ÜRETMEYEN KAZANÇ DÜZENİNE DİKKAT
Bu Makaleyi Dinleyin
FON SKANDALI, SANAL SERVET VE PİYASA MANİPÜLASYONU
Kısa hüküm:
Fon, başlı başına sahtekârlık değildir. Doğru kullanıldığında halkın küçük birikimini fabrikaya, teknolojiye, konuta, enerjiye ve ticarete taşıyan bir ortaklık aracıdır. Fakat para gerçek üretimden kopup dar bir çevrenin kendi hisselerini birbirine alıp satmasına, kâğıt üstünde fiyat ve getiri üretmesine yarıyorsa artık fon yönetimi değil, servet aktarım makinesi vardır. Son Türkiye krizi tam da bu ayrımı çok daha net görünür hâle getirmiştir.
1.Fon Dediğimiz Şey Nedir?
En basit anlatımla fon, çok sayıda insanın parasının tek bir havuzda toplanmasıdır. Bu havuzu yöneten kişi ya da şirket, parayla hisse, tahvil, altın, döviz, bina, girişim veya başka varlıklar alır. Yatırımcı tek başına yapamayacağı çeşitlendirmeyi profesyonel yönetim aracılığıyla yapar; yönetici de bunun karşılığında ücret alır.
Dünya fon piyasası küçük bir yan sektör değildir. Düzenlenmiş açık uçlu fonların - yatırım fonları, borsa yatırım fonları ve bazı kurumsal fonlar - toplam varlığı 2026’nın ilk çeyreğinde 87,23 trilyon dolardı. Bunun yaklaşık % 48’i hisse, % 19’u tahvil, % 15’i para piyasası fonlarındaydı.1 Yani fon yöneticileri, hangi şirketin ucuz veya pahalı para bulacağını, hangi sektörün büyüyeceğini ve hangi ülkeye sermaye gideceğini etkileyebilecek güçtedir.
Türkiye’de fonların büyümesinin arkasında yalnızca finansal merak yoktur. Yüksek enflasyon, mevduatın dönem dönem satın alma gücünü koruyamaması, konuta erişimin zorlaşması ve telefondan birkaç tuşla fon alınabilmesi vatandaşı fonlara itti. Bu talep sağlıklı ürünleri büyüttüğü gibi, olağanüstü getiri gösteren ve riskini gizleyen yapılara da büyük bir av alanı açtı.
2.Üretim ve Ticaret Ekonomisindeki Gerçek Yeri
Bir fonun ekonomiye faydası, paranın nereye gittiğiyle ölçülür. Yani etiketle değil, paranın son durağıyla...
Fon yeni bir fabrikaya, makineye, enerji tesisine veya girişime doğrudan sermaye veriyorsa üretim kapasitesi, istihdam ve ihracat artabilir. Şirketin yeni çıkardığı hisseyi veya tahvili alması da şirkete yatırım ve işletme sermayesi sağlayabilir. Bunlar fon parasının üretime en açık biçimde bağlandığı durumlardır.
Fon borsada mevcut bir hisseyi başka yatırımcıdan aldığında para doğrudan şirkete girmez. Yine de alım satım kolaylığı ve daha sağlıklı fiyat oluşumu sağlayarak üretime dolaylı katkı sunabilir. Fakat aynı düşük dolaşımlı hisseler ilişkili fonlar arasında çevrilerek fiyat yükseltiliyorsa yeni mal, hizmet veya kapasite doğmaz; yalnızca kâğıt üzerinde servet üretilir. Yeni gelenlerin parası çıkmak isteyenleri ödemek için kullanılıyorsa yapı, gerçek yatırımdan uzaklaşıp ‘Ponzi’ benzeri bir düzene dönüşür. Ponzi düzeni, yeni gelenlerin yatırdığı parayla önceki yatırımcılara “kazanç” ödenmesidir.
Buradaki kritik ayrım şudur: Her finansal işlem üretim değildir. İkinci el hisse ticareti, fiyat bulma ve likidite sağlayarak üretime dolaylı destek verebilir; fakat aynı payın bin kez el değiştirmesi bin yeni fabrika kurmaz. Fiyat yükseldiği sürece yatırımcının kâğıt üzerindeki serveti gerçekten artmış görünür. Ancak yükseliş üretim, kâr veya nakit akışıyla desteklenmiyorsa herkes aynı anda o değerden çıkamaz. Fiyat düştüğünde kâğıt üzerindeki kazanç silinir; erken çıkanların nakit kazancı ise çoğu zaman daha sonra ve daha pahalıdan girenlerin zararına dönüşür.
