SUÇLU BİZ DEĞİLİZ!

SUÇLU BİZ DEĞİLİZ!

Bu Makaleyi Dinleyin
Parça: 1 / 3

Dünyamızın ortalama sıcaklığı her sene artıyor, bu iklim değişikliğine, hava olaylarının düzensizleşmesine neden oluyor. Kendi yaşantımızda dahi artık iklim değişikliğini hissediyoruz. Artık eskiden gördüğümüz kadar kar yağmıyor, yağmurlar düzensiz, uzun süre yağmıyor, yağdığı zaman ortalığı sel götürüyor. Peki bu bilinmiyor muydu? Bu iklim değişikliği neden oldu?

 

Uluslararası petrol şirketi Exson'un bilim adamları tarafından 1 Nisan 1982 tarihinde hazırlanan, sadece yönetimin görebildiği raporda atmosfere salınan sera gazı parçacık sayısı ve ortalama dünya sıcaklık tahmini yapılıyor. Şirket bilim adamları daha 1980 yılında, Dünya atmosferinde milyonda 300 olan atmosferik karbondioksit parçacık sayısının  2030 yılına kadar 420-450 oranına 2080 yılına kadar ise 550-630 seviyesine çıkacağını, buna bağlı olarak gezegenin ortalama sıcaklığının 1,2 ile 1,5 arası artacağını, 2080 yılında ise bu sıcaklık artışının 3 derecelere çıkacağını tahmin ediyor. Günümüzde parçacık oranı tıpkı raporda çok isabetli şekilde öngörüldüğü gibi 421 parçaya, ortalama dünya sıcaklığı ise 1,2 derece artmış durumda.

 

Bir başka petrol firması Shell'in 1988 yılında kendi bünyesinde çalışan bilim adamlarına hazırlattığı yine şirket içi sera gazı raporunda; 2030 yılına kadar sera gazı oranının iki katına çıkacağını, buna bağlı sıcaklık artışı ile deniz seviyesi yüksekliğinin 1 metreye çıkacağını, bu artışın önü alınmazsa 2080 yılına kadar 5 metreye kadar ulaşabileceği  tahmininde bulunuyor.

 

Uluslararası petrol şirketleri gayet iyi tespit ettikleri bu duruma karşı hiçbir tedbir almamayı tercih ediyorlar çünkü bu tedbirler karlarının düşmesine sebep olur. Bunun yerine şirketler, 1980-85 arasında yayınladıkları reklamlar ile iklim değişikliği ile dalga geçen propaganda yapıyorlar, hatta düpedüz evet o kadar çok enerji üretimi yapıyoruz ki dünyayı değiştirme gücüne sahibiz türünde raporlar yayınlıyorlar. Ancak bir süre sonra bunun insanlarda bir tepkiye neden olacağını düşünerek bu meydan okumadan vazgeçiyorlar.

 

Petrol şirketleri 1990 lara kadar iklim değişikliği konusunda tam bir suskunluğa geçiyorlar ve bu konuda hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar.

 

Çevreci hareketlerin yükselişe geçmesi ile birlikte şirketler bu suskunluklarını terk edip yayınladıkları yoğun reklamlar ile küresel ısınmanın bir yalan olduğu propagandasını yapmaya başladılar. Küresel ısınmanın olmadığına dair, kendi ayarladıkları bilim adamları tarafından düzenlenen bir çok yanıltıcı rapor yayınladılar. Bu raporlarda petrol şirketleri dünyanın ısındığını gösteren verilerin zayıf hatta abartılı olduğunu, buna inananların korkak tavuk olduğunu, bir kısım bilim adamlarının durup dururken felaket tellallığı yapttığını söylediler. Günümüzde iklim değişikliği ile dalga geçen insanların kullandığı bir çok delil işte bu dönemde petrol firmalarınca uyduruldu.

 

Bu yoğun propaganda kampanyası 1997 yılında düzenlenen Kyoto İklim Değişikliği ile Mücadele Sözleşmesine kadar devam etti. Bu tarihten sonra firmalar yeniden bir söylem değişikliğine gittiler.

 

2000 yılından sonra petrol devleri artık kendilerini yeşile duyarlı, yenilenebilir enerjiye yönelmiş birer melek firma olarak tanımlamaya başladılar. Bu politika değişikliğinin nedeni artık sıradan insanların dahi iklim değişikliğini farketmeye başlaması, küresel ısınmanın bariz sonuçlarının artık inkar edilemez şekilde görülmesidir.

