AYNI NİKAH FARKLI BEKLENTİLER
Bu Makaleyi Dinleyin
TÜRKİYE'DE KADIN VE ERKEK EVLİLİKTEN NE BEKLİYOR?
ALARM tarafından yürütülen Evlilik ve Aile Yapısı Tutum Araştırması, 9 Mart–28 Mayıs 2026 arasında 247 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi. Anket, birçok farklı kişinin WhatsApp gruplarında paylaşıldı ve gönüllü katılımla cevaplandı. Bu makale, katılımcıların evlilikten beklentilerini, aile sorumluluklarına yaklaşımını ve cevaplar arasındaki tutarlılığı ele almaktadır.
Evlilik üzerine tartışmalar çoğu zaman hazır hükümlerle yürütülüyor: Gençler sorumluluk almak istemiyor, insanlar fazla seçici davranıyor, ekonomik beklentiler sevginin önüne geçiyor, aile değerleri çözülüyor. Oysa 247 kişinin katıldığı Evlilik ve Aile Yapısı Tutum Araştırması, bu açıklamaların tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Cevaplarda sevgi isteğiyle güvence arayışı, dinî hassasiyetle bireysel tercih, aile dayanışmasıyla bağımsız hane kurma arzusu birlikte yer alıyor.
Araştırmanın ortaya çıkardığı temel mesele, insanların evlilikten vazgeçmesi değil; nasıl bir evliliğe razı olacakları, hangi koşullarda ortak hayat kurabilecekleri ve kendilerinden beklenen sorumlulukları ne ölçüde paylaşmaya hazır olduklarıdır. Bu verilerde evlilik hâlâ güçlü bir anlam taşımaktadır. Fakat bu anlamın içi herkes tarafından aynı şekilde doldurulmamaktadır. En keskin ayrım kadınlarla erkeklerin beklentilerinde ortaya çıkıyor: Gelir, ev işi, çocuk bakımı ve boşanma nedenlerinde aynı nikâha farklı sorumluluk haritalarıyla yaklaşılıyor.
Rakamların da Bir Çevresi Var
Araştırmayı anlamak için katılımcıların yapısını gözden kaçırmamak gerekir. 9 Mart–28 Mayıs 2026 tarihleri arasında yanıt veren 247 kişinin 135’i erkek, 112’si kadındır. Katılımcıların %53,4’ü 41 yaş ve üzerinde, %31,2’si 18–24 yaşındadır. Üniversite veya lisansüstü eğitim düzeyi bildirenler %95,1’i oluşturmaktadır. Kent merkezlerinde yaşayanların, kamu çalışanlarının ve öğrencilerin ağırlığı belirgin.
Yaş ve cinsiyet dağılımı da karşılaştırmaları anlamak için önemlidir: 18–24 yaşındaki 77 katılımcının 68’i kadın, 9’u erkektir. 41 yaş me üzerindeki 132 katılımcının ise 24’ü kadın, 108’i erkektir. Genç grup ağırlıklı olarak kadınlardan, ileri yaş grubu ağırlıklı olarak erkeklerden oluşmaktadır. Bekâr katılımcıların çoğu kadın, evli katılımcıların çoğu erkektir. Bu nedenle kadın–erkek farklarıyla yaş ve evlilik deneyimi farkları birlikte değerlendirilmelidir.
Kadın Gelir, Erkek Görünüş mü Bekliyor?
Eş seçiminde dinî benzerlik, eğitim denkliği, geçim güvencesi ve dış görünüş birlikte değerlendirilmektedir. Ancak kadınlarla erkekler bu ölçütlere aynı ağırlığı vermemektedir.

Grafik 1 · Aynı nikâh, farklı beklentiler
Bu tercihler, insanların sevecekleri kişiyi aynı zamanda birlikte yaşayabilecekleri kişi olarak değerlendirdiğini göstermektedir. Evlilik yalnız iki kişinin birbirinden hoşlanmasını değil; gündelik düzenin, çocuk yetiştirmenin, ailelerle ilişkilerin ve geleceğe ilişkin kararların paylaşılmasını gerektirir. Dinî ve kültürel benzerlik arayışı, katılımcılar açısından bu ortak hayatın kurulmasını kolaylaştıran bir unsur olarak görülüyor olabilir.
