BÜTÜN KÖTÜLÜKLERİN ADI HIRSIZLIKTIR
Bu Makaleyi Dinleyin
İnsan, hırsızlığı çoğu zaman gece yarısı bir eve girip çekmece karıştırmak sanır. Oysa hırsızlığın en ilkel biçimi budur. Asıl büyük hırsızlar kapı kilidi kırmaz; kanun büker, rakam oynatır, makam dağıtır, hakikat örter, susar, susturur. Kimisi cebinizdeki parayı alır, kimisi ömrünüzden yıllar götürür. Kimisi malınızı çalar, kimisi memleketinizi. Ve insanlığın işlediği kötülüklerin çoğu, dikkatle bakıldığında, bir başkasına ait olanı ondan zorla veya hileyle alma suçuna çıkar: Yani hırsızlığa.
Bir insanı öldürdüğünüzde yalnızca canını almazsınız. Onun yaşayacağı sabahları, kuracağı cümleleri, göreceği çocukları, büyüteceği umutları çalarsınız. Bir kadının kocasını, bir çocuğun babasını, bir annenin evladını, bir dostun omuzdaşını çalarsınız. Bir cinayet, tek bir bedenden tek bir hayat eksiltmez; çevresindeki herkesin geleceğinden bir parça koparır. Katil, can hırsızıdır. Bazen bir kurşunla bir kişiyi öldürür; bazen geride kalan onlarca insanın içindeki güvenli dünyayı da yağmalar.
Bir çocuğa şiddet uyguladığınızda yalnız bedenini incitmezsiniz. Çocukluğunu, güven duygusunu, dünyaya merakla bakma hakkını çalarsınız. Bir kadına şiddet uyguladığınızda onun sokağını, evini, uykusunu çalarsınız. Bir insana işkence ettiğinizde yalnız etini değil, insan onurunu hedef alırsınız. Zorbalık, mağdurun yalnız bugünkü huzurunu değil, yarın insanlarla kuracağı ilişkinin saflığını da çalar.
Birine yalan söylediğinizde kulağına yanlış bir cümle bırakmış olmazsınız. Doğru karar verme hakkını çalarsınız. Güven duygusunu, gerçeğe dayanarak yönünü bulma imkânını çalarsınız. İftira attığınızda itibarını; dedikodu yaptığınızda kendini savunma fırsatını; delil sakladığınızda masumun adaletini çalarsınız. Hakikati bozmak da hırsızlıktır. Çünkü insanın gerçekliği bilme hakkı, malı kadar kendisine aittir.
Emeğin karşılığını vermediğinizde işçinin yalnız parasını çalmazsınız. Çocuğuyla geçireceği vakti, dinleneceği akşamı, sağlığından harcadığı gücü çalarsınız. Ücretleri baskılayıp kârı büyüttüğünüzde, bir insanın hayatını saat saat satın alıp bedelini eksik ödersiniz. İş kazasını ‘kader’ diye kapattığınızda güvenli çalışma hakkını; güvencesizliği düzen hâline getirdiğinizde yarınını çalarsınız. Alın teri, en kolay çalınan servettir; çünkü kasada değil, insan ömründe birikir.
Liyakati olmayan birine makam verdiğinizde yalnız bir koltuğu yanlış kişiye teslim etmezsiniz. O işi hak edenin hakkını, hizmet bekleyen milyonların zamanını ve devletin çözüm üretme kabiliyetini çalarsınız. Ehliyetsiz her atama; geciken bir ruhsat, yanlış yapılan bir bina, bulunamayan bir ilaç, yetişmeyen bir ambulans, boşa harcanan bir bütçe olarak millete döner. Torpil, bir kişiye iyilik değil; herkesten azar azar hak çalmaktır. Nepotizm ise aile sevgisi değil, örgütlü kamu hırsızlığıdır.
Devleti yönetenler kamu malını yandaşlarına dağıttığında yapılan şey ‘kaynak aktarımı’ değildir. Yetimin hakkı çalınır. Vergisini kuruşu kuruşuna ödeyen esnafın alın teri, sabah karanlığında servise binen işçinin mesaisi, dar gelirlinin sofrasından kesip ödediği dolaylı vergi çalınır. Şişirilmiş ihalenin her kuruşu; yapılmayan bir okulun tuğlası, alınmayan bir yangın uçağının kanadı, güçlendirilmeyen bir hastanenin kolonu, verilmeyen bir bursun ekmeğidir. Kamu malını talan eden, hazineden para değil, halkın müşterek geleceğini çalar.