3.Fon ile faizin benzerliği ve farkı
Fon ile faiz aynı şey değildir; fakat ikisi de aynı “paradan para kazanma” düzeninin içine girebilir.
Benzerlikleri: Her ikisinde de sermaye sahibi, emeğini doğrudan üretime koymadan gelir bekler. Bileşik getiri mantığı ikisinde de vardır. Büyük sermaye daha iyi bilgiye, daha düşük masrafa ve daha erken çıkış imkânına sahip olduğu için küçük tasarruf sahibinden avantajlıdır. Ayrıca para piyasası ve tahvil fonlarının önemli kısmı doğrudan faizli araçlardan gelir elde eder.
Farkları: Faizde borç verenin alacağı baştan belirlenir; işletme zarar etse bile borç ve faiz talebi sürer. Hisse veya gerçek ortaklık fonunda ise getiri garanti değildir; yatırımcı varlığın kârına da zararına da ortak olur. Bu nedenle üretken bir ortaklık fonu, ekonomik anlamda faizli borçtan farklıdır. Buna karşılık “zarar yok, her ay sabit yüksek kazanç” diye pazarlanan sözde fon, isim olarak fon olsa da davranış olarak faize, hatta Ponzi düzenine yaklaşır.
Reel politik sonuç şudur: Faiz sistemi borçluyu, kötü fon sistemi ise en son gireni ezer. İkisinde de risk güçlü tarafça zayıf tarafa aktarılabiliyorsa, kullanılan sözleşmenin adı ahlaki sonucu değiştirmez.
4.İslam Ekonomisi Açısından: Adı Değil, Özü
İslam iktisadı açısından temel soru “Bu ürünün adı katılım mı, fon mu?” değildir. Dört basit soru sorulur: Para hangi gerçek varlığa veya ticarete gidiyor? Kârın yanında zarar ihtimali gerçekten paylaşılıyor mu? İşlem açık ve anlaşılır mı? Kazanç faiz, aşırı belirsizlik veya kumar niteliğindeki fiyat oyunundan mı doğuyor?
Gerçek bir işletmeye ortak olan, kâr ve zarar ihtimalini paylaşan, helal mal ve hizmet üreten şirketleri finanse eden, varlığa dayalı ve denetlenebilir fonlar İslam ekonomisinin ticaret ve ortaklık anlayışıyla bağdaşabilir. Uzun vadeli üretim, istihdam ve ticaret oluşturması; ayrıca yöneticiyle yatırımcının çıkarlarını aynı yönde tutması bu olumlu tarafı güçlendirir.
Buna karşılık faizli tahvil ve mevduata dayanan portföyler; alkol, kumar ve faizcilik gibi alanları finanse eden fonlar; saklı kaldıraç, aşırı belirsizlik ve anlaşılmayan türev zincirleri ciddi sakıncalar taşır. Sırf fiyat hareketinden kazanç sağlamak için manipülasyon yapılması veya yöneticinin ücretini alırken zararın küçük yatırımcıya bırakılması da İslam ekonomisinin adalet ve risk paylaşımı ilkeleriyle bağdaşmaz.
İslam finansının varlığa dayanma ve risk paylaşma iddiası, parayı reel ekonomiye bağladığı ölçüde değerlidir.2 Fakat “faizsiz” etiketi tek başına temizlik belgesi değildir. İlişkili şirket hisselerini şişirmek, içeriden bilgi kullanmak, yatırımcıya riski saklamak, sahte getiri göstermek; faiz içermese bile aldatma, haksız kazanç, kumar ve belirsizlik sorunlarını taşır. Bu nedenle bir katılım finans kuruluşunun danışma komitesinden alınan “faizsiz” veya “şeriata uygun” görüşü tek başına yeterli değildir; hüküm, paranın gerçekte nereye aktığına ve kazancın nasıl elde edildiğine bakılarak verilmelidir.
5.Manipülasyon Makinesi Nasıl Çalışır?
1.Güven vitrini kurulur. Lisans, şık ofis, akademik unvan, tanınmış yönetici, eski bürokrat, siyasi çevreyle fotoğraf ve “devlet bizi biliyor” havası yan yana getirilir.