Düzenli gelir beklentisindeki kadın–erkek farkı 65,5 yüzde puana ulaşmaktadır. Kadınlar gelir ve eğitim denkliğini, erkekler dış görünüşü daha fazla önemsemektedir. Bu fark, evliliğin maddi ve sosyal koşullarının iki tarafça farklı ağırlıklarla değerlendirildiğini göstermektedir.
Kadınların evlilik hayalinde sevgi, güvence ve değer uyumu birlikte öne çıkmaktadır. Sevgiyi ilk sıraya koyma ve dinî benzerlik arayışı da kadınlarda daha yaygındır. Dolayısıyla kadınların beklentisini yalnız ekonomik güvenceye indirgemek, cevapların duygusal ve kültürel boyutunu siler.
Bu sonuçlar, ekonomik sağlayıcılık beklentisinin erkek üzerinde, görünüş beklentisinin ise kadın üzerinde daha yoğun kurulabildiğini düşündürmektedir. Fakat gelir arayışını doğrudan çıkarcılık, dış görünüş tercihini de yalnız yüzeysellik olarak tanımlamak açıklayıcı değildir. Kişinin evlilikte üstleneceğini düşündüğü riskler, ekonomik bağımsızlığı ve çevresinden öğrendiği roller de bu tercihlerle ilişkili olabilir.
Gelire verilen önemdeki fark, 41 yaş ve üzerindeki katılımcılar kendi aralarında karşılaştırıldığında da görülmektedir: Bu yaş grubundaki 24 kadının %79,2’si, 108 erkeğin %18,5’i düzenli geliri önemli bulmaktadır. Fark yalnız yaş gruplarının dağılımından ibaret görünmemektedir; çalışma durumu ve evlilik deneyimi de değerlendirmeye dâhildir.
Önce Sevgi, Sonra Üçten Fazla Çocuk
Katılımcıların %63,2’si evlenmenin öncelikli nedenini “sevgi ve duygusal tatmin” olarak belirtmektedir. Düzenli bir hayata geçiş %30,4 ile ikinci sıradadır. Bekârlarda sevgi ve duygusal tatmin tercihi %76,6’ya yükselmektedir. Bu sonuç, evliliğin yalnız toplumsal bir görev veya ekonomik dayanışma biçimi olarak görülmediğini; duygusal yakınlığın belirleyici bir beklenti olduğunu ortaya koymaktadır.
Çocuk sahibi olma arzusu ise ilk motivasyon olarak yalnızca %4,5 oranında seçilmiştir. Buna karşılık ideal çocuk sayısında üç ve üzerini isteyenlerin oranı %63,6’dır. İlk bakışta çelişkili görünen bu iki cevap, aslında farklı sorulara karşılık gelmektedir: İnsanlar evliliğe neden başlamak istedikleriyle, kuracakları ailenin ileride nasıl olmasını istediklerini ayırmaktadır. Sevgi evliliğin başlangıç gerekçesi, çocuk ise ortak hayatın sonraki hedefi olabilmektedir.
İdeal evlilik yaşında erkek için 25–30 aralığı %78,9, kadın için aynı aralık %57,5 oranında tercih edilmektedir. Katılımcıların yaklaşık dörtte biri kadın için erkekten daha erken bir yaş kategorisi seçmiştir. Bununla birlikte %74,5’i iki cinsiyet için aynı kategoriyi işaretlemiştir. Kadının daha erken evlenmesi beklentisi sürmekte, fakat bu beklenti bütün katılımcıların ortak kabulünü oluşturmamaktadır.
Gençler Flörte Daha Açık, Ev İçi Yükün Kadına Bırakılmasına Daha Kapalı
18–24 yaş grubunda öne çıkan tercih, evlilik öncesinde tanışmak ve flört etmek, fakat cinsel yakınlık yaşamamaktır. Bu grupta cinsellik içermeyen flörtü seçenler %70,1; evlilik öncesinde hiçbir ilişki olmamalı diyenler %2,6’dır. 41 yaş ve üzerindeki katılımcılarda cinsellik içermeyen flörtü seçenler %39,4; hiçbir ilişki olmamalı diyenler %18,9’dur. Gençlerin tanışmaya daha açık olması, her türlü ilişkiyi serbest gördükleri anlamına gelmemektedir. Grafik 2 bu ayrımı göstermektedir.
