TÜRKİYENİN LİBYA HAMLESİ: HAFTER’LE YENİ DÖNEM

TÜRKİYENİN LİBYA HAMLESİ: HAFTER’LE YENİ DÖNEM

Bu Makaleyi Dinleyin
Parça: 1 / 3

MİT Başkanı İbrahim Kalın, 25 Ağustos’ta, Bingazi yakınlarındaki Recme'de, Libya’nın doğusunu elinde tutan Halife Hafter’le bir araya geldi. Görüşme Türkiye'nin Hafter ile kurduğu ilk üst düzey temas oldu.

 

Türkiye-Libya ilişkilerinin ve Hafter yönetimi ile son yıllarda kaydedilen gelişmelerin ele alındığı görüşmeye, Hafter'e bağlı Libya Ulusal Ordusu yetkilileri de katıldı.

 

Türkiye son dönemde Libya'da desteklediği Trablus yönetiminin yanı sıra, Bingazi yönetimi ile de ilişkilerini geliştirmek için adımlar atıyor. Bu ortamda, ülkenin doğusunda kontrolü elinde bulunduran Halife Hafter'e bağlı Temsilciler Meclisi'nin 2019 tarihli “Deniz Yetki Alanları Anlaşması” onaylaması gündemde.

 

Türkiye'nin deniz yetki alanını uluslararası planda zapta geçiren ve Doğu Akdeniz'deki güç dengeleri açısından büyük önem taşıyan anlaşma, Türkiye ile BM'nin tanıdığı Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) arasında imzalanmış, UMH anlaşmayı kendi prosedürleriyle onaylarken, Hafter yönetimindeki Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi anlaşmayı reddetmişti.

 

Söz konusu anlaşma, 2020’de BM tarafından tescil edilerek, uluslararası meşruiyet kazandı.


LİBYA’DA YAŞANAN SÜREÇ

 

Libya'da Hafter'in 2014'te Trablus'taki hükümete karşı savaş açması üzerine Türkiye Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti'ni desteklemiş ve askeri olarak Hafter'in ilerleyişini durdurmuştu.

 

2019'da imzalanan “Deniz Yetki Alanları Anlaşması” tanımayan Hafter, bu dönemde Trablus'a destek veren Türkiye'yi "dış müdahale" yapmakla ve "işgalci olmakla" suçladı.

 

Ekim 2020'de BM gözetiminde sağlanan ateşkesle Libya'da çatışmalar sona ererken, ülkede ikili yönetim yapısı oluştu. Türkiye ise Trablus yönetimine desteğini sürdürdü.

 

DOĞU AKDENİZ'DE GÜÇ MÜCADELESİ

 

Doğu Akdeniz'deki güç mücadelesi, bölgedeki zengin doğal gaz ve petrol yataklarının keşfiyle şiddetlenen karmaşık bir jeopolitik rekabettir. Bu mücadele, sadece enerji kaynakları değil, aynı zamanda deniz yetki alanları, askeri güç dengesi ve bölgesel etki mücadelesini de içeriyor.

 

Enerji Kaynakları

 

Rekabetin temelinde, İsrail'in Leviathan, Mısır'ın Zohr ve Güney Kıbrıs'ın ilan ettiği Afrodit gibi dev doğal gaz sahaları yatıyor. Bu kaynaklar, bölge ülkelerine enerji bağımsızlığı ve Avrupa'ya alternatif bir enerji tedarik rotası olma fırsatı sunuyor. Her ülke, bu zenginliklerden pay almak için stratejiler geliştiriyor.

 

Deniz Yetki Alanları Anlaşmazlıkları

 

Deniz yetki alanları mücadelenin en kritik noktasını oluşturuyor. Ülkeler kendi karasuları, kıta sahanlıkları ve münhasır ekonomik bölgeleri (MEB) üzerinde hak iddia ederken, bu iddialar sıklıkla çakışıyor.

 

Türkiye-Yunanistan-GKRK Anlaşmazlığı

 

Türkiye, Yunanistan'ın ve Güney Kıbrıs'ın adalarının MEB'ini genişletme iddialarına karşı çıkıyor ve adaların anakaranın kıta sahanlığını daraltamayacağını ve deniz yetki alanlarının hakkaniyetli bir şekilde belirlenmesi gerektiğini savunuyor.

 

BÖLGEDEKİ AKTÖRLER VE İTTİFAKLAR

 

Doğu Akdeniz'deki güç mücadelesi, farklı ittifak bloklarının oluşmasına yol açmıştır.

 

Türkiye ve Müttefikleri

 

Türkiye, Libya'daki Trablus merkezli hükümeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile iş birliği yaparak bölgedeki konumunu güçlendirmeye çalışıyor.

