TÜRKİYE'NİN AFRİKA VİZYONU
Bu Makaleyi Dinleyin
KARA KITANIN İKİ MAZLUMU: SOMALİ VE SUDAN'DA TÜRKİYE'NİN STRATEJİK MÜCADELESİ
Türkiye, 2000'li yılların başından itibaren tek eksenli dış politika anlayışını terk ederek, coğrafi ve stratejik derinliği olan çok boyutlu bir dış politika mimarisi inşa etmiştir. Bu mimarinin en somut ve başarılı sütunlarından birini şüphesiz "Afrika Açılımı" ve ardından gelen "Afrika Ortaklık Politikası" oluşturmaktadır. Ankara’nın kıtaya yaklaşımı, sömürgeci geçmişi olmayan bir aktör olarak eşit ortaklık, kurumsal kapasite inşası ve insani diplomasi temellerine dayanmaktadır.
Doğu Afrika ve Kızıldeniz havzası, Bâb’ül-Mendeb Boğazı ve Süveyş Kanalı gibi küresel ticaret yollarının merkezinde yer alması nedeniyle Türkiye’nin proaktif dış politikasında jeostratejik bir ağırlık merkezine dönüşmüştür. Bu bağlamda Somali ve Sudan, Türkiye'nin kıtadaki askeri hareketliliği, derin deniz enerji projeksiyonları ve diplomatik arabuluculuk kapasitesi açısından iki kritik köşe taşını temsil etmektedir.
SOMALİ POLİTİKASI
Türkiye’nin Somali politikası, 2011 yılında yaşanan büyük kıtlık krizi sırasında dönemin Başbakanı Erdoğan'ın Mogadişu ziyaretiyle insani bir eksende ivme kazanmıştır. Zaman içerisinde bu ilişki, insani yardımdan kurumsal kapasite inşası ve askeri-ekonomik entegrasyona evrilmiştir.
Somali’nin Stratejik Önemi
Deniz Güvenliği ve Enerji Jeopolitiği: Somali, yaklaşık 3.330 km’lik hatla, Hint Okyanusu ile Kızıldeniz'i birbirine bağlayan en uzun kıyı şeridine sahiptir. Türkiye, küresel deniz ticaretinin güvenliğini sağlama ve Oruç Reis gemisinin yürüttüğü faaliyetler gibi deniz yetki alanlarında sismik/hidrokarbon arama faaliyetleri yürütme adına Somali'yi stratejik bir üs olarak konumlandırmaktadır.
Askeri Varlık ve Terörle Mücadele: Mogadişu’da bulunan TURKSOM Askeri Eğitim Üssü, Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük askeri tesisidir. Türkiye, özellikle Gorgor taburları başta olmak üzere Somali Ulusal Ordusunun eğitimini üstlenerek ülkenin Eş-Şebab terör örgütüne karşı mücadelesinde askeri dengeleri belirleyen ana aktör konumuna gelmiştir.
Somaliland Krizi ve Son Gelişmeler
Etiyopya ile Mogadişu'dan bağımsızlığını ilan eden ayrılıkçı Somaliland bölgesi arasında, 2024 yılı başında imzalanan mutabakat muhtırası, Doğu Afrika’da istikrarı kırılgan bir noktaya taşımıştır.
Denize kıyısı olmayan Etiyopya, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’na doğrudan erişim sağlamak amacıyla, Somaliland’i resmen tanıma vaadi karşılığında, 20 kilometrelik bir sahil şeridini, 50 yıllığına kiralamak istemiştir. Mogadişu yönetimi bu hamleyi egemenlik haklarının ve toprak bütünlüğünün açık bir ihlali olarak değerlendirmiştir.