Üstelik bu suç çoğu zaman tek başına işlenmez. İhaleyi hazırlayan, şartnameyi adrese teslim yazan, imzayı atan, denetimi yapmayan, raporu değiştiren, dosyayı kapatan ve olup biteni bildiği hâlde susan aynı hırsızlığın farklı parmaklarıdır. Göz yummak masum bir edilgenlik değildir. Bir bekçi kapıyı bilerek açık bırakıyorsa hırsızlığa katılmıştır. Bir memur kanunsuz emri uyguluyorsa yalnız emre itaat etmiş olmaz; milletin hakkından pay eksiltmiştir. Sessizlik bazen ağızla işlenen hırsızlıktır: Mağdurun sesini çalar, suçlunun cesaretine ekler.
Ekonomide rakamlarla oynadığınızda ise kasaya elinizi sokmadan milyonların cebini boşaltırsınız. Enflasyonu küçük, geliri büyük, işsizliği düşük göstermek; yalnız istatistik üretmek değildir. Emeklinin alacağı zammı, işçinin pazarlık gücünü, dar gelirlinin gerçeği görme hakkını çalmaktır. Paranın değerini kötü yönetimle erittiğinizde, gece kimsenin evine girmeden sabah herkesin cüzdanından pay alırsınız. Enflasyonun sorumlusunu gizleyip bedelini halka ödetmek, görünmez bir servet transferidir. Dijital tabloların hücrelerinde yapılan makyaj, pazardaki fileden et, süt ve ekmek eksiltir.
Bugünün alkışını almak için yarının hesabını yağmalamak da hırsızlıktır. Sosyal güvenlikte dengeyi, kuşaklar arasındaki adaleti ve gerçekten ağır şartlarda çalışanların hakkını gözetmeden verilen her popülist söz; faturayı henüz oy kullanmamış kuşaklara yollar. EYT dâhil herhangi bir düzenleme, yalnız siyasi kazanç için ve maliyeti dürüstçe hesaplanmadan dayatıldığında, daha uzun yıllar çalışacak insanların ömründen ve ücretinden pay çalar. Hak, başkasının geleceğinden kesilerek dağıtılıyorsa artık hak olmaktan çıkar, siyasi ganimete dönüşür.
Vergisini ödemeyeni koruyup ödeyeni cezalandırdığınızda dürüst vatandaşın hakkını çalarsınız. Sürekli af çıkarıp kurala uyanı enayi yerine koyduğunuzda toplumun adalet inancını çalarsınız. Bir şirketin borcunu silip küçük esnafın kapısına haciz gönderdiğinizde yalnız para değil, eşit yurttaşlık duygusu çalınır. Güçlüye teşvik, zayıfa ceza; iktidara yakına ihale, uzağa denetim; birine istisna, ötekine yönetmelik... Bunların adı ekonomi politikası değil, nüfuz yoluyla hırsızlıktır.
Mahkemeyi geciktirdiğinizde davacının yıllarını çalarsınız. Dosyayı rafa kaldırdığınızda mağdurun adalet umudunu; delili kararttığınızda hakikati; suçluyu koruduğunuzda toplumun güvenliğini çalarsınız. Hukuku kişiye göre eğip büktüğünüzde kanun kitabından madde değil, yurttaşın devlete duyduğu inanç sökülür. Adaletin gecikmesi yalnız gecikme değildir; insan ömrünün devlet eliyle zimmete geçirilmesidir. Çünkü geri verilemeyen en kıymetli şey zamandır.
Eğitimi niteliksizleştirdiğinizde çocukların yalnız ders saatlerini değil, mümkün hayatlarını çalarsınız. Bir gencin önüne torpili, kayırmacılığı ve umutsuzluğu koyduğunuzda ülkesinde kalma hevesini çalarsınız. Üniversiteyi susturup bilimi itaate zorladığınızda toplumun gelecekte bulacağı ilacı, geliştireceği teknolojiyi, kuracağı zenginliği çalarsınız. Cehalet kendiliğinden büyüyen bir ot değildir; çoğu zaman halkın aklını yönetmek isteyenlerin bilinçli mahsulüdür. Aklı karanlıkta bırakmak, geleceği daha doğmadan soymaktır.
Doğayı talan ettiğinizde yalnız ağacı kesmezsiniz. Çocuğun soluyacağı havayı, köylünün suyunu, balığın denizini, henüz doğmamış kuşakların yeryüzündeki payını çalarsınız. Dere yatağına bina izni verip sonra af çıkardığınızda, sel geldiğinde kaybolan canların güvenliğini önceden satmış olursunuz. Denetimsiz madene göz yumduğunuzda toprağı değil, civardaki insanların sağlığını rehin verirsiniz. Çevre suçu, kurbanı henüz dünyaya gelmemiş bir hırsızlıktır.
