bilgeliğe dönüşürdü.

Bugün ise bilgiye ulaşmak saniyelerimizi almıyor; fakat tam da bu nedenden ötürü bilginin kıymeti ve dönüştürücü gücü kayboldu. İnternet aramalarından elde edilen birkaç cümlelik özetler veya sosyal medyadaki kısa bilgilendirici videolar insanlarda yanıltıcı bir "uzmanlık" ve "özgüven" hissi yaratıyor. Her konuda birkaç kelam edebilen ancak hiçbir konunun kökenine inemeyen zihinsel bir yüzeysellik, çağın genelgeçer normu haline geldi.

Enformasyon obezitesi, insanı çok şey bilen ama hiçbir şeyi anlamayan bir "malumat tüccarına" dönüştürür. Zihin, oradan oraya savrulan veri kırıntılarını depolamaktan kendi özgün düşüncesini üretecek alanı ve sakinliği bulamaz.

Zihinsel Diyet ve Odaklanma Disiplini

Zihnimizi bu hantal ve yorgun halden kurtarmanın yolu, tıpkı bedenimize gösterdiğimiz özen gibi zihnimize de bir "diyet" ve "arınma" disiplini kazandırmaktan geçer.

Her sunulan içeriği tüketmek zorunda değiliz. Önümüze düşen her haberi okumak, her tartışmaya dahil olmak veya her popüler konuyu takip etmek zihinsel bir zorunluluk değildir. İnsanın zihinsel sağlığını koruyabilmesi için en temel zırhı, neyi zihnine almayacağını seçebilme cesaretidir.

Nasıl ki kaliteli bir yaşam için gıdaların niteliğine dikkat ediyorsak; ruhsal ve zihinsel dinginliğimiz için de tükettiğimiz bilgilerin niteliğine odaklanmalıyız. Sığ, kışkırtıcı ve anlık haz veren veri kırıntıları yerine; zamanın testinden geçmiş eserlere, derinlikli analizlere ve insanı tefekküre sevk eden ana kaynaklara yönelmek zihnimizin hazımsızlığını iyileştirecektir.

Hazmetme Alanları Yaratmak ve Zihin Süpürgesi

Günün belirli saatlerinde zihni tüm dış uyaranlara kapatmak, bilginin hazmedilmesi için hayati bir ihtiyaçtır. Sürekli veri akışına maruz kalan bir zihnin bilgiyi anlamlandırması imkansızdır. Okunan bir kitabın veya dinlenen bir sohbetin ardından sessizce oturup tefekkür etmek; bilginin zihinde demlenmesine ve karaktere nüfuz etmesine imkan tanır.

Eskilerin "zihin süpürgesi" dediği o içsel dinginliği yeniden hayatımıza dahil etmeliyiz. Yürüyüş yaparken, çay içerken veya bir işe odaklanırken arkada sürekli bir sesin ya da bir ekranın açık olması zorunluluğundan vazgeçmeliyiz. Sessizlik, zihnin kendi iç temizliğini yaptığı en şifalı alandır.

Yüzeysellikten Derinliğe Geçişin Zarafeti

Her konuda yüzeysel bir fikir sahibi olmak yerine; ilgilendiğimiz birkaç alanda derinleşebilmek, uzmanlaşabilmek ve o alanda emek vermek insana hakiki özsaygıyı kazandırır. "Bilmiyorum" diyebilmenin alçakgönüllülüğü, öğrenme kanallarımızı sonuna kadar açan en asil anahtardır.

Kendi zihnimizin mimarı olmak, dijital dünyanın üzerimize boca ettiği veri çöplüğünü ayıklamakla başlar. İnsan, tükettiği bilgi kadar değil; o bilgiden süzüp hayatına katabildiği bilgelik kadar derinleşir ve özgürleşir.

Toplam Okunma Sayısı : 102