KELİMELERİN GÖLGESİNDE YAŞAMAK
Bu Makaleyi Dinleyin
KULLANDIĞIMIZ DİL ZİHNİMİZİ NASIL ŞEKİLLENDİRİYOR?
Dil, insanın sadece dış dünyaya ses verdiği pasif bir araç değil; kendi zihninin içini döşediği kumaştır. Ne söylersek, zihnimiz önce onu giyer.
Prof. Dr. Sinan Canan’ın dikkate değer bir tespiti var: “Zayıflamam lazım, kilo vermem lazım, bana para lazım” deyip durduğumuzda, aslında hayatımızı o bitmek bilmeyen “lazım” moduna sabitliyoruz. Kelime ağızdan çıktığı an iş bitmiyor; zihin o kelimenin etrafına hemen bir dünya inşa etmeye başlıyor. "Lazım" kelimesi, doğası gereği bir yokluğu, bir eksikliği haber verir. Siz ne kadar "lazım" derseniz, zihin kendisini o kadar eksik bir şimdiki zamanda, bir türlü erişilemeyen bir geleceğin peşinde hapseder. Eksiklik duygusu zamanla kural haline gelir; varılması gereken yer ise hep bir adım ötede kalır.
Bizim kadim kültürümüz bu psikolojik gerçeği tek bir cümleyle özetlemiş zaten: “Bir insana kırk kere deli dersen deli olur.”
Bu sadece bir temenni ya da söylenegelmiş batıl bir inanç değil; dilin zihni nasıl biçimlendirdiğine dair yalın bir gözlemdir. İnsan, kulağının sürekli duyduğu şeye zamanla uyum sağlar. Ağzımızdan dökülen her kelime, önce kendi zihnimizin toprağına düşen bir tohumdur. Ağzı sürekli şikâyete, eksikliğe ve çaresizliğe alışmış bir insanın zihninde neşeli bir düşüncenin yeşermesini beklemek, kurak topraktan fidan fışkırmasını beklemeye benzer.
Üstelik mesele sadece başkalarıyla ya da gelecekle kurduğumuz bağda da bitmiyor. Dil, insanın kendi başını beladan koruma ve iç huzurunu inşa etme sanatıdır. Eskilerin "Bana benden olur her ne olursa, başım rahat olur dilim durursa" sözü tam da bu noktaya parmak basar. Sadece susmanın erdeminden bahsetmez bu dize; patavatsızca, üzerine düşünülmeden savrulan kelimelerin dönüp dolaşıp insanın kendi hayatını nasıl zehirlediğini anlatır. Dilini dizginleyemeyen, günün sonunda zihninin dizginlerini de kaybeder.
Peki, bizi kendi kurduğumuz bu kelime tuzaklarından çıkaracak, dille kurduğumuz ilişkiyi dönüştürecek adımları günlük hayatın içinde nasıl yeşertebiliriz?
Zorunluluk dilinden irade diline geçmek
Zihnimizi borçlu gibi yaşatan "yapmam lazım", "gitmem lazım", "vermem lazım" kalıplarını fark ettiğimiz an durmalıyız. İnsan baskı hissettiği şeyden kaçar. "Kilo vermem lazım" yerine "Bedenime daha iyi bakmayı seçiyorum"; "Çalışmam lazım" yerine "Masa başına geçip odağımı topluyorum" demek, dildeki baskıyı kaldırıp yerine insan iradesini koyar. İradeyle atılan adım huzur getirir, zorunlulukla atılan adım ise tükenmişlik.
İç sesin "kırkıncı dediği" olmamak
Etrafımızdaki insanların hakkımızdaki söylemleri kadar, kendi iç sesimizin tekrarları da bizi biçimlendirir. Kendimize dair kurduğumuz olumsuz yargıları ("Ben zaten beceremem", "Hep beni bulur", "Çok sakarım") her tekrarladığımızda, kendi zihnimizde o "deli" tanımını kesinleştiririz. Kendi kendimize konuştuğumuz dili, değer verdiğimiz bir dostumuzla konuşur gibi nezaketli ve adil kılmak zihne yapılan en büyük yatırımdır.
Dildeki "yokluk" odaklı kelimeleri temizlemek
Sürekli eksik olanı, olmayanı, yetmeyeni dile getirmek; farkında olmadan zihnin kamerasını sürekli karanlık açıya ayarlamaktır. Neden mahrum olduğumuzu anlatmaktan, elimizde olanın potansiyelini görmeye fırsat bulamayız. Şikâyet cümlelerinin yerine, en azından durumun imkânlarını anlatan yapıcı ifadeler koymayı denemek gerekir.
Suskunluğun iyileştirici gücünü hatırlamak
Her hissettiğimizi, her aklımıza geleni anında dışarı vurmak zorunda değiliz. Dilin durması, çoğu zaman zihnin dinginleşmesi demektir. Başımızı beladan ve gereksiz içsel yorgunluklardan korumak için, kelimeleri birer ok gibi savurmadan önce durup düşünmek gerekir: "Bu söyleyeceğim şey gerçekten gerekli mi, doğru mu ve bir şeyi iyileştiriyor mu?" Cevap hayırsa, susmak zihnin en güçlü sığınağıdır.
İnsan, konuştuğu dildir
Kelimelerimizi değiştirmeden kaderimizin yönünü değiştiremeyiz. Zihnimizi sürekli bir ihtiyaç ve çaresizlik odasında tutmak da, onu bir imkân ve huzur bahçesine çıkarmak da ağzımızdan dökülen o birkaç heceye bağlı.
Belki de ilk adımı, zihnimize sürekli neyin eksik olduğunu hatırlatmaktan vazgeçip dilimizin bağını çözerek atmalıyız.
Toplam Okunma Sayısı : 273