YEŞİL ENERJİ NE KADAR YEŞİL...

YEŞİL ENERJİ NE KADAR YEŞİL...

Son 10 yıldır yeşil enerji, sürdürülebilir enerji, yenilenebilir enerji diye kavramlar hayatımıza girdi ve her geçen gün toplum olarak yeşil enerjinin olmazsa olmaz bir şey olduğuna inandırıldık. Yeşil enerji, yenilenebilir enerji demekti ve söylediğine göre doğaya daha az zarar veriyordu, hatta hiç zarar vermiyordu. Bu uğurda ülkemiz İklim Yasasını da çıkararak karbon salınımının denetlenmesini zorunlu hale getirdi. Peki güneş ve rüzgâr enerjisi gerçekten çok mu yeşil yani doğaya daha mı az zarar veriyor? Gelin bu konuyu bir inceleyelim.

 

Yıllar önce alışveriş poşetleri plastik mi kese kâğıdı mı olsun tartışması sırasında; “plastik poşet yapmak için hiçbir ağaç kesilmiyor” sloganını duyduğumda kafamda ilk defa bu konunun bize gösterildiği gibi olmayacağına dair bir şüphe belirmişti. İşte beliren o şüphe beni bu konuda acaba anlatılanlar gerçekten böyle mi diye her zaman sorgulamaya götürmüştür.

 

Yeşil enerji olduğu konusunda büyük ittifak olan güneş ve rüzgâr enerjisi konusuna bakalım. Bu tesisler görünüşte çalıştığı yıllar boyunca doğada bulunan güneş ve rüzgârı kullanarak çevreye çok az zarar veriyor? Peki bu tesisler için gereken panel ve rüzgâr tribünleri toprağa ekilerek mi yetiştiriliyor? Bu ekipmanları üretmek çevreye zarar vermiyor mu?

 

Güneşten elektrik üreten teknolojinin temel bileşeni güneş panelleridir. Bu paneller ile güneş ışınları elektrik enerjisine dönüştürülür. Panel hücrelerinin üretiminde kullanılan temel malzeme olan silikat üretiminde çalışan işçilerin maruz kaldığı silikon tozu işçilerin ciğerlerine kaçtığında ölümcül tehlike arz eder ve bu işçilerin çok erken yaşlarda ölümleri artık kaçınılmazdır. Hücrelerin alt tabakası olan monokristal ve polikristal panellerin üretim sürecinde kullanılan en zehirli kimyasallardan biri silikon tetraklorürdür. Bu kimyasal, eğer düzgün bir şekilde ele alınmaz ve bertaraf edilmezse, insan cildinde yanıklara, akciğer hastalığını artıran zararlı hava kirleticilerine ve suya maruz kalırsa, insan ve çevre sağlığı için en ölümcül aşındırıcı madde olan hidroklorik aside sebep olur.

 

Yeterince temiz silikon üretmek için güneş panellerinde kullanılan toksik kimyasallar arasında kadmiyum tellürit, bakır, indiyum selenide, kadmiyum galiyum (di)selenide, bakır indiyum gallium (di)selenid, hexaflurooethane, kurşun, arsenik ve polivinil florür bulunur. Kristal silikon üretmenin bir yan ürünü olan silikon tetraklorür de yoğun olarak kullanılır. Bu maddelerin hepsi oldukça zehirlidir. Bu maddeleri güneş panellerinin hücrelerinin üretiminde kullanmanın dışında bizzat bu zehirli maddeleri üretmek doğaya çok büyük zarar verir.

 

Güneş panelleri üretiminde kullanılan bu malzemelerin üretilirken çevreye verdiği zarar daha başlangıçtır. Bu zararlı maddeler, güneş panelini üretmek için yoğun olarak kullanıldığında doğaya katmerli bir zarar daha çıkar. Peki bu batı ülkeleri için sorun mudur? Asla! Çünkü, yaklaşık 50 yıldır bu maddelerin üretimini üçüncü dünya ülkeleri denen geri kalmış ülkelere transfer etmişlerdir. Böylece kendi ülkeleri asla kirlenmemekte, kendileri için kirli üretim yapan bu ülkeleri de çevreyi kirletmekle rahatça suçlayabilmektedirler.

 

Son yıllarda panel üretiminin en kritik parçası olan silikon bazlı güneş hücresi üretimi de yine geri kalmış bu ülkelerde yapılmakta, temiz ve çevreyi kirletmeden enerji üretebilen paneller çevreyi koruyan enerji üretmek için batıda kullanılmaktadır. Peki bu kaka, çevreyi kirleten üretimi yapan gelişmemiş ülkeler batıdan kurtulabilmekte midir? Asla! Son yıllarda, batının çıkardığı karbon vergisi denen sınırda çevre vergisi ile yüzde 35 ek gümrük vergisi teşekkür olarak uygulanmaktadır.

 

Dünyada 2016 yılında kurulu bulunan güneş enerjisi panellerindeki fotovoltaik hücrelerinin yaklaşık 11.000 ton kurşun ve 800 ton kadmiyumu atmosfere yaydığı hesaplanmıştır. Ayrıca bir başka çalışmada Stanford Magazine güneş enerjisinin rüzgar ve nükleer enerjiden daha yüksek karbon ayak izine sahip olduğuna hesaplamıştır. Scripps Oşinografi Enstitüsü bir dizi güneş panelinin, atmosfer için karbondioksitten 17.000 kat daha kötü bir kimyasal bileşik olan azot trifluoride (NF3) serbest bıraktığını açıklamıştır.

