KARBON AYAK İZİ YALANI!

KARBON AYAK İZİ YALANI!

Bu Makaleyi Dinleyin
Parça: 1 / 3

Evet "Karbon Ayak İzi" büyük petrol şirketlerinin, toplumlarda yükselen çevre bilinci karşısında kendilerini savunmak için geliştirdikleri bir manipülasyon kavramıdır. Gelin büyük petrol şirketleri tarafından nasıl kandırıldığımızı ve bunun için şirketlerin nasıl sinsi bir algı operasyonu ile tüm dünyayı ikna ettiğini ve batılı devletlerin işlerine geldiği için bu algıyı nasıl benimsediğini inceleyelim.

 

Karbon ayak izi kavramı başlarda ‘Enerji İzi’ olarak 1970’lerde ilk defa BBC tarafından kullanılmıştır. Ancak karbon ayak izi kavramını ilk defa kullanan uluslararası petrol şirketi BP'dir. Evet bu kavram 2004 yılında BP şirketinin başta ABD olmak üzere batılı devletlerde başlattığı reklam bombardımanı ile ortaya attığı bir kavramdır.

 

BP şirketinin uzun bir reklam serisinin ilk filminde; sanki sokakta rastgele seçilen insanlara ‘karbon ayak izi nedir’ diye bir soru soruluyor. Tabi ki bu soruya kimse cevap veremiyor. Reklam filmi karbon ayak izi nedir öğrenmek için verilen bir internet adresi ile bitiyor.

 

Bu adrese kısa sürede milyonlarca tıklama oluyor. İnternetin yeni yeni geliştiği 2004 yılı için müthiş bir rakam.

 

Bunun üzerine ikinci reklam filmi devreye sokuluyor. Bu sefer bazı kişilerin karbon ayak izi ile ilgili bilgiler verdiği görülüyor. Böylece sanki toplumda bir bilincin oluştuğu algısı veriliyor ve en sonunda gayet iyi giyimli birisi "benim satın aldığım ve tükettiğim herşeyin toplamında doğaya salınan karbon toplamı" cevabını veriyor. Artık zoka balıklara atılmıştır ve işin ilginci atılan bu oltayı toplumlar yutuyor ve karbon ayak izi kavramı hızla medyada ve daha sonra akademik yazılarda kullanılmaya başlıyor. BP'nin bu başarısı üzerine diğer büyük petrol şirketleri de hızla bu kavramı reklamlarında kullanmaya başlıyorlar.

 

Peki bunu neden yapıyorlar. Çünkü 1970’li  yıllarda başlayan çevre bilinci hızla batılı toplumlarda yayılmaya başlıyor. İlk başlarda büyük petrol şirketleri bu hareketi ciddiye almıyor. Hatta 1980 sonları, 90 başında  kullandıkları reklamlarda çevrecileri, korkak tavuklara benzeterek dalga geçiyorlar. Ancak yapılan anketlerde bunun tepki çektiğini görünce dalga geçmekten vazgeçiyorlar ve 1997 tarihine kadar hızla çevrecileri karalamaya yönelik sahte argümanlar üretmeye başlıyorlar. Fonladıkları bazı bilim adamları tarafından hazırlanan küresel ısınmanın yalan olduğu, kutupların ve ısınmayı dengeleyecek birçok noktanın bilinçli olarak bu ısınma ölçümlerine dahil edilmediği, eğer doğru bir ölçüm yapılsa küresel ısınmanın olmadığı hatta bunun güneşin devresel hareketlerine bağlı küçük ve abartılmayacak oranlarda olduğuna dair bilgiler, raporlar yayınlatıyorlar. Bugün küresel ısınma karşıtlarının kullandığı birçok abartılı ve sahte bilgi bu dönemde uyduruluyor.

 

Ancak meydana gelen büyük petrol tankeri kazaları ve toplumda oluşan tepkiler nedeniyle bu yoğun reddetme tavrı 1997 yılından sonra terk ediliyor. Çünkü meşhur Uluslararası Kyoto İklim Değişikliği Sözleşmesi imzalanıyor.

 

Kyoto Sözleşmesi sonrasında petrol şirketleri lehte veya aleyhte hiçbir şey söylemiyor ve uzun süren bir sessizliğe gömülüyorlar.

