İÇ DESTEKLİ DIŞ TEHDİTLER VE YENİ BİRLİK İHTİYACI
Türkiye uzun süre dış destekli iç tehditlerle uğraşmak zorunda kaldı. Toplumsal farklılıkların çatışma zeminine çekilmesi, kutuplaşma ve iç gerilimler, dışarının tahrik ve provokasyonlarıyla tehdide dönüştü. İmparatorluk bakiyesi coğrafyalarda, sosyal ve kültürel farklılıklar, son derece doğal bir gerçekliktir. Farklı inançlar, kültürler, etnik kökenler, diller birlikte yaşama iradesiyle yönetilemezse, çatışma konusu olmaya başlarlar. Her farklı olanı tehdit haline getirmek, çatışmanın malzemesi olarak görmek, kabul edilebilir bir durum değildir. Yasaklamalar, yok saymalar da bu çatışma projelerine hizmet eder. Farklılıkları zenginlik olarak gören, birbirini ötekileştirmeyen, sorunlarıyla ilgili empati yapmayı becerebilen toplumsal ilişkiler mümkünken, bunun tam tersi, ayrımcılık, dışlama, zamanla kopuşa zemin oluşturur.
1. Dünya Savaşı sonrasında şekillenen Ortadoğu haritası, 2 Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan ittifaklar politikası, Türk ve İslam dünyasının kaderini şekillendirmiştir. Haritalar, sınırlar kardeşleri bölmüş, birbirinden koparmıştır. Soğuk savaş sonrasında, kardeş toplumların yeniden birbiriyle sağlıklı iletişim kurabilmesi, dayanışma ve işbirliği ortamları geliştirmesi için imkan doğmuştur. Bugün hem İslam Birliği hem Türk Dünyasının işbirliği için tarihi bir dönüm noktasındayız. Bu fırsatın, hamasete kurban edilmemesi, güç unsurlarını dikkate almayan maceracı politikalara alet edilmemesi, reel politik durum göz önünde tutularak, orta ve uzun vadeli birlik stratejilerinin altyapısının döşenmesi gerekmektedir.
Bu yolda ekonomik ve kültürel ilişkiler üzerine kurulu siyasal programlar, elbette güvenlik politikalarıyla de desteklenmek zorundadır. Kimseyi düşmanlaştırmayan, Türk ve İslam dinamiklerini küresel çatışmaların tarafı ve koçbaşı haline getirmeyen bir bakış açısına ihtiyacımız var. Türk devletler tarihinin hepimize öğrettiği en somut bilgi, devletlerin dış saldırıdan çok iç kargaşa ve çatışma ile yıkıldığı yönündedir. Aynı hatayı tekrarlamamak için, Türk ve İslam dünyasındaki ulus devletlerin birbirleriyle ilişkileri, birbirlerinin iç sorunlarına yaklaşım biçimleri, son derece belirleyici olacaktır. Türkiye son 50 yılında iki büyük fay hattı üzerinden kırılmaya çalışılmıştır.
Bunlardan birisi Kürt Türk çatışmasını hedefleyen etnik provokasyonlar, diğeri de daha çok İnanç ikliminden beslenen ve cemaat olmaktan çıkıp devleti ele geçirme eğilimine yönelen gelişmelerdir. 15 Temmuz, bu açıdan son derece belirleyici bir dönüm noktasıdır.
15 Temmuz dış destekli iç tehdit midir, yoksa iç destekli dış tehdit mi? Bunun takdirine ve tartışmasına girmeden, terörsüz Türkiye hedefinde alınan mesafenin önemine dikkat çekelim.
Bugüne kadar sorunu silahsız yöntemlerle çözme konusunda çok sayıda arayış, Özal'lı yıllardan beri gerçekleşmiştir. Bugünkü iktidar döneminde de, bu konuda uzun süren bir çaba sarf edilmiş, ancak 2014 yılında bu arayış istenen düzeye ulaşmadan kesintiye uğramıştır. Şimdilerde silah bırakmayı kalıcı hale getirecek bir yasal zemin inşa edilmesi, Orta Doğu denkleminin yeniden şekillenmesi açısından son derece önemlidir. Güvenlik politikalarının, sadece devlet güvenliği olarak ele alınmasıyla yetinmeyip, insan güvenliği ve toplum güvenliği bağlamında konuya yaklaşmak, çok daha anlamlı ve zorunludur. toplumun taraf olup desteklemediği hiçbir politika istenen sonuca ulaşmayacaktır.
Toplumun kazanılması, toplumsal desteğin sağlanması, politikanın olmazsa olmazıdır. Güvenlik politikaları da bu temel ilkeden bağımsız ele alınamaz. Toplumun inanç farklılıkları ya da etnik kültürel kodları üzerinden, yeni çatışma zeminlerinin oluşmaması noktasında, bugün alınan mesafe son derece önemlidir. Kapanan bir dönemin sonrasında, Türk dünyası ve İslam toplumlarının arasında güçlü bir köprü rolü oynayabilmesi, Türkiye devletinin kriz yönetim kapasitesiyle doğrudan ilişkilidir.
Geçiş dönemlerinde krizi yönetmek ve bunu bir fırsata çevirmek, sonraki on yılların altyapısını şekillendirmektir. Türk ve İslam dünyasının dil birliği, iletişim zenginliği ve ortak kültürel mirası büyük bir enerjiyi bünyesinde potansiyel olarak barındırmaktadır. Bu potansiyel enerjinin aktif hale gelmesi, ekonomi ve güvenlik politikalarıyla ilgili somut gelişmelere yönlendirilmesi pekala mümkündür
Toplam Okunma Sayısı : 6