2.Dar bir varlık seçilir. Piyasada az miktarda hissesi dolaşan şirket seçilir. Küçük alımlarla bile fiyatı hızla oynatmak mümkündür.
3.Fonlar birbirini besler. Aynı çevreyle bağlantılı fonlar aynı hisseleri alır. Talep gerçek ekonomik başarıdan değil, fonların kendi alımından doğar.
4.Fiyat yükselince fon getirisi yükselmiş görünür. Hissenin son işlem fiyatı portföy değerini artırır. Satılmamış kâğıt kârı, gerçek ve nakit kazanç gibi sunulur.
5.Getiri tablosu müşteri toplar. Uygulamalarda üst sıralar, sosyal medya paylaşımları, “bu fon geçen yıl şu kadar yaptı” cümlesi ve kaçırma korkusu yeni para çeker.
6.Yeni para aynı varlığı daha da şişirir. Fona giren para yine dar hisselere gider. Fiyat, fon değeri ve yeni giriş birbirini döndüren bir çarka dönüşür.
7.Kaldıraç ve teminat büyümeyi hızlandırır. Şişmiş varlık teminat gösterilerek daha fazla borçlanılırsa kâr da düşüş de katlanır.
8.İlk ciddi satışta gerçek ortaya çıkar. Kâğıt üzerinde milyarlar vardır fakat o fiyattan alıcı yoktur. İade isteyenlere ödeme için hisse satılır; fiyat düşünce daha çok kişi kaçar; fon koşusu başlar.
Zarar toplumsallaşır. Erken çıkan kurtulur, geç kalan donmuş veya düşmüş varlıkla kalır. Piyasa çökmesin diye kamu likidite verir; özel kazancın riski dolaylı biçimde topluma yayılır.
Bu düzen klasik Ponzi ile birebir aynı olmak zorunda değildir. Bazen kasada gerçek hisse vardır; fakat hissenin görünen fiyatı, herkes aynı anda satmak istediğinde elde edilemeyecek kadar yapaydır. Bu nedenle daha doğru ifade “varlıkla süslenmiş Ponzi benzeri likidite düzeni” olabilir.
6.Dünyadaki Büyük Dersler
Madoff örneğinde sahte işlemler ve hesap ekstreleri kullanıldı; yeni yatırımcıların parasıyla eski yatırımcılara ödeme yapıldı. Müşteri hesaplarında yaklaşık 65 milyar dolar görünmesine rağmen bunun önemli bölümü hiç kazanılmamış hayalî kârdı. Vakanın temel dersi, güçlü itibarın ve düzenleyici geçmişin bağımsız saklama ile gerçek denetimin yerini tutamayacağıdır.
İngiltere’de Woodford fonu farklı bir tehlikeyi gösterdi. Günlük para çekme imkânı sunan 3,7 milyar sterlinlik fonda kolay satılamayan varlıklar büyüdü ve yaklaşık 300 bin yatırımcı fon askıya alındığında parasına erişemedi. Burada varlıklar tümüyle sahte değildi; fakat yatırımcıya sunulan likidite görüntüsü gerçek değildi.
Archegos, yoğun pozisyonların türevler ve aşırı borçla farklı bankalara dağıtılarak toplam riskin saklanabileceğini gösterdi. Yapı çöktüğünde yalnız Credit Suisse yaklaşık 5,5 milyar dolar kaybetti. Her banka yalnız kendi verdiği krediyi gördüğü için bütün sistemin ne kadar kırılgan hâle geldiği zamanında anlaşılamadı.
FTX’te müşteri parası ilişkili işlem şirketi Alameda’ya aktarıldı ve mahkemede müşterilere verilen zarar yaklaşık 8 milyar dolar olarak değerlendirildi. OneCoin ise bağımsız bir blokzinciri bulunmayan sözde kripto parayı çok katlı satış ağıyla milyonlarca kişiye pazarladı ve yaklaşık 4 milyar dolar topladı. Bu iki olay, teknolojinin değişmesine rağmen emanet parayı amacı dışında kullanma ve üründen önce hikâye satma yönteminin değişmediğini gösterdi.
Bu örneklerin ortak noktası şudur: Sahtekâr önce para kazanma yöntemini değil, güven hikâyesini satar. Getiri bir süre gerçekten ödenir. İlk kazananlar gönüllü reklamcıya dönüşür. Düzenleyici geç kalır; çünkü çark dönerken şikâyet az, vergi ve piyasa coşkusu yüksektir. Çöküş ise herkes parasını aynı anda istediğinde gelir. Bu bütün dünyada bu şekilde ilerler.