Ev işlerinin ağırlıklı kadına ait olmasını onaylayanlar 18–24 yaş grubunda %14,3, 41 yaş ve üzerinde %45,5’tir. Çocuk bakımını ağırlıklı kadına bırakan görüşe katılım 18–24 yaş grubunda %23,4, 41 yaş ve üzerinde %48,5’tir. Kendi yaşlılığında evde profesyonel destek isteyenler 18–24 yaş grubunda %62,3, 41 yaş ve üzerinde %34,1’dir. Genç grubun cevaplarında bakım sorumluluğunu geleneksel biçimde dağıtmaya destek daha düşüktür.
Eşin meslek sahibi ve düzenli gelirinin olmasını önemli bulanlar 18–24 yaş grubunda %80,5, 41 yaş ve üzerinde %29,5’tir. Ekonomik yetersizliği evliliği geciktirmede güçlü etken sayanlar 18–24 yaş grubunda %61,0, 41 yaş ve üzerinde %47,0’dır. Bu karşılaştırmalarda genç kadınların ve ileri yaştaki erkeklerin ağırlığı birlikte etkili olabilir. Ara grupta, yani 25–40 yaş arasında, toplam 38 katılımcı vardır. Bulgular, farklı yaşlardaki kişilerin bugünkü tutumlarını karşılaştırmaktadır; aynı kişilerin zaman içindeki davranış değişimini göstermemektedir.
Siyasi Etiket, Evin İçini Anlatmaya Yetmiyor
Milliyetçilik, muhafazakârlık ve solculuk gündelik dilde çoğu zaman birer bütün davranış paketi gibi kullanılır. Bir insanın siyasi kimliğini öğrendiğimizde dinî hayatını, cinsel sınırlarını, eşinden beklentilerini ve ev içindeki görev anlayışını da bildiğimizi varsayarız. Araştırma bu kolaycılığı desteklememektedir.
Karşılaştırma amacıyla Gelenekçi/İslamcı Sağ ile Muhafazakâr Demokrat kategorileri birlikte ele alındığında, 94 kişilik bu grupta dinî benzerliğe verilen önem %86,2’dir. Milliyetçi/Ülkücü 66 kişide oran %80,3, beş sol kategori birlikte değerlendirildiğinde oluşan 51 kişilik grupta %43,1’dir. Burada dinî uyumun siyasi kimliklerle ilişkisi açıktır; fakat sol kimliğin dinî hassasiyetin yokluğu anlamına gelmediği de görülmektedir.
Ev işlerinin ağırlıklı olarak kadına ait olduğunu düşünenler muhafazakâr grupta %51,1, milliyetçi grupta %30,3, sol grupta %17,6’dır. Atatürkçü Sağ grubundaki 25 kişinin %76,0’sı dinî benzerliği önemli bulurken, ev işlerinin ağırlıklı kadında olmasına %12,0’sı destek vermektedir. Aynı kişilerin cevapları eşleştirildiğinde bu gruptaki 15 kişinin hem dinî benzerliği önemsediği hem de ev işlerini ağırlıklı kadına bırakmayı reddettiği görülmektedir. Dinî uyum aramak ile ev işlerinin kadına yüklenmesine karşı çıkmak aynı kişide birleşebilmektedir.
Milliyetçi grupta dinî benzerliğe verilen önem yüksektir. Buna karşılık ev içi sorumluluklarda bütün katılımcılar aynı geleneksel tutumu benimsememektedir. Sol grupta cinsel serbestlik veya nikâhsız birlikte yaşamayı seçenler %23,5 ile azınlıktadır. Siyasi bakımdan solda yer almak, evlilik öncesi cinsellikte serbestliği benimsemek anlamına gelmemektedir.
Siyasi kimlik, evlilikle ilgili bütün tercihleri tek başına açıklamamaktadır. Muhafazakâr gruptaki ileri yaş ve erkek katılımcı ağırlığı da karşılaştırmalarda dikkate alınmalıdır. İnsanların ev işi, dinî uyum ve ilişki sınırları hakkındaki görüşlerini ayrı ayrı ele almak, siyasi etiketlerden toplu ahlak hükümleri çıkarmaktan daha açıklayıcıdır.