Ankara Süreci: Türkiye, Somali’nin toprak bütünlüğüne olan sarsılmaz bağlılığını bildirerek, Şubat 2024'te Mogadişu ile Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması imzalamıştır. Bu anlaşmayla Türkiye, Somali deniz sularının güvenliğini ve savunmasını üstlenmiştir. Ardından, iki tarafın da güvenini kazanan tek aktör olarak Etiyopya ve Somali heyetlerini Ankara’da buluşturarak krizin bölgesel bir savaşa dönüşmesini engelleyen bir diplomatik arabuluculuk (Ankara Süreci) mekanizması yürütmüştür. 2026 yılı itibarıyla Türkiye, Somali’nin hem iç anayasal krizlerinde hem de bölgesel komşularıyla olan ihtilaflarında başat kolaylaştırıcı rolünü sürdürmektedir.
SUDAN POLİTİKASI:
Sudan, Türkiye'nin Kuzey ve Doğu Afrika politikalarının kesişim noktasında, tarihi ve kültürel bağların en güçlü olduğu ülkelerden biridir.
Sudan’ın Stratejik Önemi
Kızıldeniz Geçişi ve Sevakin Adası: Sudan, Kızıldeniz'e kıyısı olan geniş topraklarıyla Nil Havzası'nın ve Sahra Altı geçiş koridorunun kalbidir. Türkiye ile Sudan arasında geçmişte imzalanan Sevakin Adası’nın restorasyonu ve kültürel/stratejik ihyası projesi, Türkiye’nin Kızıldeniz’deki tarihsel ve jeopolitik varlığını güçlendirme potansiyeline sahiptir.
Tarım ve Gıda Güvenliği: Sudan, işlenmemiş devasa tarım arazileriyle Türkiye’nin uzun vadeli gıda arz güvenliği ve tarımsal yatırımları için bir stratejik ortaklık alanıdır.
İç Savaş
Nisan 2023'te patlak veren ve 2026 yılı itibarıyla yıkıcı etkileri dördüncü yılına giren iç savaş, ülkeyi çok boyutlu bir krize sürüklemiştir. Halihazırda bu kriz toplumsal dokunun parçalandığı, kıtlık ve kuraklığın özellikle Darfur bölgesinde zirve yaptığı insani bir felakete dönüşmüştür.
Sudan ordusu son dönemde kontrolü ele geçirmek için yaptığı büyük kara ve hava harekatlarıyla askeri dengeyi kendi lehine çevirmeye çalışmaktadır. Ancak dış aktörlerin paramiliter güçlere (RSF) lojistik akışı sağlaması, savaşı uzatmaktadır. Özellikle BAE ve Etiyopya sınırındaki gizli eğitim kamplarının varlığına dair iddialar güncelliğini korumaktadır.
Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF), Egemenlik Konseyi Başkanı ve ülkenin fiili Devlet Başkanı sıfatıyla Abdulfettah el-Burhan komutasında devletin kurumsal gücüdür.
Karşısındaki revizyonist güç olan Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) ise paramiliter yapıların başındaki isim olan Muhammed Hamdan Dagalo (Hemedti) tarafından idare edilmektedir.
İç savaşın uluslararası bir vekalet savaşına dönüşmesindeki en büyük etken, iki aktörün kurduğu bölgesel ittifak ağlarıdır.
Sudan Silahlı Kuvvetleri; Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi bölgesel aktörler tarafından, devlet meşruiyeti ve kurumsal devamlılığın korunması amacıyla diplomatik ve lojistik düzeyde desteklenmektedir.
Diğer taraftan Hızlı Destek Kuvvetleri; Birleşik Arap Emirlikleri, Libya'nın doğusunu kontrol eden Hafter güçleri ve Etiyopya ile dolaylı lojistik ve finansal ağlar vasıtasıyla organik ilişkiler yürütmektedir.
Çatışmanın çözülememesinin en önemli nedeni, aktörlerin ideolojik ve operasyonel amaçları arasındaki uyumsuzluktur.