7.Türkiye’de Sürekli Tekrar Eden Mağduriyet Modeli
Türkiye’nin hafızasında 1980’lerin banker faciası vardır: yüksek getiri, yoğun reklam, ünlü yüzler ve “herkes kazanıyor” havası. Daha sonra saadet zincirleri, holding ortaklıkları, sözde ticaret ortaklıkları, Çiftlik Bank, Thodex ve benzeri dijital sistemler aynı psikolojiyi farklı ambalajlarla kullandı.
Çiftlik Bank’ta sanal hayvan ve çiftlik görüntüsü, gerçek üretim varmış hissi verdi. Thodex’te teknoloji ve kripto dili güven üretti; platform kapandığında yüz binlerce kullanıcı hesabına erişemedi. Seçil Erzan dosyasında “yüksek kârlı gizli fon” adı, banka şubesi ve ünlü futbolcu çevresiyle birleşti; ilk iddianamede yaklaşık 44 milyon dolarlık tutardan söz edildi. Ortak ders şudur: Türkiye’de mağdur çoğu zaman çıplak bir yabancıya değil, tanıdık isimlerin birbirine referans olduğu güven ağına para verir.
Bu vakaların rakamları haberlerde sık sık şişer veya farklı hesaplanır. Thodex için dolaşıma giren 2 milyar dolar iddiası ile dava dosyalarında esas alınan zarar aynı değildir; Madoff’ta da sahte hesap bakiyesi ile yatırılan net para farklıdır. Fakat rakam tartışması yöntemi değiştirmez: müşteri parasının kullanım amacı saklanmış, likidite görüntüsü gerçeği yansıtmamış ve çıkış kapısı kapanmıştır.
8.Son “Fona Hücum”: Tera, Pusula ve Çevresindeki Kriz
Eylül 2026’da görülen olayın başlangıç işareti, Pusula Portföy’ün bazı fonlarda yatırımcıların para iadesini karşılayamamasıydı. Bir günde fonlardan yaklaşık 1 milyar dolara varan çıkış yaşandığı bildirildi. Ardından SPK, aralarında Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls Portföy’ün bulunduğu yedi şirketin çok sayıda fonunu işleme kapattı ve tasfiye süreci başlattı.
İlk haberlerde rakamlar değişse de SPK’nın 23 Eylül 2026 tarihli açıklaması tabloyu netleştirdi: 17 Eylül’de yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verilmişti ve bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyordu. Bu sayı, olayın dar bir piyasa kavgası değil, yüz binlerce insanı ilgilendiren bir güven krizi olduğunu gösteriyor.3
İddia edilen temel mekanizma şuydu: Bazı fonların ilişkili veya yakın şirketlerin piyasada az dolaşan hisselerine yoğun biçimde yatırım yapması, bu alımların fiyatı ve dolayısıyla fonun net varlık değerini yükseltmesi, yüksek görünen getirinin de yeni yatırımcı çekmesi.
Kamuoyundaki önemli sorulardan biri, Tera bağlantılı fonun geniş yatırımcıya açılmadan önceki kapalı döneminde bulunduğu ileri sürülen yaklaşık 12 yatırımcıdır. Bunların kimlikleri, giriş tutarları, çıkış tarihleri ve kazançları resmen açıklanmış değildir. Bu grup, el koyma kararını öğrenip son anda para çektiği kanıtlanmış 12 kişi değil; fonun kapalı dönemde olağanüstü değer kazandığı sıradaki ilk yatırımcılar olarak tartışılmaktadır.
Bu kişiler kimdi; fonun halka açılacağını veya portföydeki fiyatlamayı önceden biliyorlar mıydı? Fon yöneticileri, ilişkili şirketler, kamu görevlileri ya da siyasi çevrelerle bağlantıları var mıydı? Erken kazançlar gerçek piyasa işlemlerinden mi doğdu, yoksa sonradan gelen küçük yatırımcıya devredilecek şişirilmiş bir fiyat mı oluşturuldu? Bu sorular cevaplanmadan dosya eksik kalır.