Dindarlığa Açılan Kapı, Cemaate Kapanıyor
Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, kişisel dindarlık ile tarikat veya cemaat üyeliğine yönelik tutumun ayrışmasıdır. İbadetlerine çok düşkün bir eş adayını kabul edilebilir bulanların oranı %59,8 iken, tarikat veya cemaat üyesi bir adayı kabul edilebilir bulanlar %11,3’tür. Tarikat veya cemaat üyeliğini kabul edilemez bulanlar ise %57,9’dur.
Bu yalnızca farklı grupların ortalamalarından kaynaklanan bir görünüm değildir. Aynı kişilerin cevapları eşleştirildiğinde, hem ibadete düşkün adayı kabul eden hem cemaat veya tarikat üyesi adayı reddeden 70 kişi bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle, ibadete düşkün adayı kabul edenlerin yaklaşık yarısı örgütsel dinî aidiyete aynı olumlu yaklaşımı göstermemektedir.
Bu cevaplar, kişisel dindarlık ile bir dinî gruba üyeliğin eş seçiminde farklı değerlendirildiğini göstermektedir. Ortak hayatın kararlarında bağımsızlık veya güven arayışı bu ayrımın olası açıklamalarındandır.
Ateist veya deist adayı kabul edilemez bulanlar %80,2, dinî hassasiyeti bulunmayan adayı kabul edilemez bulanlar %79,8’dir. Farklı mezhebe mensup adayda bu oran %33,2’dir. İnançsızlığa yönelik ret, mezhep farklılığına yönelik retten belirgin biçimde daha yüksektir.
Kürt milliyetçisi bir adayı reddetme oranının %73,6 olması da dikkat çekicidir. Ancak burada sorulan etnik köken değil siyasi kimliktir.
Flörte ve Tanışmaya Evet, Cinselliğe Hayır
Çoğunluk, evlilik öncesinde tanışmaya alan açarken cinsel sınırı korumaktadır. En yaygın tercih cinsellik içermeyen flörttür; cinsellik dâhil serbestlik ve nikâhsız birlikte yaşama toplamda %7,7’de kalmaktadır.

Grafik 2 · Flörte ve tanışmaya evet, cinselliğe hayır
Tanışma ve birbirini anlama ihtiyacı, bu cevaplarda cinsel serbestlikle eş anlamlı değildir. Özellikle genç grupta görülen yaklaşım, evlilik öncesi iletişimle kişisel sınırların birlikte korunabileceğini göstermektedir.
Eş adayının evlilik öncesi cinsel geçmişinin kararını etkileyeceğini belirtenlerin oranı %65,2’dir. Cinsel ilişki ısrarının ilişkiyi sonlandırmasına yol açacağını söyleyenler %67,2’dir. İkinci cevapta yalnız ahlaki sınır değil, kişinin iradesine ve rızasına saygı beklentisi de bulunmaktadır. Bu ısrar nedeniyle ilişkiyi bitireceğini belirtenler kadınlarda %79,5, erkeklerde %57,0’dır. Cinsellik içermeyen flört tercihi de kadınlarda %67,0, erkeklerde %40,7’dir. Kadınların tanışmaya daha açık olması, cinsel baskıya daha açık oldukları anlamına gelmemektedir.
Bu bölüm kişilerin benimsediği ilişki sınırlarını göstermektedir. Tanışma isteğiyle cinsel sınırı birlikte koruma eğilimi belirgindir; geçmişte yaşanan ilişkilerin dökümü değildir.
Senin Annen de Annem; Peki Ya Para?
İnsanların ahlaki tutarlılığını anlamak için güçlü sorulardan biri, kendileri için istediklerini başkaları için de isteyip istemedikleridir. Evlilikte bu soru özellikle iki ailenin ihtiyaçları, bakım sorumluluğu ve maddi yardımlar üzerinden somutlaşır.