Sudan Silahlı Kuvvetleri'nin temel söylemi, devlet otoritesinin yeniden tesisi, resmi kurumların korunması ve gayrimeşru paramiliter yapının tamamen tasfiyesi üzerine kuruludur.
Hızlı Destek Kuvvetleri ise mevcut askeri elitlerin tasfiyesini, ülkeye "demokrasi" getirme vaadini ve tarihsel olarak merkez tarafından marjinalleştirilmiş çevre bölgelerin haklarını savunduklarını dile getirmektedir.
İç Savaşın Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı Güvenliğine Etkileri
Sudan’da devam eden iç savaş, yalnızca ülkenin iç dinamikleriyle sınırlı kalmayıp, küresel ticaretin ve jeopolitiğin en hassas şah damarlarından biri olan Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı koridorunu doğrudan tehdit eden bir güvenlik krizine dönüşmüş durumdadır. Yılda yaklaşık 20 bin geminin geçtiği ve küresel deniz ticaretinin yaklaşık %15’inin gerçekleştiği bu hat, Sudan'daki otorite boşluğu ve bölgesel vekalet savaşları nedeniyle yüksek riskli bir güzergah haline gelmiştir.
Deniz Güvenliği Tehditleri ve Otorite Boşluğu: Sudan’ın Kızıldeniz’de yaklaşık 853 kilometrelik stratejik bir kıyı şeridi bulunmaktadır. Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ile Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasındaki çatışmaların Doğu Sudan ve Port Sudan gibi kritik liman şehirlerinin çeperlerine dayanması, kıyı şeridinde kalıcı bir otorite boşluğu yaratmaktadır.
Bu durumun doğurduğu en büyük risk, Kızıldeniz’in asimetrik tehditlere açık hale gelmesidir. Esasen Yemen'deki Husilerin Bâb’ül-Mendeb Boğazı'ndaki ticari gemilere yönelik saldırılarıyla gerilen küresel lojistik hatları, Sudan kıyılarındaki güvenlik zafiyetiyle iki ateş arasında kalmaktadır. Sudan'daki istikrarsızlık, deniz haydutluğu, yasa dışı silah ticareti ve insan kaçakçılığı yapan şebekelerin Kızıldeniz’de lojistik üsler edinmesini kolaylaştırmaktadır.
Küresel Tedarik Zinciri ve Süveyş Kanalı Lojistiği: Sudan’daki istikrarsızlığın Kızıldeniz hattını güvensizleştirmesi, küresel nakliye şirketlerini rota değiştirmeye zorlamaktadır.
Maliyet Artışları: Gemilerin Süveyş Kanalı yerine Afrika'nın güneyindeki Ümit Burnu'nu dolaşması, sefer sürelerini yaklaşık 14 gün uzatmakta, yakıt ve sigorta maliyetlerini katlamaktadır. Bu lojistik gecikmeler, Avrupa ve Asya arasındaki hammadde akışını yavaşlatarak küresel tedarik zincirinde tıkanmalara ve enerji/gıda fiyatlarında enflasyonist baskılara yol açmaktadır.
Port Sudan ve Sevakin
Kızıldeniz’in kontrolü, küresel ve bölgesel güçlerin Sudan politikasındaki temel motivasyon kaynağıdır. Sudan’daki iç savaş, bu güçlerin deniz üssü edinme rekabetini kızıştırmıştır.
Türkiye’nin Sevakin Adası'nın ihyasına yönelik yürüttüğü tarihi ve kültürel misyon, Kızıldeniz güvenlik mimarisinde Ankara'yı stratejik bir denge unsuru yapmaktadır. Türkiye, resmi Sudan Hükümetinin (SAF) toprak bütünlüğünü savunarak, Kızıldeniz'in uluslararası hukuka uygun, güvenli ve ticarete açık bir havza olarak kalmasını stratejik bir öncelik olarak görmektedir.
