Baba Mondi-İsrail Kardeşliğine Dair

BABA MONDİ-İSRAİL KARDEŞLİĞİNE DAİR

Geçtiğimiz Eylül ayında gerçekleşen BM’nin 79. Genel Kurulu’nda Arnavutluk başbakanı Edi Rama’nın açıkladığı Arnavutluk merkezli Bektaşi Devleti kurulması planı Türkiye’de garip bir şekilde yeteri kadar konuşulmadı. Alevi Bektaşi toplumunun verdiği tepkiler ise bir devlet hazırlığı planına karşı yeteri kadar ses getiremedi. Belki de konunun akademisyen, diplomat ve siyaset bilimcilerce çok daha geniş perspektifli olarak konuşulması ve en azından sonuçları açısından bir projeksiyon tutulması gerekiyordu. Ama olmadı. Ancak Baba Mondi’nin tüm dünyanın gözlerinin içine baka baka açıkladığı İsrail desteği hatta kardeşliği ile konunun ne kadar derin bir proje olduğu fikri iyice güçlendi. Dolayısı konunun bir kez daha ve güçlü şekilde incelenmesi şart oldu.

 

Planın açıklanmasından kısa bir süre sonra kaleme aldığım bir incelemede (https://tasam.org/tr-TR/Icerik/73661/arnavutlukta_bektasi_devleti_) Rama’nın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD’de Türkevi’nde yaptığı görüşmeden hemen sonra bu planı açıklamasının, akabinde de New York Times’a konu ile alakalı oldukça geniş çaplı bir mülakat vermesinin uzun süredir hazırlanılan bir planı ortaya koyduğunu açıklamaya gayret etmiştim. Yazının özellikle aşağıdaki bölümüyle de yapılmak istenenin gayrı meşruluğu şu şekilde izah edilmişti:

 

Rama’nın açıklaması sonrasında kaleme alınan raporda (New York Times) ilginç analizler varken aslında plana özellikle Türkiye’den verilen tepkilerin anlaşılırlığına dair önemli fikirler verir.  Buna göre Higgins mikro devletin kuruluşuna dair planın ayrıntılarını hem Baba Mondi hem de Rama ağzından anlatırken kurulacak olan devlette özellikle kadınların kıyafetlerine karışılmayacak, içki serbest olacak ve fikri özgürlük sağlanacak gibi ifadeler kullanır. Bu anlamda mikro Bektaşî devletin uygulamayı vaat ettiklerinin İslam’da yeri olmayan şeyler olduğunu da kasteder. Ayrıca raporun bir bölümünde Alevî ve Bektaşîler’in tarih boyunca hem Sûnni hem de Şii devletlerce baskı ve zulme uğratıldıklarını da iddia edilir. Dolayısı ile bu yeni devlet ile yeni bir kurtarılmış alan iddiası da ortaya koyar. Kaldı ki raporda tarihî olarak çarpıtılmış çok fazla bilginin de olduğunu ifade etmek yanlış olmayacak.

 

Bu noktada durduk yere ortaya atılan bu iddia ile iki temel soru da cevaplanmayı bekliyor: Böyle bir devlete ihtiyaç var mıdır? ve Böyle bir devletin kurulması kimin işine yarar ya da bunu kim ister?

 

Cevaplara geçmeden belirtmek gerekir ki böyle bir devletin kurulma planı kadar Baba Mondi’nin dîni lider olarak seçilmesi de oldukça maksatlı ve manidar görünüyor. Zira Baba Mondi’nin Bektaşiliği İslam dışı bir yere konumlandırarak kurulacak devletin temel dinamiklerini “tanrı hiçbir şeyi yasaklamaz” mottosu ile ifade etmesi başlı başına bir sapma ve kötü niyet. Menfi bir planın parçası olduğunu açık eden güçlü bir argüman. Belki de bu noktada 2008’de Baba Mondi’ye Türkiye’den verilen destek konusunda bir özeleştiri yapmak da zaruri olacaktır.

 

Bu yazı üzerinden geçen görece uzun zaman zarfına rağmen konuyla alakalı güçlü bir bilgi akışı da yaşanmadı. Ta ki Baba Mondi’nin İsrail çıkışı gelene dek. Mondi’nin bu devlet planının açıklanması sonrasında ardı ardına gelen Soros ve diğer derin bağlantılarına dair iddiaları yanında açıkladığı İsrail sevgisi, buraya yaptığı ziyaretler ve kendisini İsrail ile kardeş hissettiğine dair açıklaması kurulması planlanan Bektaşi devleti projesini çok daha önemli bir noktaya taşıdı.