Kendi ebeveynlerine ortak evde bakılmasını isteyenlerin oranı %53,8 iken, eşinin yaşlanan ebeveynlerine evde bakılmasına olumlu yaklaşanların oranı %59,9’dur. Katılımcıların %85,4’ü bu iki soruda aynı seçeneği işaretlemiştir. Kendi anne-babasına bakım isterken eşinin anne-babasına bakımı açıkça reddeden yalnızca 2 kişi vardır.
Bu sonuç, “herkes yalnız kendi ailesini düşünür” yargısına önemli bir itirazdır. En azından beyan düzeyinde, eşin ailesi bakım yükümlülüğünün bütünüyle dışında bırakılmamaktadır. Hatta olumlu yaklaşım eşin ailesi için biraz daha yüksektir.
Maddi yardımda iki farklı durum sorulmuştur: Kendi ailesine, miktarı belirtilmeyen bir yardım yapılmasını bekleyenler %63,6; eşinin ailesine maaşın önemli bir bölümünü ayırmayı onaylayanlar %48,2’dir. Kendi ailesine yardım bekleyip eşinin ailesine yüksek tutarlı yardımı reddeden 13 kişi bulunmaktadır.
Yardımın kime yapılacağı kadar, hane bütçesine getireceği yük de bu karşılaştırmanın parçasıdır. Bu nedenle oran farkı tek başına aileler arasında çifte standart kanıtı değildir. Bütçeyi zorlayan yardım karşısında daha temkinli davranılması olası bir açıklamadır; tutar etkisiyle aile tarafı etkisini birbirinden ayıran bir ölçüm yapılmamıştır.
Yardımın koşulları değiştikçe yaklaşımın da değiştiği başka cevaplarda görülmektedir. Eşin kardeşlerinin uzun süre evde kalmasına olumlu yaklaşım %23,9 iken, yetim kalan yeğenlere bakmaya olumlu yaklaşım %65,6’dır. Aile dayanışması ile hane mahremiyeti birlikte korunmak istenmektedir. Ziyaret, eğitim ihtiyacı ve ağır mağduriyet aynı ahlaki aciliyette değerlendirilmemektedir.
Dürüstlük Güçlü Bir Beklenti
Katılımcıların %81,4’ü evlilik öncesi beyaz yalanları normal karşılamadığını, %87,4’ü kendisini olduğundan daha farklı veya iyi göstermediğini belirtmektedir. Dürüstlük, katılımcıların açıkça sahiplendiği bir ilişki ilkesidir.
Çocuğa fiziksel ceza verilmesine ilişkin iki benzer madde, cevapların tutarlılığını karşılaştırmaya imkân vermektedir. Katılımcıların %66,8’i iki maddede aynı dereceyi işaretlemiş, %91,9’u en fazla bir derece farklı cevap vermiştir. Bir maddede onaylayıp diğerinde reddedenlerin oranı %3,6’dır. Bu maddelerde cevapların yönü büyük ölçüde tutarlıdır.
Sevgi Var, Geçim Güvencesi Yok
Bekârların cevaplarında eğitimden işe geçiş, ekonomik yetersizlik ve uygun adaylarla karşılaşamama öne çıkmaktadır. Aşk beklentisi nedeniyle adayları reddetme, bu üç engelin gerisinde kalmaktadır.

Grafik 3 · Evliliği hangi engeller geciktiriyor?
Bu sıralama, evlilik gecikmesini yalnız bireysel kaprise veya yüksek beklentiye bağlamanın eksik olduğunu göstermektedir. Kişi evlenmek istese bile eğitimden işe geçişini tamamlayamamış, düzenli gelir sağlayamamış veya uygun adaylarla karşılaşabileceği çevrelere erişememiş olabilir. Duygusal niyetin bulunması, ortak hayatın maddi ve sosyal koşullarının hazır olduğu anlamına gelmez.
Evlilik İçin 80.000 TL Hane Geliri Şart
Katılımcıların yeni bir hane kurmak için gerekli gördüğü aylık toplam gelirde ortanca beklenti 80.000 TL’dir. Açık biçimde yorumlanabilen 230 cevabın ortadaki yarısı 60.000–100.000 TL aralığındadır. Bu rakamlar, Mart–Mayıs 2026’da katılımcıların geçim için yeterli gördükleri tutarları göstermektedir.