Türkiye’nin Sudan Stratejisi ve Muhtemel Sonuçlar
Türkiye, Sudan krizinde başından beri devlet meşruiyetini ve kurumsal devamlılığı savunarak Sudan Egemenlik Konseyi'ni (SAF) resmi muhatap kabul etmiştir. Ankara, bir yandan insani yardımları ve tıbbi destekleri ulaştırırken, diğer yandan tarafları kapsayıcı bir ateşkes zeminine çekmeye çalışmaktadır.
Sudan’daki savaşın bölgesel bir çatışmaya (Çad ve Etiyopya sınır hatlarına taşma riski) evrilmesi durumunda ortaya çıkacak kitlesel göç dalgaları ve güvenlik boşluğu, Türkiye’nin Afrika’daki ticari ve diplomatik yatırımlarını tehdit edebilir. Sudan’ın bölünmesi ya da tamamen bir "başarısız devlet" haline gelmesi, Kızıldeniz güvenlik mimarisini çökertecektir.
Sonuç olarak, Sudan iç savaşı, sadece Hartum'da kimin iktidar olacağı sorusundan ibaret değildir. Port Sudan ve çevresinin radikal grupların veya kontrolsüz paramiliter yapıların (RSF) eline geçmesi, Süveyş Kanalı’nın güney kapısını kilitleyecek ve küresel ekonomiyi kalıcı bir lojistik krize sürükleyecektir. Bu nedenle Kızıldeniz’in güvenliği, Türkiye de dahil olmak üzere tüm küresel aktörlerin Sudan’da acil ve kalıcı bir istikrar aramasının en somut gerekçesidir.
AFRİKA’DA BÜYÜK GÜÇLERİN REKABETİ
Türkiye’nin Afrika’daki en aktif rakipleri başta Fransa olmak üzere Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Rusya ve Çin'dir. Bu aktörler doğrudan ya da dolaylı yollarla Türkiye'nin diplomatik, askeri ve ekonomik nüfuzunu sınırlamaya çalışmaktadır.
Fransa (Geleneksel Sömürgeci Güç): Fransa, özellikle Batı Afrika ve Sahel bölgesinde (Mali, Nijer, Burkina Faso) kaybettiği sömürge dönemi nüfuzunun en büyük sorumlularından biri olarak Türkiye'yi görmektedir.
Kara Propaganda ve Dezenformasyon: Fransız medyası ve düşünce kuruluşları, Türkiye’nin Afrika’daki varlığını "yeni-Osmanlıcılık" veya "cihatçı gruplarla iş birliği" gibi etiketlerle sunarak yerel halk ve hükümetler nezdinde olumsuz algı yaratmaya çalışmaktadır. Diplomatik Baskı: Fransa, eski sömürgelerine Türkiye ile yapılan savunma sanayii ve güvenlik iş birliği anlaşmalarını iptal etmeleri yönünde baskı uygulamaktadır. Ancak kıtadaki Fransız askeri varlığının zayıflaması, bu baskı gücünü azaltmıştır.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE): Jeopolitik rekabet nedeniyle BAE, özellikle Doğu Afrika (Afrika Boynuzu), Libya ve Sudan gibi kritik bölgelerde Türkiye’nin adımlarını sabote etmeye çalışmıştır. RSF’ye verdiği destekle bilinen BAE, Port Sudan dahil Doğu Afrika sahillerindeki liman ağını kontrol ederek Kızıldeniz jeopolitiğinde ana oyun kurucu olmayı hedeflemektedir.
Finansal ve Askeri Vekalet Savaşları: BAE Libya'da Türkiye destekli meşru hükümete karşı darbeci Hafter güçlerini finansal ve askeri olarak desteklemiştir. Sudan ve Somali gibi ülkelerde de Türkiye yanlısı yönetimleri yıpratmak için yerel kabileleri ve muhalif aktörleri fonlamışlardır.