Devletin makamını kişisel nüfuz için kullanmak, kamu aracını aile arabasına çevirmek, görev bilgisini ticarete tahvil etmek, cezadan kurtulmak için tanıdık aramak, parti rozetini ehliyet belgesi saymak... Bunların her biri bir şey çalar. Biri eşitliği, biri güveni, biri liyakati, biri kamunun malını. ‘Herkes yapıyor’ sözü de hırsızın en sevdiği maymuncuktur. Suçu yaygınlaştırır, vicdanın kilidini sessizce açar. Oysa kalabalık hâlinde işlenen suç, suç olmaktan çıkmaz; yalnız fail sayısı artar.
Çıkarcılık da hırsızlığın kibar giydirilmiş hâlidir. Dostluğu menfaat için kuran sevgiyi, siyaseti zenginleşmek için yapan temsil hakkını, dini nüfuz için kullanan inancı, milliyeti ihale için kullanan vatan duygusunu çalar. En mukaddes kavramları şahsi kazancına merdiven yapan, kasadan önce toplumun anlam dünyasını soyar. Bir müddet sonra insanlar iyiliğe, hayırseverliğe, vatanseverliğe ve dindarlığa bile kuşkuyla bakar. Böylece sahtekâr yalnız para kazanmaz; toplumun temiz kelimelerini de kirletip götürür.
Ve susanlar... Her sessiz insan suç ortağı değildir; korkunun, çaresizliğin ve baskının payını bilmek gerekir. Fakat konuşabilecek güçte olup çıkarı bozulmasın diye susan, zulmün devamından pay alır. Hırsızı görüp başını çeviren, mağdurdan güvenlik duygusu çalar. Yolsuzluğu bilip makamını koruyan, kamudan hesap sorma hakkı çalar. Kötülük yalnız yapanın eliyle büyümez; görüp de normalleştirenlerin omuzlarında yükselir.
Bu yüzden hırsızlığı yalnız cüzdan üzerinden tarif eden ahlak eksiktir. Çalınan bazen paradır, bazen can, bazen itibar, bazen çocukluk, bazen gelecek, bazen de bir milletin devletine duyduğu güvendir. Küçük hırsız kasadan banknot alır; büyük hırsız ölçüyü bozar. Küçük hırsız bir eve girer; büyük hırsız devleti kendi evine çevirir. Küçük hırsız karanlıkta saklanır; büyük hırsız projektörlerin altında nutuk atar. Biri yakalanınca utanır, öteki alkışlandıkça yaptığını hak sanır.
İslam’ın hırsızlık karşısındaki hükmü bellidir ya. Hep eli kesilir deriz ya... Önce hırsızlığın yalnız yoksulun uzattığı elden ibaret olmadığını kabul edeceğiz. Milyonların hakkını bir imzayla aktaran kalemi, gerçeği örten dili, adaleti eğip büken yetkiyi, milletin malını talan eden makamı görmezden gelip yalnız güçsüzün eline bakamazsınız. İlahi adalet, kudret sahibinin suçunu görünmez kılan bir sopa değildir; tam tersine, terazinin güçlü karşısında da şaşmamasını emreden bir hükümdür.
Öyleyse hüküm açık olsun: Kötülüğü neyle işlediyse hukuk onu oradan kesmelidir. Kamu malını makamıyla çaldıysa makamını kesin; kalemiyle çaldıysa imza yetkisini kesin; şirketiyle çaldıysa kamu ihalesine giden yolunu kesin; yalanıyla çaldıysa itibarını ve kamusal söz hakkını kesin; nüfuzuyla çaldıysa imtiyazını kesin; servetini suçtan yaptıysa o servetin suçtan gelen kısmını kökünden kesin. Eli kesme hükmünü bir adalet sembolü olarak görüyorsak, önce hırsızın kamu hazinesine uzanan elini devletten kesin. Çünkü gerçek adalet, suçun aracını ve kazancını ortadan kaldırmaktır. Hırsızlığı hangi güçle yaptıysa o gücü elinden alın; aldığı hakkı sahibine verin; bir daha çalamayacağı kapıyı hukukla kapatın. Yoksa kesilen hep yoksulun eli, korunan hep büyük hırsızın kolu olur.
Toplam Okunma Sayısı : 10