 

Sessizlik 2004 yılında BP şirketinin meşhur karbon ayak izinizi biliyor musunuz? reklamına kadar devam ediyor. Bu tarihten sonra büyük petrol şirketleri taktik değiştiriyor. Artık kendilerine "Yeşile Boyama" denen bir strateji benimsiyorlar. Bu stratejiye uygun olarak artık bütün petrol şirketleri çok çevreci olduklarını iddia ettikleri göz boyayacak eylem ve reklamlara başlıyor. Bu BP tarafından o kadar ileriye taşınıyor ki logosunu büyük, yeşil bir güneşe benzeyen, yeşil yapraklardan oluşan çiçeğe dönüştürüyor.

 

Yeşile boyama stratejisi ile doğayı kirleten bütün şirketler, yaptıkları kirliliğin yanında ölçek olarak hiçbir anlamı olmayan şaşalı projeler ve yoğun reklamlar ile kendilerini çevrenin kirletilmesini engelleyen aktörlere dönüştürüyorlar. Biyoyakıt bu anlamsız, oran olarak küçük projelerin bir örneği. Petrol şirketlerinin yaptığı toplam üretimin yüzde biri dahi olmayan bu biyoyakıt üretimi çok büyük bir eylem ve karbon salımını engelleyen iş olarak reklam ediliyor. Hatta bunun farkında olan firmalar, 2050 de toplam üretimin içinde yüzde 15 biyoyakıt üretme kararı alındığını ilan ediyor. Söylemeseler de binde ile ifade edilebilir düzeyde olan biyoyakıt üretiminde asıl hedef büyük, bu da onları çevreci bir melek yapıyor.

 

Tabiki bunun yetmeyeceği biliniyor ve suçu bireysel olarak insanların üzerine atmak için kişisel karbon tüketimini yoğun olarak işlemeye başlıyorlar ve kişilerin kullanım alışkanlıklarını değiştirerek ortalama karbon ayak izini düşürebileceği yalanını işlemeye başlıyorlar.

 

Ortalama karbon tüketimi ne demek? Yapılan çeşitli çalışmalar ile 2023 yılında atmosfere 384 milyar metreküp karbon salındığı hesaplanmıştır. Bu salınımı hangi ülkelerin yaptığı hesaplanıp, sonra bu kişi sayısına bölünerek kişisel karbon ayak izi ortaya çıkarılıyor. Örneğin bir Türk vatandaşı olarak 2024 yılında hesaplanan ortalama yıllık karbon ayak izimiz 5,1 ton. Bu rakam bizi dünyada 73. sıraya oturtuyor. Ne kadar çok değil mi?

 

İşte bunu kabul ettiğimiz de atılan oltayı ve zokayı yutmuş oluyoruz. Çünkü ciddi bilimsel çalışmalar ile bu kişi başına hesaplanan ortalama karbon üretiminin yüzde 70 kadarından kişiler asla sorumlu değil. Çünkü devletin, şirketlerin üretiminden ve saldıkları karbon miktarı bireysel olarak kişilerin sorumluluğunda değil. Ancak ortalama kişisel karbon ayak iziniz şu dediklerin de suçlama başlamış oluyor.

 

Gerçi kişilerin yaptığı tüketim harcamaları, yaşadığı yer ve tarzı, kullandığı araba gibi yüzlerce seçenek işaretlenerek kişisel karbon ayak izimizi ölçebileceğimiz siteler var. Ne büyük hizmet değil mi ama bu site ve çalışmaların fon sağlayıcısı niyeyse hep çevreyi en çok kirleten şirketler.

 

Günümüzde Yeni Zelanda çevreye en duyarlı ülke kabul ediliyor. Yeni Zelanda’da 2010 yılında başlatılan toplumsal bir kampanya ile kişisel araç kullanımı terk edilip, toplu taşıma, yürüme, bisiklet kullanma alışkanlıkları yüzde 30 gibi çok yüksek oranda değiştiriliyor. Peki bu Yeni Zelanda'nın karbon ayak izini ne kadar düşürüyor? Bu değişim ile toplam karbon üretiminin ancak % 1,6 kadar azaldığı hesaplanıyor. Bu rakamın ise iyimser bir hesaplama ile bulunduğu yine yapılan çalışmada yer alıyor. Yani kişisel karbon ayak izimizi düşürerek çevreye verilen zararı azaltacağımız koskoca bir hayal. Bu hayali bize Uluslararası dev petrol şirketleri sattı.