Gizli İttifaklar: BAE ve Fransa, Akdeniz ve Afrika genelinde Türkiye karşıtı adımları koordine etmek amacıyla birçok gizli "Stratejik Diyalog" toplantısı gerçekleştirmiştir.
Rusya (Askeri ve Paramiliter Güç): Rusya, özellikle Sahel bölgesinde (Mali, Nijer, Burkina Faso) meydana gelen darbelerin ardından bu ülkelerde askeri olarak baskın güç haline gelmiştir. Moskova, Port Sudan’da bir nükleer lojistik merkez ve askeri deniz üssü kurma projesini uzun süredir askeri yönetimle (SAF) müzakere etmektedir. Savaşın gidişatı, Rusya'nın Akdeniz'den sonra Kızıldeniz'de de kalıcı bir varlık oluşturma stratejisini doğrudan etkilemektedir.
Güvenlik Tekeli Oluşturma: Rusya özellikle eski Wagner unsurlarını barındıran Afrika Kolordusu aracılığıyla, Afrika yönetimlerine doğrudan rejim koruması vaat etmektedir. Bu durum, Türkiye’nin bu ülkelere yönelik kurumsal askeri eğitim ve modern savunma sanayii entegrasyonu modellerinin alanını daraltmaktadır.
Çin (Ekonomik ve Altyapı Tekeli): Çin, Türkiye ile doğrudan bir askeri çatışmaya girmese de kıtanın en büyük ekonomik gücü olarak Türkiye’nin ticari adımlarını gölgelemektedir.
Borç Tuzağı Diplomasisi: Çin, devasa altyapı projeleri için Afrika ülkelerine büyük krediler vererek bu ülkeleri kendisine bağımlı hale getirmekte ve Türkiye gibi üçüncü ülkelerin adil "kazan-kazan" odaklı ihaleler almasını engellemektedir.
İsrail: İsrail’in Somali politikasındaki temel hedefi, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde stratejik bir askeri-istihbarat üssü elde etmek ve bölgedeki rakiplerini çevrelemektir. İsrail, Somali'den 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan eden ancak uluslararası alanda tanınmayan Somaliland'i resmi olarak tanıyan ilk BM üyesi ülke olmuştur. Taraflar karşılıklı olarak büyükelçiler atamıştır.
İsrail bölgedeki stratejik hedefleri uğruna Somali’nin toprak bütünlüğünü hiçe sayarak bölücü bir politika izlemektedir.
Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı Kontrolü: İsrail, Bab’ül Mendep Boğazı ve Aden Körfezi boyunca uzanan sahil şeridine sahip Somaliland üzerinden, özellikle Yemen'deki Husilerin Kızıldeniz'deki gemi trafiğine ve İsrail topraklarına yönelik saldırılarına karşı koyabilmek için erken uyarı, istihbarat ve gözetleme kabiliyetlerini artırmayı amaçlamaktadır.
İran Nüfuzunu Sınırlamak ve Çevrelemek: Somaliland ile kurulan ortaklık, İran'ın Kızıldeniz'deki varlığını dengelemek adına İsrail’e stratejik bir derinlik sağlamaktadır.
Türkiye ve Müttefiklerinin Varlığını Dengelemek: Türkiye, Somali Federal Hükümeti (Mogadişu) ile çok güçlü askeri, ekonomik ve diplomatik ilişkilere sahiptir ve Somali ordusunu eğitmektedir. İsrail, Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan'ın Somali merkezli eksenine karşı, Birleşik Arap Emirlikleri ve Etiyopya ile ortak hareket ederek Somaliland üzerinden bir karşı denge oluşturmaya çalışmaktadır. Somaliland yönetimi de Türkiye'nin Mogadişu üzerindeki etkisinden rahatsız olduğunu açıkça belirtmektedir.
