PARTİLER HAVLU ATINCA
Bu Makaleyi Dinleyin
SİYASETTE ÇÜRÜME VE SİYASİ SORUMLULUK
Partilerin siyasal hayat içerisindeki yeri, toplumsal ilişkilere dair fonksiyonu üzerinden ele alınmalıdır. Bizde aşırı politize olmuş bir zemin dolayısıyla siyasi partiler, neredeyse hayatın akışını birçok açıdan yönlendirme gücünü tekellerine almıştır. Ekonomiden inanç dünyasına birçok alanda siyasi partiler belirleyici rol üstlenmişlerdir. Osmanlı'nın son döneminde, özellikle İkinci Meşrutiyet günlerinde siyasetin omurgasını, payitahta rağmen partiler şekillendirmeye başlamıştır. Şeklen padişah ön planda gözükse de, fiili insiyatifi partiler almaya başlamıştır. Gençlik hareketleri ve ideolojik akımlar dolayısıyla, toplumsal kutuplaşma partiler ekseninde oluşmaya başlamıştır. Bu durum, aynı zamanda bir polarizasyon ve önce aydınlar arasında, sonra toplumda kutuplaşma zeminini oluşturmuştur.
Anadolu'da kurtuluş savaşı'nın ateşi yakıldığında, bir kısım bürokrat ve eşrafla birlikte siyasal tohumlar yeniden atılmıştır. Müdafa-i Hukuk cemiyetleri İttihat Terakki'den kalan kadrolarla, CHP'ye dönüşen kadrolar arasında köprü rolü oynamıştır. Ankara Hükümeti'nin savaş sonrası ilk yıllarında, ittihatçı kadroların bir kısmının, inisiyatifi ele almak istemesi, beraberinde derin bir tasfiyeyi de getirmiştir. Birkaç kez denenen çok partili hayat girişimi, durdurulmak zorunda kalınmıştır. Özellikle 1946 sonrası süreçte, Demokrat Parti iktidarının, partici cephe siyaseti, yeni bir rövanşizmin zeminini oluşturmuştur. Sonraki yıllarda, askeri müdahalelerle yeni bir balans ayarı yapılmaya çalışılmışsa da, bu bir vesayet sistemini oluşturmuştur.
Cumhuriyet'in bir sermaye devleti olarak şekillenmemiş olmasına rağmen, son yıllarda finans kapitalin küresel gücü ile eş zamanlı biçimde, Türkiye siyaseti ve kısmen bürokrasisi sermaye tarafından kuşatılmaya başlanmıştır. Çevreden merkeze taşınmaya çalışılan yerli milli sermaye de, bu konuda bir denge ve fren mekanizması oluşturamamış. Zamanla rekabetle birlikte, yozlaşmanın parçası haline gelmiştir.
Son yıllarda, siyasetin gittikçe toplumsal özveri zemininden kayıp, kişisel kariyer planlaması ve hızlı zengin olma aracına dönüşmesi, bu dramatik tablonun eseridir. Partilerin gençlik kollarının bile, toplumsal ideolojik duyarlılıktan, rant kapısına evrilmesi bir kuşağın türkiye ütopyasını da zehirlemiştir. Hem merkezi yönetime, hem de belediyelere yönelik siyaset hevesi, ülke sorunlarının çözümüne dair bir idealizmden çok, marka hastalığına dönüşen tüketim ve eğlence alışkanlıklarının altyapısını oluşturmuştur.
Bugün itibariyle iktidar cephesinde fonlar ve borsa üzerinden yürüyen tartışma ile daha çok yeni partiye odaklı yerel siyaset içerisindeki çürüme, ortak sorunun dışa vurumlarıdır. Siyasi partilerin toplumsal hayattaki rolü yeniden düzenlenmez ise, sanat, spor, hatta kültürel kurumlar, sivil toplum örgütleri dahil her alan, bu çürümeden payına düşeni alacaktır.
Toplumda tepkisel biçimde, parti karşıtlığı ya da siyaset düşmanlığına dönüşme potansiyeli bile taşıyan bu tablo, makul ama ciddi ve radikal bir müdahaleyi gerektiriyor. Artık sadece teknik bir ekonomi ve kaynak kullanımını aşan, ahlaki çöküş ve beka sorunu dolayısıyla güvenlik riskine dönüşen bir alandan bahsediyoruz.
Fonlar ve belediyeler, iktidar ile muhalefeti birlikte tehdit ediyor. Siyaset can çekişiyor.
Siyasi sorumluluk esasen en üst sorumluluktur.