SPK üç hissedeki işlemler nedeniyle 38 kişi hakkında suç duyurusunda bulundu ve iki yıllık işlem yasağı uyguladı; Tera ve Pusula yöneticileri hakkında gözaltı işlemleri yapıldı. 22 Eylül’de soruşturmanın yeni dalgasında başka gözaltılar ve Hedef Yatırım Bankası’nın 2 milyar TL’lik bir swap işleminin MASAK tarafından durdurulması gündeme geldi.
Müdahale öncesindeki hareketler de incelenmelidir. Kamuya yansıyan verilere göre Tera Portföy Birinci Serbest Fon’dan 1 Eylül’de 28,4 milyar, 2 Eylül’de 21,7 milyar, 15 Eylül’de 9 milyarın üzerinde ve 16 Eylül’de 7,8 milyar TL net nakit çıktı. Aynı haberlerde 28 Ağustos sonrası toplam çıkış 59,6 milyar TL, ayrılan yatırımcı sayısı 8 bin 560 olarak verildi. Günlük rakamlarla dönem toplamı uyuşmadığından SPK işlem bazlı resmî dökümü açıklamalıdır.
Parayı kim, hangi sırayla çekti? Büyük ve küçük yatırımcıların emirleri aynı koşullarda mı karşılandı; belirli müşterilere öncelik verildi mi? Gerçek faydalanıcılar ve emir saatleri incelendi mi? SPK, 1 ve 2 Eylül’deki olağanüstü hareketlere rağmen neden acil fon bazlı tedbir almadı?
Çıkışların 28 Ağustos’taki kamuya açık rehber değişikliğinden sonra başlaması, bilgi sızıntısını kanıtlamaz. Yine de büyük emirlerin saatleriyle SPK, MASAK, savcılık ve fon yönetimleri arasındaki temaslar karşılaştırılmalıdır. Bazı yatırımcılar yaklaşan temerrüt, tasfiye veya operasyondan önceden haberdar edildi mi? Telefon ve hesap kayıtları incelenmeden bu ihtimal dışlanamaz.
İsimlerin açıklanmasında aynı ölçü uygulanıyor mu? Muhalefetle bağlantılı dosyalarda isimler ve para hareketleri hızla yayımlanırken, siyasi bağlantıları bulunduğu ileri sürülen erken dönem yatırımcıları neden açıklanmıyor? Soruşturma gizliliği herkese eşit mi uygulanıyor, yoksa bazı dosyalarda koruma perdesine mi dönüşüyor?
En çarpıcı gösterge, bazı fonların normal ekonomik faaliyetle açıklanması güç getirileridir. Wall Street Journal, Tera Portföy’ün öne çıkan fonlarından birinin iki yılda yaklaşık yüzde 43.000 getiri yazdığını ve 5 milyar dolar civarında varlığa ulaştığını aktardı. 4 Böyle bir getiri tek başına suç kanıtı değildir; ama denetim için siren sesidir. Bir ekonomide üretim, satış ve kâr bu hızda büyümezken finansal varlığın yüzlerce kat artması, “Bu servetin karşılığında hangi fabrika, hangi ihracat, hangi nakit akışı var?” sorusunu zorunlu kılar.
9.“Devlet Arkalarında” Hissi Nasıl Üretilir?
Yatırımcı çoğu zaman bilançoyu okuyamaz; insanları okur. Yönetim kurulunda profesör, ekranda tanınmış ekonomist, ailede eski bakan veya üst düzey bürokrat, kamu kurumlarıyla geçmiş görevler ve iktidara açık destek beyanı gördüğünde zihninde şu kısa yol oluşur: “Bunlar bu kadar görünürse devlet bunları denetlemiştir; başlarına bir şey gelmez.”
Tera çevresinde bu güven halesini besleyebilecek doğrulanabilir unsurlar var. Tera yöneticisi Emre Tezmen’in babası Oğuz Tezmen; Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarlığı, Türk Telekom ve THY yönetim kurulu başkanlıkları, TBMM dışından Ulaştırma Bakanlığı ve milletvekilliği yaptı. Yönetim ve gözaltı haberlerinde adı geçen Emre Alkin ve Kerem Alkin kamuoyunca tanınan akademisyen ve ekonomistler; Kerem Alkin üniversite rektörü. Tera başkanının kriz sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a desteğini vurguladığı da herkesçe bilinir.
