KADERİN CİLVESİ

KADERİN CİLVESİ

Bu Makaleyi Dinleyin
Parça: 1 / 3

Sizlere bu yazımızda Türk tarihinin birbirinden çok farklı dönemlerinde yaşanmış iki olaydan bahsedeceğim. Birinci olay, İbrahim Kafesoğlu’nun Türk Millî Kültürü adlı eserinde anlatılan, Göktürk Devleti’nin kuruluşundan önce yaşanan bir hadise… İkincisi ise Murat Bardakçı’nın Şahbaba adlı eserinde yer verdiği, Mustafa Kemal Paşa ile Sabiha Sultan arasında gerçekleştiği söylenen evlilik meselesi…


Aralarında yaklaşık bin dört yüz yıl bulunan bu iki olayın doğrudan birbiriyle bağlantısı elbette yoktur. Ancak insan, tarihin bazen benzer hadiseleri farklı dönemlerde yeniden yaşattığını düşünmeden edemiyor. Özellikle hükümdarların kızlarını isteyen iki başarılı askerin, daha sonra mevcut düzeni değiştiren tarihî şahsiyetler hâline gelmesi dikkat çekici bir benzerlik oluşturuyor.

 

Elbette burada hiçbir başarıyı basitleştirmek, büyük tarihî hadiseleri yalnızca kişisel kırgınlıklara bağlamak veya şahsiyetleri tarihî şartlardan soyutlamak niyetinde değiliz. Ancak yine de insanın aklına şu soru geliyor:

 

Acaba tarihin akışı başka türlü gerçekleşebilir miydi?

 

Orta Asya’da, Göktürk Devleti’nin kurulmasından önce Avarların hâkimiyeti bulunuyordu. Türkler de o dönemde Avar hâkimiyeti altında yaşayan topluluklar arasındaydı. Demircilikleriyle tanınıyor, Avar ordusu için silah ve çeşitli madenî araçlar üretiyorlardı.

 

Aşina boyunun lideri olan Bumin ise zamanla yalnızca başarılı bir komutan değil, çevresinde askerî ve siyasi bir güç toplayan önemli bir şahsiyet hâline gelmişti.

 

Bu sırada Töles kabileleri Avar hâkimiyetine karşı ayaklandı. Avar hükümdarı, bu ayaklanmayı bastırma görevini Bumin’e verdi. Bumin de üzerine düşen görevi başarıyla yerine getirdi. Tölesleri mağlup etti ve önemli bir askerî güç kazandı.

 

Artık Bumin sıradan bir boy beyi değildi. Başarısı, nüfuzu ve etrafında topladığı kuvvet sayesinde Orta Asya siyasetinde dikkate alınması gereken bir konuma ulaşmıştı.

 

Avar hükümdarının güzel mi güzel, ay parçası, dünyalar güzeli bir kızı vardı. Bumin, elde ettiği başarının ardından hükümdardan kızını istedi.

 

Ancak Avar hükümdarı, kızını bu başarılı komutana vermedi. Üstelik Bumin’in talebini yalnızca reddetmekle kalmadı; ona aşağılayıcı bir cevap verdi. Bumin’i kendisine bağlı bir “demirci” olarak gördüğünü belirterek, hükümdarın kızına talip olmaya nasıl cesaret ettiğini sordu.

 

Bu cevap, Bumin açısından yalnızca bir evlilik teklifinin reddedilmesi değildi. Aynı zamanda onun askerî başarısının, siyasi gücünün ve hükümdarlık iddiasının küçümsenmesi anlamına geliyordu.

 

Bumin bunun üzerine Avarlarla olan bağını kopardı. Başka ittifaklar kurdu, gücünü artırdı ve sonunda Avar hâkimiyetine karşı harekete geçti.

 

552 yılında Avarları ağır bir yenilgiye uğrattı. Avar hâkimiyetine son verdi ve onları Orta Asya’nın dışına sürdü. Böylece Türk adını taşıyan ilk büyük devletlerden biri olan Göktürk Devleti kuruldu.

 

Kader işte…

 

Avar hükümdarı, kızını vermediği ve küçümseyerek “demirci” diye aşağıladığı Bumin’in kısa bir süre sonra kendi hâkimiyetine son vereceğini bilseydi acaba yine aynı cevabı verir miydi?