Ahlaki sorumluluk, kişini kendi vicdanına dönüktür ama hiç şüphesiz topluma ve hukuka dönük boyutu da ahlaki sorumlulukla ilişkilidir.
Hukuki sorumluluk ise hem toplumla ve ama önce devletle ilgili boyutu oluşturur. Teftiş ve yargı süreçleri konunun sadece bu boyutunu öncelemelidir.
Siyasi sorumluluk ise doğrudan topluma karşı işlenmiş suçların ahlaki hukuki boyutunu da kapsar. Siyasal sorumlular kendi yetki alanlarındaki bürokrat, Belediye Başkanı gibi kamu kaynaklarını kullananların başarılarının oluşturduğu memnuniyetin siyasi hasılasını toplarlar. Bir bürokrat başarılı olduğunda bir belediye başkanı doğru işler yaptığında, mensubu olduğu partinin genel merkezi, dolayısıyla genel başkanı da bunun üzerinden siyasal iddialar ortaya koyar. Aynı şekilde bir merkezi ya da yerel yönetici de kamu kaynaklarını kötü kullandığında, kişisel kariyer planlamasını sorumluluk alanının önüne koyduğunda, bunun faturasını mensubu olduğu siyasi kimliğe de ödetir. Kamu kaynaklarını kullananların partileri ile olan ilişkisi, hukuku, sadece bir rozet ve tabela ortaklığı olmamalıdır.
Partiler, aynı zamanda bir sivil denetleme, izleme mekanizması gibi çalışmalıdır. Bırakın kirlenmeye, çürümeye, rant paylaşımına, suç ortaklığı yapmayı, bunu frenleyecek bir mekanizma işlevi görmelidir. Bir üst düzey bürokrat ya da belediye başkanı, partisinin müdahale edemediği, engel olamadığı, durduramadığı ilişkiler içerisine girdiğinde, konunun inceleme, araştırma aşamasından kamuoyuna açık gözaltı ve yargılama aşamasına geçmesi, geri dönüşü olmayan noktadır.
Siyasi faturayı genel merkezler ve genel başkanlar ödemek zorunda kalıyorsa, partiler de bu faturayı kesilmeden önce gören, insiyatif geliştiren, müdahale eden, tedbir alan bir pozisyon sergilemek zorundadır. Aksi takdirde geriye sadece, yolsuzluklar üzerinden zamanlama odaklı pazarlık yapılmasına ve "tencere dibin kara seninki benden kara" polemikleriyle, siyasi çürümeye, toplumun siyaseti olan güveninin erimesine tanıklık etmeye devam edeceğiz.
Gemi su alıyor. Sürekli kaos strajisiyle, operasyon yapmak isteyen uluslararası aktörler, elini ovuşturarak düğmeye basmak için fırsat bekliyor.
Aynı gemideysek birlikte batacağımızın farkında mıyız!
Bu vakitten sonra sadece ideolojik fraksiyon ya da cemaate dönüşmüş arkadaşlık grupları üzerinden, siyasetin merkezinin temizlenmesi kolay olmayacaktır. Yeni bir toplumsal merkez inşası, siyasetin önceliği olmalıdır. Mevcut partiler, partileşme çabası içine girenler, bu merkez ya da merkezlerin inşasına odaklanmalıdır. Önümüzdeki dönemde siyaset, partilerden çok ittifaklar üzerinden şekillenebilir. Devletin ihtiyaçları ile toplumun beklentileri arasındaki köprüyü, siyasi partilerin yeniden kurabilmesi, ancak siyasetin yeniden kurulabilmesiyle söz konusu olur.
Siyaset, mizansen kavgalar, kutuplaşmadan beslenen gettolar üzerinden değil, yetenek rekabeti, liyakat yarışı ve ortak paydayı, ortak aklı gözeten bir yaklaşımla, inşa sürecine girmek zorundadır. Siyasetteki çürümeyi görerek, partili hayattan uzak durmayı erdemli kalmanın yolu olarak görenleri de, siyasetin merkezine taşıyacak bir süreç, bütün partilerin kongre süreçlerinin ana gündemi olmak zorundadır. Yeni Parti'nin ne kadar ve nasıl bir yeni olacağı, Cumhuriyet Halk Partisi'nin en azından geçmiş dönemden devraldığı kamu malı hassasiyetini yeniden siyasetin merkezine ne ölçüde taşıyacağı ve uzun iktidar ömrü açısından metal yorgunluğunu travmatik biçimde yaşayan AK Parti'nin nasıl bir olağan ya da olağanüstü kongre süreci yaşayacağı, sadece bu partileri değil, bütün toplumu doğrudan ilgilendirmektedir.
Toplam Okunma Sayısı : 364