 

Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Bölgesel İttifak

 

Yunanistan ve Güney Kıbrıs, Mısır ve İsrail ile birlikte Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nu (East Med Gas Forum) kurarak Türkiye'ye karşı ortak bir cephe oluşturdular. Bu ittifakın amacı, bölgedeki enerji projelerini Türkiye'yi dışarıda bırakarak hayata geçirmekti.

 

Küresel Güçler

 

AB, üye ülkeleri Yunanistan ve Güney Kıbrıs'a destek verirken, aynı zamanda Türkiye ile ilişkilerini tamamen koparmak istemiyor. Rusya ve ABD gibi diğer büyük güçler de bölgedeki enerji rotaları ve stratejik konum nedeniyle gelişmeleri yakından takip ediyor.

 

HAFTER’LE İLİŞKİLERDE YUMUŞAMA DÖNEMİ

 

Aralık 2023'te Tobruk Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih, Ankara'ya davet edilerek Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştü.

 

Ekim 2024'te ise Halife Hafter'in oğlu Saddam Hafter, İstanbul'daki SAHA EXPO 2024 Savunma Fuarı'na katıldı ve Türk savunma sanayi ürünlerini inceledi.

 

Saddam Hafter Nisan 2025'te ise Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu'nun davetlisi olarak Ankara'ya geldi ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile görüştü. Oğul Hafter en son Temmuz ayında İstanbul'daki IDEF25 savunma fuarında Yaşar Güler ile tekrar bir araya geldi.

 

Hafter yönetimi ile ilişkilerin yumuşamasındaki en önemli adımlardan biri de Kasım 2024'te Türkiye’nin Bingazi'de başkonsolosluk açması oldu.

 

Haziran 2025'te Hafter'e bağlı Tobruk Temsilciler Meclisinin, 2019 Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Anlaşması'nı incelemek ve onaylama üzere bir komite kurması ise Hafter'in Türkiye ile uzlaşma arayışına girdiğinin göstergesiydi.

 

Bu yumuşama döneminde askeri iş birliğinin yanı sıra ekonomi ve insani yardım alanlarında da gelişmeler kaydedildi. Türkiye, Hafter güçlerine sahil güvenlik, arama-kurtarma gibi alanlarda askeri eğitim sağlarken, aynı zamanda bazı altyapı projeleri de Türk firmalarına verildi.


YUMUŞAMANIN ETKENLERİ

 

Görüşmelerin ardında her iki ülke için de temelde jeopolitik gerçeklikler ve çıkar dengelerinin yattığını söylemek yanlış olmaz. Bu çerçevede Libya'nın istikrarı, enerji güvenliği, Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları, yeniden inşa projelerindeki ekonomik fırsatlar ve Libya'nın bölgesel diplomasideki stratejik konumunun etkili olduğu bir gerçek.

 

Diplomatik Esneklik ve Gerçekçilik

 

Türkiye, Libya'da kalıcı barışın ancak ülkedeki tüm aktörlerin dahil olduğu bir çözümle mümkün olduğunun farkında. Hafter'in ülkenin doğu ve güneyindeki askeri ve siyasi kontrolü, onu Libya'daki denklemin önemli bir parçası yapıyor. Bu durumda kendisiyle doğrudan temas kurmak, Libya'daki siyasi sürecin ilerlemesi için bir zorunluluk haline geliyor.

 

Libya'da Türkiye'nin Artan Rolü

 

Bu görüşme, Türkiye'nin Libya'da sadece askeri değil, aynı zamanda diplomatik olarak da güçlü ve etkin bir aktör olduğunu kanıtlıyor. Türkiye, inisiyatif üstlenerek Libya'daki karmaşık sorunların çözümüne katkı sunma girişimlerini sürdürüyor.

 

TÜRKİYE’NİN YAKLAŞIMI

 

Türkiye Doğu Akdeniz bölgesindeki denklemlerde dışlanamayacak bir aktör olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin Doğu Akdeniz'deki haklarını garantiye almak amacıyla Libya ile yaptığı anlaşma, Yunanistan, Mısır ve Güney Kıbrıs'ın, Türkiye'yi dışlama çabalarına karşı stratejik bir hamle niteliğindedir.

 

MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın General Halife Hafter ile görüşmesi ise Türkiye'nin Libya'daki politikasında önemli bir esnekliğe ve diplomatik açılıma işaret ediyor.

 

Bu yaklaşım, Libya'daki siyasi sürecin karmaşıklığı ve bölgesel dengeler göz önüne alındığında çok boyutlu bir dış politika hamlesi olarak değerlendirilebilir.