Katılımcıların %44,1’i ev, otomobil ve birikim sorusunda yalnızca “Hiçbiri” seçeneğini işaretlemiştir. Bu kişilerin 47’si ekonomik yetersizliği aynı zamanda güçlü bir evlilik engeli saymaktadır. Ev sahibi olmayı şart koşmamak, düzenli geçim ihtiyacının ortadan kalkması demek değildir. Başlangıç servetiyle aylık geçim güvencesi farklı beklentilerdir.
Düğün Masrafı Ortak; Ev İşi Kimin?
Düğün masraflarının iki aile tarafından eşit paylaşılması yaygın kabul görmektedir. Buna karşılık yalnız erkeğin ailesine yüklenen sorumluluk, yalnız kadının ailesine yüklenenden daha fazla destek bulmaktadır. Masraf paylaşımındaki yakınlık, ev içindeki görevlerde aynı ölçüde görülmemektedir.

Grafik 4 · Düğün masrafı ortak; ev işi kimin?
Erkeklerin yarıdan fazlası çocuk bakımının ağırlıklı kadında olmasını onaylarken, kadınların yaklaşık beşte biri buna katılmaktadır. Ev işlerinde de benzer bir ayrışma vardır. Aynı yaş grubunda yapılan karşılaştırmada farkın sürmesi, bunun yalnız genç kadınların örneklemdeki ağırlığından ibaret olmadığını düşündürmektedir.
Katılımcıların %52,6’sı ev işlerinin ağırlıklı kadına bırakılmasını da ağırlıklı erkeğe bırakılmasını da reddetmektedir. Bu sonuç, işi tek tarafa yüklemeyen bir paylaşım anlayışına açıklıkla uyumludur. Kadın ve erkek gruplarındaki farklar, evlilik öncesinde görev paylaşımını açıkça konuşmanın önemini ortaya koymaktadır.
Aileye Bağlılık Var, Müdahaleye İtiraz Var
İş imkânı bulunan ve adayın ailesinin yaşamadığı bir şehre taşınmaya %80,2 oranında olumlu yaklaşılmaktadır. Adayın mevcut şehrine taşınmaya destek %48,2, ailesinin şehrine taşınmaya destek %33,2’dir. İş imkânı bulunan başka bir şehir, geniş bir kabul görmektedir. İlk seçenek iş fırsatıyla aileden uzaklığı birlikte içerdiği için bu sonuç tek başına ailelerden uzaklaşma isteğine bağlanamaz.
Çocuk yetiştirmede aile büyüklerinin söz sahibi olmasına karşı çıkanlar %51,4’tür. Buna rağmen büyüklerin yalnız bakıcı olup hiçbir karara karışmamasını isteyenler çoğunluk değildir. Katılımcılar, nihai kararın anne-babada olmasını isterken büyüklerin yalnız hizmet veren kişilere indirgenmesini de uygun bulmuyor olabilir.
Bu cevapların ortak noktası, aile bağını tümüyle koparmadan yeni hanenin karar alanını koruma arzusudur. Aileye yakın olmak ile evliliğin yönetimini ailelere bırakmak aynı şey değildir. Yeni evlilikte iki tarafın kendi ailelerine sınır koyabilmesi, yalnız eşler arasındaki ilişkinin değil, geniş aileyle ilişkinin de sağlıklı kurulmasını ilgilendirmektedir.
Çocuklara ve Yaşlılara Kim Bakacak?
İdeal çocuk sayısında üç çocuk ilk sıradadır. İlk çocuk için en yaygın tercih evlilikten iki yıl sonrasıdır. Çocuğun cinsiyetinde %81,4’lük çoğunluk “fark etmez” demektedir; erkek çocuk tercihi %5,7’de kalmaktadır. Bu örneklemde çocuklu aile arzusu güçlü olsa da erkek çocuk isteği baskın bir norm olarak görünmemektedir.
Çocuklara fiziksel ceza konusunda ise ikinci soruda %18,2 onay, %60,3 ret, %21,5 kararsız veya duruma bağlı cevap vardır. Açık destek azınlıktadır, fakat ihmal edilecek kadar küçük değildir. Sol, milliyetçi ve muhafazakâr grupların hiçbirinde
Toplam Okunma Sayısı : 996