Bu bağların hiçbiri tek başına suç delili değildir. Fakat yatırımcı davranışı bakımından etkileri gerçektir. İtibar, lisans ve siyasi yakınlık aynı vitrinde birleşince özel şirket kamusal güveni ödünç alır. En tehlikeli cümle, kimsenin açıkça söylemesine gerek kalmadan yatırımcının zihninde kurulur: “Devlet arkalarında.” Oysa lisans, devlet garantisi değildir; eski kamu görevi, fon zararının Hazinece ödeneceği anlamına gelmez; iktidara destek de yatırım ürününü güvenli yapmaz.
Dokunulmazlık algısını yalnız unvan ve akrabalık değil, eleştirenlerin başına gelenler de besler. Eski BDDK Bankalar Yeminli Murakıbı ve MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak, basına göre 30 Temmuz 2025’te Tera hakkında CİMER’e başvurdu; daha sonra savcılığa suç duyurusunda bulunarak piyasa işlemleriyle birlikte kamu kurumlarının ihmalini de gündeme getirdi.
Başak, Tera Yatırım ve Emre Tezmen’in şikâyeti üzerine 19 Kasım 2025’te; 8 Nisan 2026’da ise “halkı yanıltıcı bilgi” ve “borsa manipülasyonu” iddialarıyla yeniden gözaltına alındı, ardından adli kontrolle serbest bırakıldı. Bu kronoloji gözaltıların yalnız şikâyet nedeniyle yapıldığını kanıtlamaz; fakat şu soruyu doğurur: Uyarılar neden kapsamlı bir Tera incelemesine dönüşmedi de uyarıyı yapan kişi iki kez adli işlemle karşılaştı?
Şirket büyüyüp fon toplamayı sürdürürken onu eleştiren eski bir mali suçlar bürokratının gözaltına alınması, yatırımcıya “Devlet şirkete değil, eleştirene müdahale ediyor” mesajı verebilir. İddiaların doğruluğundan bağımsız olarak bu görüntü, dokunulmazlık ve siyasi koruma algısını büyütür.
10.Devlet Yöneticileri de Manipüle Edilebilir mi?
Evet. Bunun için mutlaka rüşvet veya suç ortaklığı gerekmez. Sistem şu yollardan devlet kararını da yanıltabilir:
Bilgi üstünlüğü: Kurum, fonun gerçek likiditesini ve ilişkili işlemlerini yöneticiden daha geç görür.
Başarı vitrini: Yükselen borsa, büyüyen halka arz ve artan fon büyüklüğü ekonomi yönetimine başarı göstergesi gibi sunulur.
Batamayacak kadar bağlantılı görüntüsü: Çok yatırımcı ve çok şirket birbirine bağlanınca müdahale gecikir; çünkü erken kapatma da siyasi maliyet yaratır.
Kapı döngüsü: Eski kamu görevlileri özel sektöre, özel sektör temsilcileri danışma kurullarına geçer. Kişisel suç olmasa bile eleştirel mesafe azalır.
Kriz şantajı: “Bizi sıkıştırırsanız piyasa çöker” söylemi, kamu otoritesini özel zararı hafifletmeye zorlar.
Artık “SPK görmedi” denilemez. Kurumun açıklamasına göre olağan dışı fiyat hareketleri 2025’in son çeyreğinde gözlendi; konu 2 Aralık’ta Mehmet Şimşek başkanlığındaki Finansal İstikrar Komitesi’nde görüşüldü ve ertesi gün SPK’da çalışma grubu kuruldu. Buna rağmen kapsamlı rehber 28 Ağustos 2026’da, 131 fonun tasfiye kararı ise 17 Eylül’de geldi.
Asıl soru, bilinen tehlikeye dokuz ay boyunca neden etkili ve fon bazlı müdahale edilmediğidir. Çalışma grubu ne buldu, yönetime ne zaman sundu, hangi tedbirler kim tarafından ertelendi? Gecikme teknik hazırlıktan mı, piyasa korkusundan mı, siyasi baskıdan mı, yoksa belirli çevreleri koruma düşüncesinden mi kaynaklandı?
MSCI de Haziran 2026’da küçük şirketlerle bağlantılı fon işlemlerinde muhtemel koordineli alım satım, hissedarlık şeffaflığı ve yapay serbest dolaşım görüntüsü konusunda uyardı. SPK’nın 2025 sonundan beri bildiği tehlikeye Eylül’e kadar etkili müdahale edilmemesi artık basit bir görmeme meselesi sayılamaz.