 

Bugün halen çözemediği sorunlar ve muhtemel bir yeni savaşın eşiğindeki Balkanlar’da Arnavutluk merkezli gerçekleşenler sadece diplomatik bir kriz olarak değerlendirilmemeli. Tarihsel kökleri ile birlikte incelenmesi gereken bu olayın Arnavutluk’ta başlatılmaya çalışılması asla bir tesadüf değil. Zira 19. yüzyılda başlayan ulusçu isyanlar sonunda modern Avrupa’nın/Dünya’nın sınırı Adriyatik’e çekilmiş ve Arnavutluk bölgesi Avrupa’nın kapısı olarak belirlenmişti. Dolayısı ile Avrupalı olma vasfı ile olmama vasfı arasındaki sınır da –ki bu durumda Doğu’nun sınırı da burası oluyordu- Arnavutluk’ta başlıyordu. Balkanlaşma olarak adlandırılan yeni oryantalistik düzenin bugün ki hali bugün tüm siyaset bilimcilerce zaten yeni bir böl-parçala-yönet politikası olarak tanımlanır halde. Böyle olunca da Arnavutluk’ta başlatılmaya çalışılan şeyin çok daha büyük bir planın parçası olduğunun varsayılması ve buna uygun bir tepkinin, hareket planının oluşturulması zaruri görünüyor. Ayrıca Baba Mondi’nin müstakbel devlet için kullandığı uluslararası topluma başvurarak tanınma talep edebiliriz. Dünyada diplomatik statüye sahip olmak ve Bektaşilerin Dünya Merkezi olarak tanınmak istiyoruz. Bu planın uygulanmasıyla ilgili çeşitli stratejiler geliştiriyoruz. Ama önce, Arnavut hükümetinin statümüzü değiştiren bir yasa çıkarması gerekiyor sözleri de meseleye artık Filistin meselesine dair bir cephe olarak bakılması gerektiğini ortaya koyuyor. Ki ispatı da The Jerusalem Post gazetesinin 13 Ekim 2024 tarihli sayısında Eldad Beck tarafından yapılan röportajda yatıyor. Şöyle diyor gazete; “Arnavutluk, topluluğun laik Türk yetkililerin tarikatın liderlerine ve üyelerine zulmettiği Türkiye'den Tiran'a taşındığı 1929'dan beri grubun merkezi olan Bektaşi Dünya Merkezi'ne ev sahipliği yapıyor”. Akabinde de Baba Mondi “Bektaşilerin ruhani ve dini lideri” olarak sunuluyor. Kimilerine göre bu karşılıklı mesajlar Avrupa küçük bir İsrail devletinin kurulmasına eş. Hal böyle olunca Orta Doğu’daki savaşın başka bir cephesi Balkanlar’da kurulmuş olacak ve Baba Mondi’nin bir devlet reisi olarak İsrail’e vereceği her destek de Filistin’de yaşanan insanlık suçu için yeni bir meşrulaştırma hamlesi yerine geçecek.


Sonuç olarak Arnavutluk’taki gelişmeler giderek büyüyen bir uluslararası krize doğru ilerliyor. Konu sadece Anadolu ve Dünya’nın geri kalanındaki Alevi ve Bektaşi toplumu ile de alakalı değil. Artık mesele açık şekilde Filistin’i de ilgilendiriyor. Çünkü Avrupa’nın göbeğinde tamamen İsrail güdümünde tesis edilecek bir devletçiğin burada çok daha güçlü bir propaganda imkanı bulacağı açık. Ayrıca İsrail’in Türkiye’deki sözde Alevi-Sünni çekişmesine yaptığı atıf da başka bir fitne ateşi olarak karşımızda duruyor olacak. Bu durumda geç kalınmadan ciddi adımların atılması ve bu olaya karşı en güçlü tepkiyi verebilecek olan devletimizin net bir tavır sergilemesi oldukça mühim.

Gelişmeleri izlemeye devam edeceğiz…

Toplam Okunma Sayısı : 489