 

Türkiye'nin Hafter ile uzlaşma yaklaşımı, çeşitli stratejik ve ekonomik nedenlere dayanıyor. Bu, sadece Libya'da değil, Doğu Akdeniz'deki tüm bölgede kendi çıkarlarını koruma, diplomatik etkinliğini artırma ve ekonomik fırsatlardan yararlanma üzerine kurulu stratejik ve pragmatik bir yaklaşımı ifade ediyor.

 

TÜRKİYE NE İSTİYOR?


Siyasi Sürecin İlerlemesi ve Kalıcı Barış

 

Yaşanan süreçte, Hafter'i dışarıda bırakan herhangi bir çözüm girişiminin başarısızlığa mahkum olduğu anlaşıldı. Türkiye, Hafter ile anlaşarak ülkenin bölünmüşlüğüne son verecek ve kapsayıcı bir siyasi çözümün önünü açacak bir süreci başlatmayı hedefliyor. Bu, "Tek Libya" vizyonuna ulaşmak için kritik bir adım.

 

Bölgesel İlişkilerin Normalleşmesi ve İstikrar

 

Türkiye'nin Hafter ile doğrudan diyalog kurması, bölgedeki diğer aktörlerle olan ilişkilerini normalleştirmeye yönelik daha geniş bir stratejinin de parçasını oluşturuyor. Hafter ile varılacak bir uzlaşma, Hafter'i destekleyen Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerle Türkiye'nin son yıllarda gerilen ilişkilerin düzelmesine katkı sağlayacaktır. Bu durum, sadece Libya değil, tüm Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika bölgesindeki gerilimi azaltarak bölgesel istikrarın artmasına yardımcı olacaktır. Türkiye, Akdeniz'deki stratejik çıkarlarını korumak ve Libya'nın istikrarını sağlamak için, tüm taraflarla görüşerek riskleri azaltmayı hedefliyor.

 

Ekonomik Çıkarlar

 

Ayrıca, Libya'da istikrarın sağlanması, Türk şirketlerinin Libya'da yeniden ekonomik faaliyetlerde bulunmasına olanak tanıyacaktır. Hafter'in kontrolündeki bölgeler dahil olmak üzere, Libya'daki yeniden inşa projelerinde Türk firmalarının önemli rol alması hedefleniyor. Bu durumun gerçekleşmesi halinde, hem Türkiye ekonomisi hem de iki ülke arasındaki ticari ilişkiler açısından büyük bir potansiyel doğuracağı öngörülüyor.

 

HAFTER’İN ANLAŞMAYI ONAYLAMASI NE ANLAMA GELİR?

 

İlişkilerdeki bu yumuşama kapsamında, 2019'da imzalanan “Deniz Yetki Alanları Anlaşması”n Hafter yönetimi tarafından onaylanması gündeme alınmış durumda. Anlaşmanın onaylanmasının Türkiye ve bölge açısından önemli sonuçlar doğuracağı muhakkak.

 

UMH ile imzalanan anlaşma, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları ve deniz yetki alanları konusunda Türkiye'nin elini güçlendirse de anlaşmanın uluslararası geçerliliği ve uygulanabilirliği, Libya'daki siyasi istikrarın sağlanmasına bağlı. Hafter ile uzlaşma, bu anlaşmanın Libya'daki tüm aktörler tarafından tanınmasını sağlayacaktır. Bu durum, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki haklarını ve çıkarlarını daha sağlam bir temele oturtacak ve anlaşmanın Libya içindeki hukuki meşruiyet sorununu ortadan kaldıracaktır.

 

Libya'daki doğu ve batı yönetimlerinin aynı çizgide buluşması, Türkiye'ye bölgesel enerji ve deniz güvenliği denkleminde daha güçlü bir manevra alanı kazandıracaktır.

 

Suriye ile de imzalanması muhtemel deniz yetki anlaşmasıyla birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye Doğu Akdeniz'deki izolasyonu, büyük ölçüde aşmış olacak ve Yunanistan, Mısır gibi bölge ülkeleriyle olan anlaşmazlıkları yönetme kabiliyeti artacaktır.

 

Hafter'in, Türkiye ile UMH arasında yapılan deniz yetki anlaşmasını tanıması, diğer bölgesel aktörlerin bu anlaşmaya karşı çıkışını zayıflatacak bu da Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının aranması ve paylaşılması konusunda Türkiye'nin konumunu güçlendirecektir.

 

Hafter ile uzlaşma, Libya'da konuşlu olan Türk askeri varlığının meşruiyetini artıracaktır. Bu durum, Libya'nın güvenliğinin sağlanması ve bölgedeki istikrarın korunması açısından önemli bir kazanım olacaktır.

 

Türkiye'nin Hafter ile bir anlaşmaya gitmesi, Libya'daki siyasi istikrarın yolunu açabileceği gibi, Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin jeopolitik konumunu daha da güçlendirecektir.

Toplam Okunma Sayısı : 1209