 

Küresel ısınmanın sorumlusunun enerji üreten firmalar değil bunu tüketenler olduğunu söylemek için Karbon Ayak izi kavramını ortaya attılar. Karbon Ayak izi değimi üniversiteler ya da bilim adamları tarafından üretilen bir şey değil, bizzat Shell'in uydurduğu bir kavramdır. Shell firması bir reklamda Karbon Ayak İzini kullandı ve diğer enerji firmaları da bu kavramı benimseyip reklamlarında kullandılar. Bunun sonucunda Karbon Ayak İzi kavramı bilim adamları ve insanlar tarafından kabul gördü ve akademik terminolojiye girdi.

 

Petrol şirketleri kendilerinin de küresel ısınmayı ciddiye aldığını göstermek için yeşile boyama denen bir yöntem kullanmaya başladılar. Bunun için yeşil enerji, yenilenebilir enerji diye muğlak bir kavram ortaya attılar. Neyin ne kadar yeşil enerji olduğunu, hangi üretimin yenilenebilir olduğunu kimsenin bilmediği ama herkesin rahatlıkla kendisinin yaptığını ileri sürebildiği çok kullanışlı, içi boş kavramlar.

 

Yeşil enerji için üniversiteler ile birlikte biyoyakıt üretmek bunun en güzel örneği. Petrol şirketleri milyon birim petrole dayalı üretimlerinin yanında bir birim biyoyakıt üretimi yaparak kendisini yeşil enerjiye önem veren, sera gazı salınımını düşüren bir firma olarak tanımlamaya başladılar. Üstelik daha sonra biyoyakıt üretimi zor ve maliyetli atık yağları toplamakla değil mısır yada yağlı tohumları gıda zincirinden çıkarıp, daha çok kar elde edilen biyoyakıt üretiminde kullanmaya başladılar. Öyle ki devletler mısır ya da yağlı tohumların belli oranlardan fazla biyoyakıt üretiminde kullanılmasını yasaklamak zorunda kaldılar.

 

Hatta bu biyoyakıt sahtekarlığı o kadar karlı hale geldi ki gübre üretiminde kullanılan amonyum artık gübre üretiminden daha fazla biyoyakıt üretiminde kullanılmaya başlandı. Amacı dışında biyoyakıt üretimi son 10 yılda dünyada yaşanan gıda enflasyonunun en büyük nedeni oldu.

 

Hatta firmalar kendilerini o kadar melek gösterme çabasına gittiler ki BP firması logosunu yeşil bir güneş, sonra ise büyük çiçek yaptı. Doğan çevre bilinci nedeniyle artık sıradan her firma bu yeşillendirme aldatmacasına katıldı. Örneğin oteller havluları yeniden kullanarak sürdürülebilir bir çevre politikası uyguladığını, hatta havluları her gün değiştirmeyerek çevrenin korunmasına katkıda bulunduğunu rahatlıkla iddia edebildi. Yada firmalar kendi üretimlerinde ölçek olarak gözönüne dahi alınmayacak, hiçbir anlamı olmayan göstermelik projeler ile çevreye duyarlı gibi davrandılar. Merkezlerinin birisinin çatısına ve balkonlarına yeşillik koyarak müthiş çevreci, dünyanın ısınmasına karşı çıkan, çevreye duyarlı bir firma olduğunu rahatlıkla söyleyebilir hale geldi.

 

Bu göz boyama öyle uçuk seviyeye geldi ki, Ekson Mobil deniz alg'leri kullanarak biyoyakıt üreterek sera gazı üretiminin önüne geçtiğini, bu şekilde dünyanın ısınmasının engellenmesine katkıda bulunduğunun reklamını yapabildi. BP geri kalır mı? Yaptığı yoğun reklamlar ile kendisinin sadece petrol üreticisi olmadığını, bütün enerji türlerinin üretimini yapan çatı firması olduğunu iddia etti. Petrol şirketleri yaptıkları  yoğun propaganda kampanyası ile kendilerini sürdürülebilir enerji üretimi için herşeyi yapan firmalar olarak göstermeye başladı. Halbuki yine aynı firmaların son 15 yılda bizzat kendilerinin yayınladıkları faaliyet raporlarında yatırımlarının ve faaliyetlerinin yüzde 99 kadarının petrole dayalı olduğunu ilan etmişlerdir.

 

Bu firmalar yıllarca küresel ısınmanın yalan olduğunu, sera gazı oranının artmasının abartıldığını söylemişlerdi. Halbuki 2004’den itibaren canhıraş bir şekilde yaptıkları ile dünyanın ısınmasını nasıl önlediklerini, sera gazı üretimini ne kadar kısıtladıklarını, küresel ısınmayı nasıl engellemeye çalıştıklarının propagandasını yapmaktalar.