Filistinlileri Tehcir Etme ve Askeri Üs İddiaları: Somali Federal Hükümeti, istihbarat raporlarına dayanarak İsrail'in gizli amacının Somaliland topraklarında askeri üs kurmak ve Gazze'deki Filistin nüfusunu bu bölgeye zorla yerleştirmek olduğunu iddia etmiştir. Somaliland tarafı, Filistinlilerin iskânı ve askeri üs iddialarını resmi olarak yalanlasa da mevcut veriler İsrail'in bölgede uzun vadeli bir askeri varlık arayışında olduğunu doğrulamaktadır.
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Türkiye’nin 21. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren sistematik bir biçimde uyguladığı "Çok Boyutlu ve Proaktif Dış Politika" doktrini, Afrika kıtasında salt insani yardım eksenli bir yaklaşımdan, jeostratejik ve askeri bir ortaklık modeline evrilmiştir.
Bu stratejik dönüşümün Doğu Afrika ve Kızıldeniz havzasındaki en somut laboratuvarları ise Somali ve Sudan olmuştur. Ankara'nın bölgeye yönelik politikası, sömürgeci geçmişi olmayan, egemenlik haklarına saygılı, kurumsal kapasite inşasını önceleyen ve "kazan-kazan" ilkesine dayanan rasyonel bir vizyonu yansıtmaktadır.
Somali özelinde incelendiğinde; Türkiye, 2011 yılındaki insani müdahalesini zamanla TURKSOM askeri eğitim üssü ve deniz güvenliği anlaşmalarıyla tahkim ederek ülkenin devletleşme sürecindeki en kritik dış aktör haline gelmiştir. Etiyopya ile Somaliland arasında imzalanan mutabakat muhtırasının yarattığı bölgesel egemenlik krizinde Ankara’nın üstlendiği arabuluculuk rolü (Ankara Süreci), Türkiye’nin bölgedeki "güvenlik sağlayıcı ve dengeleyici güç" imajını pekiştirmiştir. Somali’nin toprak bütünlüğünün korunması, Kızıldeniz-Hint Okyanusu hattında mikro devletçiklerin ve otorite boşluklarının türemesini engelleyerek, küresel deniz güvenliğine doğrudan katkı sunmaktadır.
Somali’de izlenen politika, askeri güç unsurları (sert güç) ile diplomatik arabuluculuk ve ekonomik yatırımların (yumuşak güç) harmanlandığı başarılı bir akıllı güç örneğidir.
Sudan cephesinde ise devam eden yıkıcı iç savaş, Türkiye’nin Afrika’daki ilkeli ve meşruiyet odaklı dış politikasını ciddi bir sınamaya tabi tutmaktadır. Ankara’nın Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) nezdinde devlet meşruiyetini ve kurumsal devamlılığı savunan net duruşu, Kızıldeniz’in kontrolsüz paramiliter yapılar (RSF) tarafından istikrarsızlaştırılmasını engelleme amacını taşımaktadır. Zira Sudan kıyılarında yaşanacak kalıcı bir otorite zafiyeti, Süveyş Kanalı ve Bab’ül Mendep Boğazı arasındaki küresel lojistik arterleri felç etme, asimetrik tehditleri artırma, enerji ve gıda arz güvenliğini tehlikeye atma potansiyeline sahiptir.
Öte yandan, Türkiye’nin Kızıldeniz ve Kuzey-Doğu Afrika hattındaki Sevakin Adası ve tarım projeleri gibi stratejik kazanımlarının hayata geçebilmesi için Sudan’da kalıcı istikrarın sağlanması elzemdir.
Sonuç olarak Somali ve Sudan, Türkiye için sadece ikili ilişkilerin sürdürüldüğü ülkeler değil, küresel güç rekabetinin yaşandığı Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz jeopolitiğinde Türkiye’nin stratejik özerkliğini, deniz aşırı askeri yeteneklerini ve küresel arabuluculuk imajını tahkim etme mücadelesi verdiği en kritik sahalardır.
Toplam Okunma Sayısı : 31