Gecikme yetersizlik, ihmal, baskı veya kasıtlı korumadan mı kaynaklandı? “Gaflet mi, ihmal mi, ihanet mi?” sorusuna cevap için ihbar kayıtları, çalışma grubu raporları, kurul gündemleri, üye oyları ve erteleme gerekçeleri açıklanmalıdır.
Sorumluluğu yalnız eski başkan İbrahim Ömer Gönül’e yüklemek de kolaycılıktır. Mevcut başkan Mahmut Sütcü, Mayıs 2026’da başkan olmadan önce Kasım 2024’ten beri SPK İkinci Başkanıydı. Sorunun fark edildiği dönemde ikisi de üst yönetimdeydi; “eski başkan geciktirdi, yeni başkan çözdü” anlatısı ancak raporlar ve oy kayıtları açıklanırsa doğrulanabilir.
Eski ve yeni yönetim hangi bilgiye ne zaman ulaştı, hangi kararlara katıldı? Daireler olağan dışı fiyatları ve çıkışları bildirdi mi? Ceza sorumluluğu kişiseldir; fakat kurumsal sorumluluk başkan değişikliğinin arkasına saklanamaz.
Savcılık yalnız fon yöneticilerini ve yatırımcıları değil, SPK’ya ulaşan ihbarları, açılan incelemeleri, çalışma grubunun bulgularını ve erken müdahaleyi geciktiren kararları da araştırmalıdır. Bilgisi ve yetkisi bulunduğu hâlde hareketsiz kalan kamu görevlileri varsa sorumlulukları incelenmelidir.
Bütün SPK üyeleri peşinen suçlanamaz; fakat her üye ve yöneticinin bilgisi, yetkisi, oyu ve ihmali ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Gecikmenin yatırımcıya maliyeti ve kamu görevlilerinin ihmaliyle zarar arasındaki bağ ortaya çıkarılmalıdır.
Başka bir dosyada MASAK’ın mali istihbarat sistemi nedeniyle üç eski başkanın ifadesine başvurulacağının açıklanması da aynı ilkeyi gösteriyor: Ciddi bir kurumsal zaaf araştırılırken yalnız alt kademe değil, dönemin üst yöneticileri de dinlenebilir. Aynı ölçü SPK’nın geçmiş ve mevcut karar zincirine de uygulanmalıdır.
11.Kolay Para Tuzağına Kim, Nasıl Çekilir?
Mağduru yalnız “açgözlü” diye küçümsemek de yanlıştır. Enflasyonda birikimi eriyen, ev alamayan, maaşı üretimden pay vermeyen insan kolay kazanca değil, çoğu zaman kaybettiği güvenliğe koşar. Sahtekâr bu çaresizliği kullanır.
Kanca genellikle altı parçalıdır: olağanüstü geçmiş getiri; “sınırlı kontenjan” ve kaçırma korkusu; tanınmış isim veya arkadaş referansı; ilk aylarda gerçekten yapılan ödeme; karmaşık finans dilinin uzmanlık perdesi olarak kullanılması; para çekmek isteyen kişiye yeni vade, bonus veya tehdit. Dijital platformlar buna 7/24 fiyat, oyunlaştırma, bildirim ve sosyal medya grubunu ekler.
BIS’in kripto uygulama verileri üzerine çalışması, büyük ve bilgili yatırımcılar satarken küçük yatırımcıların çoğu kez alıcı kaldığını; incelenen ekonomilerin hemen hepsinde kullanıcıların çoğunluğunun Bitcoin pozisyonlarında zarar ettiğini gösterdi. 5 Yani “herkes aynı piyasada” olsa da herkes aynı bilgi, hız ve çıkış kapısına sahip değildir.
12.Vatandaş İçin Yedi Kırmızı Bayrak
1.Getiri üretim, satış veya faiz seviyesinden kopmuşsa; “nasıl?” sorusunun anlaşılır cevabı yoksa.
2.Fon birkaç düşük dolaşımlı hisseye veya aynı grup şirketlerine yığılmışsa.
3.Fon her gün para iadesi vaat ederken portföyündeki varlıklar kolay satılamıyorsa.
4.Yönetici riskten çok bağlantı, unvan, devlet yakınlığı ve ünlü isim anlatıyorsa.
5.Bağımsız saklayıcı, denetçi ve değerleme zinciri kâğıt üzerinde var ama aynı çevrenin etkisindeyse.