 

Halbuki Birleşmiş Milletlerin yaptırdığı bir çalışmada 2000-2022 yılları arasında dünyaya salınan karbondioksitin ve diğer kirleticilerin % 80 kadarından 57 şirket sorumlu. Evet bu 57 şirket dünyayı kirletiyor ama yaptıkları propaganda ile bizleri suçlu ilan ediyorlar. Üstelik ülkemiz çıkardığı iklim kanunu ile bu sorumluluğu üstleniyor. Halbuki atmosfere en çok sera gazı salan 5 ülke karbon salınımının önlenmesi anlaşmasını tanımıyor ve bu 5 ülkenin toplam yıllık karbon salınımı % 85. Ne kadar güzel değil mi? Bu ülkeler Çin, Hindistan, Abd, Rusya, Suudi Arabistan. En çok kirletenler arasında bulunan bir çok ülke bu anlaşmanın tarafı değil. Çok ironik değil mi? Olsun biz yine de karbon ayak izimizi düşürmeye çalışalım.

 

Halbuki atmosfere salınan karbondioksitin % 80 kadarını sağlayan ve hepsi büyük petrol şirketi olan bu dev 57 şirket, saldıkları karbondioksit oranlarını % 1 azaltacak tedbir alsalar bütün insanların toplam yapacakları katkıdan çok daha fazla sera gazı tasarrufu yapmış olunuyor. Tüm insanlar en ileri karbon orucu yapsa dahi azalacak sera gazından fazla salınımı durdurmuş olacaklar. Peki neden yapmıyorlar? Çünkü alacakları bu tedbirler karlarını düşürecek de ondan. Bu şirketler kendilerini dünyaya karşı sorumlu hissetmiyorlar onlar sadece ortaklarının karlarını artırmak konusunda bir sorumluluk hissediyorlar

 

Ortalama bir Türk insanının yılda 5,1 ton sera gazı üreten karbon ayak izi olduğundan bahsetmiştim. İşte bunun % 70 kadarı zaten bizim bireysel olarak sorumluluğumuz değil. Yani bu sera gazını biz değil devlet ve şirketler yapıyor, üretiyor. Ama sorumluluk bize yükleniyor. Bizim sorumluluğumuzda olan % 30 karbon ayak izimizi, en ileri seviyede dikkat etsek ne kadar düşürebiliriz. Ancak % 5 ile 10 arasında. Çünkü kişisel araç kullanmasak bile toplu taşımayanın bir karbon salınımı var. Bisiklete binsek o bisikletin üretimi için yapılan karbon ayak izi var. Hepsini geçtim nefes alıp vererek karbon salıyoruz ve kişisel karbon ayak izimizin çok büyük kısmı biyolojik üretimimiz. Nefes alıyoruz, başka biyolojik üretimler yapıyoruz. Yani bize düşen % 30 sera gazı üretimimizi en fazla % 28,5 oranına getirebiliyoruz.

 

Batılı devletler neden bu kişisel karbon ayak izi saçmalığının peşinden gidiyorlar? Çünkü herşey duygusal, yani paraya dayanıyor. Batılı devletler özellikle AB ülkeleri 2026 yılında % 35 oranında sınırda karbon vergisi başlatacaklar. Ne güzel değil mi? Dünyayı 1800 yılından beri zalimce sömürerek zenginleşen Avrupa ülkeleri, tüm bu zenginliklerinin rahatını sürdürebilmek için yeni bir vergi ve sömürü aracına sahip olacak.

 

Biz yine dikkatli olalım ve karbon ayak izimizi düşürelim ama aslında esas kirletici olan büyük şirketlerin karbon ayak izlerini düşürmeleri yönünde baskı yapmak çok daha doğru bir yaklaşım olur. Çünkü esas kirliliği onlar yapıyor ve bu kirliliğin büyük kısmını önlemeleri mümkün ama bu karlarını düşüreceği için istemiyorlar. İşte bunu düşürmeleri için baskı yapmak ve kanunlar ile kısıtlama getirmeleri için siyasilere zırlamak, kişisel karbon ayak izimizi küçültmeye çalışmaktan çok daha faydalı. Ancak bu sadece bizim ülkemiz için geçerli değil, çünkü biz ülkece toplam karbon üretiminin binler ile ifade edilebilecek bir kısmından sorumluyuz.


Toplam Okunma Sayısı : 5072