MAARİF MODELİNE NEREDEN BAKILMALI?

MAARİF MODELİNE NEREDEN BAKILMALI?

Bu Makaleyi Dinleyin
Parça: 1 / 1

Maarif modeli en çok ideolojik ve akademik alanda eleştirildi. Her ikisi de anlaşılır bir durum. İdeolojik açıdan, ülkemizin içinde olduğu durum gereği, zıt kutupların kanaatleri birbirini tamamen reddetmesi şeklinde gerçekleşiyor.

 

Akademik anlamda da; “beceri temelli” yaklaşım ideal olan olarak kabul edilse de sınav ve sonuç odaklı beklentiler karşısında yetersiz kalıyor. İdeal olan, gerçeklikle örtüşmüyor.

 

İdeolojik ve akademik alanda tartışmalar çok yoğun olsa da asıl tartışılması gereken, maarif yüzyılın “uygulama” sahasıdır. Model iyi tasarlansa da, öğretmenin hazır bulunuşluluk düzeyinin, modelin uygulanması için yeterli olup olmadığının üzerinde durulması gerekir. Çünkü eğitimin atlaması gereken eşik, yazılı belgeler üzerine aktarılmış teorik bilgiler değil, uygulama aşamasıdır.

 

Müfredat, metinler üzerinde idealize edilebilir; belgeleştirilebilir; ancak sınıfın kapısı kapandığında geriye kalan tek şey öğretmenin pedagojik kapasitesi, alan hakimiyeti ve sınıf yönetimidir. Eğer öğretmen, “beceri temelli yaklaşımı” yalnızca kavramsal bir söylem olarak biliyor fakat bunu ölçme-değerlendirme pratiğine dönüştüremiyorsa, model kağıt üzerinde kalmaya mahkûm olur.

 

Uygulama sahasında üç temel soru belirleyici olacaktır:

 

Birincisi: Öğretmenin dönüşümü:

 

Milli eğitim bakanlığı yirmi yıl önce davranışçı modelden, yapılandırmacı modele kâğıt üzerinde zaten geçmişti. O günden bu güne kadar geçen zaman şunu net olarak gösterdi. Bilgi aktaran öğretmenden, öğrenmeyi tasarlayan, öğrenciye rehberlik eden  öğretmene geçiş ciddi bir zihinsel paradigma değişimi gerektirir. Şöyle denebilir; önce uygulanmak istenen sisteme göre paradigma değişimi sağlanmalı, ardından sistem uygulamaya geçirilmeli.  Bu paradigma değişimi aynı zamanda hizmet içi seminerle değil, yapılandırılmış ve sürdürülebilir mesleki gelişim programlarıyla mümkündür. Aksi takdirde öğretmen, eski yöntemleri yeni terminoloji ile sürdürür.

 

İkincisi: Ölçme ve geri bildirim sistemi:

 

“Beceri temelli” bir model, çoktan seçmeli sınav kültürüyle birlikte yürütülecekse, öğretmen doğal olarak enerjisini sınav başarısına yönlendirecektir. Bu noktada öğretmenin ikili bir baskı altında kaldığı görülür: Müfredatın ideali ile velinin ve sistemin beklentisi arasında sıkışmak. Eğer bu gerilim yönetilmezse öğretmen, güvenli olanı yani sınav pratiğini tercih eder.

 

Üçüncüsü: Okul liderliğinin rolü:

 

Modelin başarısı, sahadaki yöneticinin vizyonu ile doğrudan ilişkilidir. Öğretmene yalnızca “uygula” demek yeterli değildir. Rehberlik, sınıf içi gözlem, geri bildirim kültürü ve mesleki öğrenme toplulukları oluşturulmadan dönüşüm gerçekleşmez. Uygulama sahası, öğretmeni yalnız bırakan değil; destekleyen bir sistem gerektirir.

 

Dolayısıyla tartışmanın yönü ideolojik kutuplaşmadan veya akademik içerik yoğunluğundan ziyade şuraya evrilmelidir:

 

Öğretmen bu modeli uygulayabilecek mesleki yeterlilik, zaman ve kurumsal destekle donatıldı mı?

 

Eğer cevap “kısmen” ise, sorun modelin kendisinden çok, dönüşümün yönetim biçimindedir. Eğitim sistemlerinde çoğu zaman başarısız olan şey fikir değil, geçiş sürecidir.

 

Son tahlilde Maarif Modeli’nin kaderini belirleyecek olan; metnin teorik gücü değil, sınıfın içindeki pedagojik gerçekliktir.

Toplam Okunma Sayısı : 334