6.“Zarar ihtimali yok”, “içeriden bilgi”, “devlet biliyor”, “özel fon” ve “hemen gir” cümleleri birlikte kullanılıyorsa.
7.Para çekme talebi gecikiyor, yeni ürünle çevrilmek isteniyor veya ödeme için yeni yatırımcı aranıyorsa.... Sistem tehlike veriyor demektir.
Sonuç: Fon Değil, Karşılıksız Kazanç Kültürü Sorgulanmalı
Fon piyasasını tümden şeytanlaştırmak, üretimi finanse edebilecek faydalı bir aracı yok etmek olur. Fakat fonu çok önemsemek de aynı derecede yanlıştır. Bir fonun değeri; tabelası, yöneticisinin soyadı veya siyasi fotoğrafıyla değil, finanse ettiği gerçek varlık, bağımsız denetim, likidite ve adil risk paylaşımıyla ölçülmelidir.
Son olayın bize söylediği şudur: Türkiye’de sanal servet, bazen gerçek üretimden daha hızlı ödüllendiriliyor. Fiyat yükselişi başarı, fon büyüklüğü itibar, siyasi temas güvence sayılıyor. Bu ortamda piyasa sahtekârı yalnız yatırımcıyı değil, bankayı, düzenleyiciyi ve siyasetçiyi de kendi hikâyesine ortak edebilir.
Çözüm daha fazla slogan değil, çıkar çatışmalarını görünür kılan çıplak kurallardır: İlişkili tarafların günlük açıklanması; düşük dolaşımlı hisselere yoğunlaşma sınırı; fon bazında gerçek likidite testi; yönetici ve ortakların kişisel işlemlerinin izlenmesi; bağımsız saklama ve fiyat doğrulama; reklamda geçmiş getiri kadar azami kaybın da gösterilmesi; düzenleyici uyarıların ve incelemelerin siyasi takvimden bağımsız yürütülmesi şart.
Yeni kural koymak geçmiş sorumluluğu silmez. Kapalı dönemde girip olağanüstü kazançla çıkanlar, büyük para hareketlerini zamanlayanlar ve düzenleyici kararları önceden öğrenmiş olabilecek kişiler ortaya çıkarılmalıdır. Uyarıları görüp tedbiri geciktiren kamu görevlileri de araştırılmalıdır. Soruşturma yalnız aşağıya yürürse operasyon, para ve karar zincirini yukarıya izlerse gerçek hesaplaşma olur.
Üretmeden kazanma hayali her dönemde yeni bir isim bulur: banker, saadet zinciri, gizli fon, kripto, serbest fon. Ambalaj değişir; düzen aynı kalır. Gerçek ekonomi mal, hizmet, bilgi ve istihdam üretir. Manipülasyon ekonomisi ise fiyat, hikâye ve güven görüntüsü üretir. Birincisi toplumu zenginleştirir; ikincisi zenginliği geç girenden erken çıkana taşır.
Hukuki Not: Tera/Pusula soruşturması bu metnin tarihi itibarıyla sürmektedir. Suç duyurusu, gözaltı, tutuklama veya malvarlığı tedbiri kesinleşmiş mahkûmiyet değildir. Metin, kişi suçluluğu ilan etmek yerine açıklanan işlemleri, piyasa yapısını, güven üretme yöntemini ve düzenleyici açıkları değerlendirmektedir.
Kaynaklar:
1 Investment Company Institute, “Worldwide Regulated Open-End Fund Assets and Flows, First Quarter 2026.”
2 Kur'an-ı Kerim, el-Bakara 2/275 ve en-Nisâ 4/29; Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye, md. 85 ("Bir şeyin nef'i damânı mukabelesindedir") ve md. 87 ("Mazarrat menfaat mukabelesindedir"); Muhammad Taqi Usmani, An Introduction to Islamic Finance, Kluwer Law International, 2002, özellikle ss. 17-36; M. Umer Chapra, Towards a Just Monetary System, The Islamic Foundation, 1985.
3 Sermaye Piyasası Kurulu, “Tasfiye Konusu Fonlardaki Yatırımcı Sayısına İlişkin Açıklama”, 23 Eylül 2026.
4 Wall Street Journal, “Multibillion-Dollar Stock-Market Scandal Roils Erdogan’s Turkey,” Eylül 2026.
5 Bank for International Settlements, “Crypto shocks and retail losses,” 2023.
Toplam Okunma Sayısı : 10