 

Kızını Bumin’e verseydi ne olurdu?

 

Benzer bir hadiseyi, sanki başka bir çağda ve başka bir coğrafyada Türk tarihi bir kez daha yaşamış gibidir.

 

Bu defa Orta Asya bozkırlarında değil, Osmanlı Devleti’nin son döneminde, İstanbul saraylarında yaşanan bir evlilik meselesinden bahsedeceğiz.

 

Padişah Vahdettin’in kızlarından Sabiha Sultan…

 

Sabiha Sultan’ı tanıyanlar, onun Osmanlı Hanedanı’nın diğer kadınlarından oldukça farklı olduğunu söylerlerdi. Onu anlatırken uzun cümleler kurmak yerine çoğu zaman yalnızca:

 

“O başkaydı.” derlerdi.

 

Sabiha Sultan güzeldi, zekiydi ve iyi yetişmişti. Üstelik babası Vahdettin’e oldukça yakındı. Bazı anlatımlara göre babasının sırdaşı gibiydi. 1894 yılında doğmuştu ve evlenme çağına geldiğinde birçok kişi kendisine talip olmuştu.

 

Kimler kimler yoktu ki talipleri arasında…

 

Rauf Orbay, Kurmay Yüzbaşı Savfet Arıkan, Şamlı Yüzbaşı Suphi Bey ve daha başkaları…

 

Derken İran Şahı Ahmed Kaçar Han da İstanbul’daki büyükelçisi aracılığıyla Sabiha Sultan’ı resmen istedi. Ancak Vahdettin bu isteğe karşı çıktı. Bunun en önemli sebeplerinden biri, İran şahının Şii olmasıydı.

 

Taliplerin art arda geldiği o günlerde Sabiha Sultan’a bir başka talip daha çıktı.

 

Henüz kırk yaşına basmamış, Çanakkale’de kazandığı başarılarla ismini bütün memlekete duyurmuş meşhur bir asker:

 

Mirliva rütbesindeki Mustafa Kemal Paşa…

 

Paşa, ezelî rakibi Enver Paşa’nın yıllar önce yaptığı gibi saraya damat olmayı mı düşünüyordu?

 

Bilindiği üzere Enver Paşa, Sultan Abdülmecid’in torunu Naciye Sultan’la evlenerek hanedana damat olmuştu. Mustafa Kemal de benzer bir evlilik yoluyla saray çevresinde daha güçlü bir konum elde etmeyi mi amaçlıyordu?

 

Yoksa gerçekten Sabiha Sultan’a gönlünü mü kaptırmıştı?

 

Bunu kesin olarak bilmemiz mümkün değildir. Ancak bu evlilik ihtimali gerçekten konuşulmuş ve Sabiha Sultan da yıllar sonra böyle bir meselenin gündeme geldiğini doğrulamıştır.

 

Vahdettin’in harem ağalarından Mazhar’ın anlattığı rivayet ise hadiseyi daha da ilginç hâle getirir.

 

Mazhar, San Remo’da efendisi Vahdettin’le birlikte sürgündeyken etrafındakilere bu evlilik teklifinden bahsetmiştir. Onun anlatımına göre Mustafa Kemal Paşa, Sabiha Sultan’ı araya kimseyi koymadan bizzat Vahdettin’den istemiştir.

 

Vahdettin ise Paşa’ya oldukça samimi bir cevap vermiştir:

 

“Sabiha başkasını seviyor.”

 

Rivayete göre Mustafa Kemal Paşa, bu cevabın ardından odayı terk ederken fısıltıya yakın bir sesle:

 

“Ben sana gösteririm!” demiştir.

 

Bu sözün gerçekten söylenip söylenmediği kesin değildir. Neticede hadise, yıllar sonra aktarılan bir saray hatırasına dayanmaktadır. Bu nedenle sözü kesin bir tarihî belge gibi değil, dönemin anlatıları arasında yer alan bir rivayet olarak değerlendirmek gerekir.

 

Ancak insan yine de düşünmeden edemiyor.

 

Vahdettin’in Kurtuluş Savaşı yıllarındaki tutumu ve Mustafa Kemal Paşa ile arasındaki siyasi mücadele bilinmektedir. 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen kanunla hilafet kaldırılmış, Osmanlı Hanedanı üyelerinin Türkiye dışına çıkarılmasına karar verilmiştir.

