Bir belediye başkanının, bürokratın veya kamu yöneticisinin başarısından siyasi kazanç sağlayan partiler, aynı kişilerin yanlışlarından tamamen bağımsız kalabilir mi? Siyasi sorumluluk yalnız seçim günü verilen hesabın değil; yolsuzluğu, rant ilişkilerini ve liyakat aşınmasını daha kamu davasına dönüşmeden fark edip durdurabilmenin de adıdır. Siyasete güvenin yeniden kurulması, partilerin yalnız aday gösteren değil, kendi kadrolarını denetleyen kurumlara dönüşmesini gerektiriyor.
Mafya, uyuşturucu, rüşvet, torpil, kara para, aile kurumundaki çözülme ve kötülüğün giderek sıradanlaşması birbirinden kopuk sorunlar mı? Yoksa hepsi aynı toplumsal çürümenin farklı yüzleri mi? Bu yazı, yozlaşmayı yalnız yönetenlere veya yalnız halka yüklemek yerine; kurumsal adaletsizlik ile bireysel ahlaki çözülmenin birbirini nasıl beslediğini ve çıkışın neden hem hukukta hem insanın kendi vicdanında başlaması gerektiğini tartışıyor.
Kıbrıs meselesinde yeniden hareketlenen BM diplomasisi, adanın geleceğine ilişkin temel anlaşmazlığı bir kez daha gündeme taşıyor: Federal çözüm mü, egemen eşitliğe dayalı iki devletli model mi? Bu çalışma; Kıbrıs Türk tarafının statüsü, Türkiye’nin garantörlüğü, Türk askerinin varlığı ve Doğu Akdeniz’deki stratejik dengeler üzerinden yeni sürecin taşıdığı hukuki ve jeopolitik riskleri değerlendiriyor.
Türkiye’de tarikatlar ve dinî cemaatler hukuken görünmez, toplumsal olarak ise son derece etkili yapılar hâline gelmiş durumda. Sorun onları bütünüyle yasaklamak veya başıboş bırakmak değil; dinî ehliyeti, mali şeffaflığı, çocukların korunmasını ve hukuki hesap verebilirliği birlikte sağlayacak bir denetim düzeni kurabilmek. Osmanlı’nın Meclis-i Meşâyih tecrübesi, bugün için yeniden düşünmeye değer bir model sunuyor.