 

Sadece petrol üreticisi büyük şirketler değil günümüzde herkes kimin ilan ettiği belli olmadan kendisini çevreci ilan edebiliyor. Bunun için çoğunlukla aldıkları çevre sertifikalarını kanıt olarak gösteriyorlar. İçlerinde üniversite ve bilim adamlarının bulunduğu bir başka sihirli kavram olan sivil toplum kuruluşları tarafından düzenlenen yarışmalar ya da ne şekilde yapıldığı belli olmayan denetleme ile verilen sertifika veya ödüller bu iddialarının en büyük delili. Son 40 yıldır işi sırf sertifika vermek yada yarışma düzenleyip ödül vermek olan yüzlerce sivil toplum kuruluşu kurulmuştur. Kurucuları incelendiğinde o sertifikanın verildiği iş kolunun en büyük şirketlerinin fonladığı vakıflar yada kuruluşlar olan bu yerler, yarışmaya giren her firmaya bir ödül vermeyi başararak çok büyük bir işe imza atmaktadır. Çok güvenilir sayılan laboratuvarların veya test merkezlerinin verdiği sertifikalar ise tam bir göz boyama olmuştur. Bazen gazeteci ya da ciddi bir iki bilim adamı bu ciddi merkezlere yıllardır kendilerinden ödül alan firmaların ismini taşıyan bozuk numunelerin güya bu merkezlerin laboratuvarlarında yapılan testlerden çok yüksek puanlar aldığını açıklayan şok edici çalışmalar yapsalar da bu raporlar medyada çok yer almıyor ya da olay büyürse bu merkezler sorumluluğu bir iki çalışanına atarak işin içinden sıyrılmasını her seferinde becerebiliyorlar.

 

Günümüzde kullanılan bir sahtekarlık türü ise sahte bilimsel veri kullanmak ya da gerçeklerin üstünü örtmek. Örneğin ürünlerimizin hiçbirinde kloro floro gaz bulunmamaktadır ibaresinin kullanılması. Halbuki bu gazların üretimi 2010 yılından beri bütün dünyada yasaklandı yani istese dahi kullanamaz. Ama ne gam bunu genel kullanıcı bilmiyor. Böyle bir ibare ile ürün çok çevreci oluveriyor.

 

Tüm bu sahtekarlıklar şirketlerin üzerindeki çevreyi kirletme ve doğayı katletme günahını insanların gözünden gizlemek için yapılıyor. İnsanlar olarak çevreyi etkileyecek eylemlerimizi bireysel olarak azaltmak tabi ki önemli. Ancak büyük petrol şirketlerinin doğaya verdiği yıkımı %1 azaltacak yeni bir iş yöntemi uygulaması ya da çevreye verdiği zararı %1 bırakması ile ortaya çıkacak büyük sonucun yanında bütün insanların çevreye duyarlı olarak yapacağı toplam fayda karşılaştırılamaz dahi. BP firması tek başına çevreye verdiği zararı %1 azaltarak, bütün dünyanın plastik poşet kullanımını sınırlandırmak için en büyük duyarlılığı göstermesinden daha fazla sonuç alır. Büyük firmaların ortaya koyduğu bunca sahteciğin nedeni firmaların kendi yapacakları bu kısıtlamaların karlarını düşürecek olmasıdır. Firmalar karlarının düşmesi karşısında dünyanın veya insanların zehirlenmesini asla umursamamaktadır. Nasıl olsa yapacakları reklamlar ile toplumların algıları ile oynayabildiklerini bilmektedirler. 

 

İnsanların tekil kararları ile uyguladıkları tekil eylemlerin kitlesel sorunlara fayda etmesi ve bu sorunları ortadan kaldırması mümkün değildir. İnsanın tekil kararı ile güç verebileceği en anlamlı hareket aslında toplumsal bilinç oluşturmak için ortaya çıkmış kişilere verecekleri destektir. Firmaları çevreye duyarlı gibi davranmaya iten şey örgütlenen çevreci hareketlere insanların desteği olmuştur. Toplumsal değişimler ve toplumsal zararların ortadan kalkması  kişilerin kendi eylemlerini değiştirmeleri ile olmamıştır. Tabiki toplumsal hareketlerin çıkış noktası olan bireysel hareketler olmuştur. Ancak değişimi sağlayan bu bireysel tavır almaya gösterilen toplumsal destek olmuştur. Elimizdeki en büyük güç işte budur. Bu desteği kullanmamamız için ortaya atılan en büyük sahtekarlık ise Karbon Ayak İzi’mizi düşürme yalanıdır. Bir sonra ki yazımızda şirketlerin kendi suçlarını insanlara yıkmak için uydurdukları Karbon Ayak İzi yalanı ve kişisel karbon ayak izimizi küçülterek doğayı koruyacağımız yalanını ele alacağız. Tekrar görüşene kadar hoşça ve sağlıcakla kalın. 

Toplam Okunma Sayısı : 4058