ÇOCUĞUMUZ ÖĞRETMENİNE NEDEN SAYGI DUYMUYOR?
Bu Makaleyi Dinleyin
BİR RUH SANATI OLARAK ÖĞRETMENLİK
Forrest Carter’ın "Küçük Ağacın Eğitimi" adlı eserinde Kızılderili dedenin torununa öğretirken kurduğu o sessiz ve derin bağ, aslında öğretmenliğin özünü oluşturur. Dede, Küçük Ağaç'a sadece dağları, ağaçları veya iz sürmeyi öğretmez; yaşama, insana ve hakikate nasıl bakılması gerektiğini fısıldar. İşte öğretmen de sadece müfredatı aktaran bir uygulayıcı değil; talebesinin zihnine yön, ruhuna biçim veren bir muallimdir.
Ancak günümüzde öğretmenlik; sınav sonuçlarına, performans göstergelerine ve ne yazık ki tüketici-hizmet veren ilişkisine indirgenmiş durumdadır. Eğitim; bir tüccar zihniyetiyle ele alınamayacak kadar kutsal, bir insan yetiştirme sanatıdır. Peki, bir öğretmene gerçekten nasıl davranmalı, onun hayatımızdaki ve çocuğumuzun dünyasındaki yerini nerede konumlandırmalıyız?
Bir "Müşteri" Gibi Değil, Bir Çırak Saygısıyla
Ölü Ozanlar Derneği filminde Bay Keating sınıfa girdiğinde öğrencilerine klasik edebiyat kurallarını ezberletmez; onlara sıraların üzerine çıkarak dünyaya başka bir açıdan bakmayı öğretir. Çocukların ona "Ey Kaptan! Benim Kaptanım!" diye seslenmesi, sadece süslü bir unvan değil; ruhlarını teslim ettikleri bir rehbere duydukları derin hürmettir.
Öğretmenin karşısında "hakkımı satın aldım" kibriyle değil, "zihnimi ve ruhumu beslemeye geldim" alçakgönüllülüğüyle durmak gerekir. Okul bir ticarethane, öğretmen bir hizmet sağlayıcı değildir. Talebe; bilginin karşısında eğilmeyi bildiği ölçüde yükselir.
İnsani Sınırları ve Dinlenme Zamanlarını Tanımak
Küçük Ağacın Eğitimi’nde dede, torununa bir şeyi öğretirken asla üstten bakan bir baskı kurmaz; onun ritmine ve doğasına saygı duyar. Aynı şekilde, öğretmenin de bir insan olduğu gerçeği unutulmamalıdır. O da yorulur, hata yapabilir ve mesaisinin ötesinde sığınacağı kişisel bir hayata ihtiyaç duyar.
Ona gösterilecek en büyük saygı, onun "insan olma hakkını" tanımak ve dinlenme zamanlarına özen göstermektir. Mesai saatleri dışında atılan hesap sorucu mesajlar, anlık ve sınırsız beklentiler, öğretmenin içindeki o kutsal öğretme şevkini zamanla söndürür. Onu kusursuz bir makine gibi görmek yerine, birlikte yürünen yolun tecrübeli ve yorulabilen bir rehberi olarak kabul etmek gerekir.
Çocuğa Canlı Model Olmak. Saygı Gören, Saygı Gösterir
Öğretmen, çocuğumuz için sadece sınıfta ders anlatan bir bilgi kaynağı değildir. O; duruşuyla, üslubuyla, hal ve hareketleriyle çocuğun zihninde yer eden canlı bir örnek şahsiyettir. Ancak çocuğun öğretmenine duyacağı saygının ilk tohumları evde, ebeveynin tutumunda atılır. Çocuğumuzun öğretmeniyle kuracağı bu kıymetli ilişkinin önündeki olumsuz taraf biz olmamalıyız.
Ebeveynin Aynası
Biz öğretmene ne kadar özen, hürmet ve anlayış gösterirsek; çocuğumuz da öğretmenine o derece saygı duyar. Ebeveynin evdeki dili, çocuğun sınıftaki davranışına dönüşür.
Bir Güven Sözleşmesi
Okul ile veli arasında kurulan bağ ticari bir alışveriş değil; bir çocuğun geleceğini birlikte inşa etme sözüdür.
Adaletin Yanında Olmak
Sınıfta yaşanan her anlaşmazlıkta öğretmenin otoritesini çocuğun gözü önünde sarsmak, o çocuğun sınıfta bir şey öğrenme ihtimalini yok eder. Öğretmen bir rakip değil, çocuğun iyiliğini isteyen bir müttefiktir.
Muallime Hürmet, Geleceğe Hürmettir
Nurettin Topçu'nun ifade ettiği gibi; muallimlik bir meslek değil, bir ruh işidir. Doğaya ve toprağa saygı duymayan nasıl o topraktan meyve alamazsa; öğretmenine hürmet etmeyen bir toplum da hakiki bilgiden ve bilgelikten payını alamaz.
Bizler öğretmenin emeğine ve zamanına saygı gösterdikçe, çocuklarımız da o rehberliğin ışığında kendi hakikatlerini bulacaktır.
Toplam Okunma Sayısı : 62