 

Üstelik üretimi çevre için bu kadar zehirli olan ve bizzat kendisi çevreye zararlı bu hücreler geri de dönüştürülemez, yani tekrar kullanılamaz ve kolaylıkla da imha edilemez. Peki ne yapılır? Çöp olarak yine üretildikleri kaka ülkelere düşük bir ücret karşılığında geri satılır ve oralarda sağlıksız bir şekilde depolanır. Her yıl yağmur ve açık havanın verdiği çözülme ile bu zehirli maddeler doğaya karışıp gönderildiği kaka ülkeleri bir daha zehirler. Ama ne gam, bu kötü işler batıda olmaz, onlar tertemiz enerjiyi, doğayı kirletmeden kullanmaya devam ederler. Kirlenen batının gözünde insan bile olduğu şüpheli üçüncü dünya ülkeleridir.

 

Rüzgar türbinlerinin üretimi de doğa için ayrı bir yıkımdır. Ortalama bir rüzgar türbininin yaklaşık ağırlığı 1.688 tondur. Bir rüzgar türbini için 1300 ton beton, 295 ton çelik, 48 ton demir, 24 ton fiberglas kullanılır. Fiberglas dışında kalanlar diğer enerji üretimi yapan santraller içinde kullanılan maddelerdir. Bunun için rüzgar türbinlerini ayrıca suçlu ilan edemeyiz. Ancak türbinin üretiminde alüminyum, bor, krom, kobalt, bakır, demir, manganez, molibden, nikel yanında nadir toprak elementlerinden praseodymium, neodimyum, terbium ve disprosium gibi elde edilmesi zor nadir toprak elementleri de kullanılır. Tüm bu madenler ve nadir toprak elementlerinin üretimi için çıkarılan toprak, kullanılan su ve bunların hazır edilmesi için harcanan yukarıda güneş panellerinin üretiminde kullanılan zehirli maddelerin hepsi gereklidir.

 

Rüzgar türbininin dönmesini sağlayan üç kanadın her biri 40 ton ağırlığındadır ve 15 ila 20 yıl kullanım ömürleri vardır. Üstelik değiştirilen bu pervaneler ne yazık ki geri dönüştürülemez ve bir daha kullanılamaz. Peki ne olur, tabi ki kaka fakir ülkelere satılacak çöp.

 

Bir de günümüzün modası olan “doğa dostu” elektrikli arabalara bakalım. Petrole dayalı enerji kaynakları kullanmadığı için doğa dostu sayılan bu araçlar ne kadar doğa dostudur sizce? Elektrikli araçların enerjisini aldığı yer bataryalarıdır. Bataryalar elektrik üretmez, elektrik santralleri veya dizel jeneratörler aracılığıyla üretilen elektriği kendi üzerinde depolar. Yani elektrikli otomobilin sıfır emisyonlu bir araç olduğu iddiası kesinlikle doğru değildir, çünkü kullandıkları elektrik, santrallerden gelir ve bu santrallerin çoğu kömür veya doğalgaz yakar. Yani bu araçların kullandığı elektrik ne kadar temiz üretilmişse o kadar temiz enerji kullanırlar. Bugün için dünyada elektrik üretiminin ortalama %40 kadarı karbon temellidir yani yoldaki elektrikli arabaların enerjisi de bu oranda karbon temellidir.

 

Hepsi bu mu? Tatbiki değil. Bu araçların enerjisinin depolandığı bataryaların üretimi doğanın katledilmesi süreci ile yapılır. Tipik bir elektrikli araba bataryasının üretiminde yaklaşık 11 kg lityum, 27 kg nikel, 20 kg manganez, 14 kg kobalt, 90 kg bakır ve 180 kg alüminyum, çelik ve plastik kullanılır. Bu araçların içinde 6.000'den fazla lityum batarya hücresi vardır. Ancak bu sayılan miktarda batarya bileşenlerini ortaya çıkarabilmek için 11.000 kg lityum tuzu, 15.000 kg kobalt madeni, 2.270 kg nikel reçinesi ve 11.000 kg bakır madenini işlemeniz gerekecektir. Yani toplamda bir batarya için 225.000 kg toprak çıkarmanız gerekir.

 

Yeşil enerji ve doğa dostu teknoloji diye lanse edilen bu ürünlerin üretiminde kullanılan çok yüksek su miktarından daha bahsetmedik.

 

Bu yazdıklarımdan bu teknolojilere karşı olduğum sonucu çıkarılmasın. Elektriğe dayalı bu teknolojilerin geleceğimizde bir yeri kuşkusuz olacaktır. Ancak, bu teknolojilerin doğa dostu olduğuna dair oluşturulan efsanenin gerçekliği yoktur. "Yeşil Enerji" ütopik bir idealdir, bu teknolojinin içinde bulunan gizli ve gömülü maliyetlere gerçekçi ve tarafsız bir şekilde bakarsak, "Yeşil Enerji" doğaya göründüğünden daha fazla zarar vermektedir.

 

Doğa dostu enerji, karbon salınımı, kişisel karbon ayak izimizi küçültme sloganlarının büyük enerji firmalarınca kendi sorumluluklarını insanların üstüne yıkmak için uydurulan bir yalan olduğu gerçeği ise bir sonraki yazımızın konusu olsun isterseniz.

Toplam Okunma Sayısı : 3979