 

Elbette hanedanın sürgüne gönderilmesini, yıllar önce reddedilmiş bir evlilik teklifinin intikamı olarak göstermek tarihî gerçekleri fazlasıyla basitleştirmek olur. Hilafetin kaldırılması ve hanedanın sürgünü, Cumhuriyet’in kurulma süreci içinde alınmış büyük ve siyasi kararlardı.

 

Fakat insanın kendi kendine sormasına da engel olmak kolay değildir:

 

Acaba Sabiha Sultan’ın “Bir başkasını seviyor” denilerek Mustafa Kemal Paşa’ya verilmemesinin, Paşa’nın zihninde herhangi bir izi kalmış mıydı?

 

Kim bilir?

 

Merak etmeyin, Sabiha Sultan’ın sevdiği ve sonunda evlendiği kişinin kim olduğunu da söyleyelim.

 

Sabiha Sultan, Sultan Abdülmecid’in torunu ve son halife Abdülmecid Efendi’nin oğlu Şehzade Ömer Faruk Efendi’yi seviyordu. İki genç 29 Nisan 1920 tarihinde evlendiler.

 

İstanbul’da saray geleneklerine uygun bir düğün yapılırken Mustafa Kemal Paşa Ankara’daydı. Türkiye Büyük Millet Meclisi henüz birkaç gün önce, 23 Nisan 1920’de açılmıştı. İstanbul’da bir hanedan düğünü gerçekleşirken Ankara’da yeni bir devletin temelleri atılıyordu.

 

Hadiselerin bu şekilde yan yana gelmesi bile başlı başına tarihin bir cilvesi değil midir?

İstanbul’da Osmanlı Hanedanı’nın iki mensubu evleniyor; Ankara’da ise egemenliğin hanedandan millete geçtiğini ilan eden yeni bir siyasi irade doğuyordu.

 

Mustafa Kemal Paşa, Sabiha Sultan’ın evlilik haberini duyduğunda neler hissetti, bunu kimselere anlatmadı.

 

Belki hiç önemsemedi.

 

Belki içinde küçük bir kırgınlık hissetti.

 

Belki de o günlerde zihni tamamen memleketin kurtuluşuyla, Meclisin açılmasıyla ve önündeki büyük mücadeleyle meşguldü.

 

Bunu bilemeyiz.

 

Fakat hadiseler başka türlü cereyan etseydi, Vahdettin veya Sabiha Sultan genç Paşa’nın teklifine “Evet” deseydi, tarih nasıl yazılırdı, kim bilir?

 

Mustafa Kemal Paşa saraya damat olsaydı Millî Mücadelede Padişahla ilişkileri farklı mı gelişirdi?

 

Sarayın damadı olan bir Mustafa Kemal, saltanat ve hilafet karşısında aynı siyasi tavrı alabilir miydi?

 

Yoksa bütün bunlara rağmen tarih yine kendi yolunda ilerler, Osmanlı Devleti yıkılır ve Cumhuriyet yine kurulur muydu?

 

Tarih, gerçekleşmiş hadiseleri anlatır. Gerçekleşmeyen ihtimaller ise insan zihninde yaşamaya devam eder.

 

Bumin, Avar hükümdarının kızını istedi; talebi reddedildi. Ardından Avar hâkimiyetini sona erdirerek Göktürk Devleti’ni kurdu.

 

Mustafa Kemal Paşa, Sabiha Sultan’la evlenmek istedi; bu evlilik gerçekleşmedi. Yıllar sonra Osmanlı saltanatına son verildi, Cumhuriyet kuruldu ve hanedan yurt dışına çıkarıldı.

 

İki hadise arasında doğrudan bir sebep-sonuç ilişkisi kurmak elbette mümkün değildir. Ancak her iki olayda da dikkate değer bir tarihî ironi vardır.

 

Kaderin cilvesi işte…

 

İnsan bazen karşısındaki kişinin yalnızca o günkü konumunu görür. Tarih ise onun ileride neye dönüşeceğini bilir.

 

Not: Mustafa Kemal Paşa ile Sabiha Sultan arasındaki evlilik meselesi hakkında daha ayrıntılı bilgi için Murat Bardakçı’nın Şahbaba adlı eserine göz atılabilir.

Toplam Okunma Sayısı : 161