KİM BU DÜRZİLER?

KİM BU DÜRZİLER?

Bu Makaleyi Dinleyin
Parça: 1 / 6

Ortadoğu'nun karmaşık sosyal ve dini dokusu içinde, bin yıldır varlıklarını hem bir sır perdesinin ardında hem de stratejik bir aktör olarak sürdüren Dürzîler, bölge tarihinin en ilgi çekici topluluklarından biridir. Kendilerini, inançlarının temelini oluşturan mutlak tevhid anlayışına atfen "Muvahhidun" (Tevhid Ehli) olarak tanımlarlar. Ancak dünya onları, hareketin ilk propagandacılarından biri olan fakat sonradan kendi inanç sistemleri içinde "mürted" (dinden dönen) ilan ettikleri Muhammed b. İsmail ed-Derezî'nin adıyla, yani "Dürzîler" olarak tanır. Bu isimlendirmeden duydukları rahatsızlık, topluluğun kendi içindeki kuruluş sancılarını ve teolojik saflaşmasını yansıtan ilk ipucudur. Tarih boyunca coğrafi izolasyon (genellikle sarp dağlık bölgelere yerleşme) ve en önemlisi, inançlarını ve kimliklerini baskı altında gizlemelerine olanak tanıyan takiyye prensibi gibi hayatta kalma mekanizmaları geliştirmişlerdir. Bu kapalı yapı, Dürzîliğin ezoterik (bâtınî) inançlarının dış dünya tarafından tam olarak bilinmesini zorlaştıran temel bir faktör olmuştur. Günümüzde ise Lübnan siyasetindeki "kral yapıcı" (kingmaker) konumları, İsrail ordusundaki vazgeçilmez varlıkları ve Suriye'deki iç savaşta benimsedikleri karmaşık politikayla gündem olmaya devam ediyorlar. Bu rapor, Dürzîlerin kim olduğunu, kökenlerini, inanç sistemlerinin temel direklerini, tarihsel serüvenlerini ve günümüz Ortadoğu'sundaki rollerini teolojik, tarihsel ve jeopolitik analizlerle kapsamlı bir şekilde inceleyerek "Kim bu Dürzîler?" sorusuna derinlemesine bir yanıt sunmayı amaçlamaktadır.  

 

Kökenler ve İnancın Temelleri

 

Dürzîlik, 11. yüzyılın başlarında, Kahire merkezli Şiî-Fâtımî Devleti'nin siyasi ve entelektüel atmosferinde filizlenmiştir. Kökenleri, Şiiliğin aşırı (Gāliyye) ve nasların gizli anlamlarına odaklanan (Bâtıniyye) bir kolu olan İsmâilîyye mezhebine dayanır. Bu dönemde Fâtımî sarayında İhvân-ı Safâ risaleleri gibi Yeni Eflâtuncu felsefeden derinlemesine etkilenen bir iklim hakimdi ve Dürzîliğin kozmolojisi de bu felsefi temel üzerine inşa edilmiştir. Hareketin resmi olarak ilanı, 30 Mayıs 1017 (Hicri 1 Muharrem 408) tarihinde "Keşf Dönemi"nin başlamasıyla gerçekleşmiştir. Bu dönem, Dürzî inancının sırlarının açıklandığı ve davetin yapıldığı bir süreçti. Ancak bu açık davet dönemi uzun sürmedi. Dürzî inancının merkezindeki Fâtımî halifesi Hâkim-Biemrillâh'ın 1021'de gizemli bir şekilde ortadan kaybolması ve hareketin son büyük lideri Bahâeddin el-Muktenâ'nın 1042 yılında son kutsal metin olan 111. risaleyi yazarak "gaybete" (gizliliğe) çekilmesiyle "Keşf Dönemi" sona erdi. Bu tarihten itibaren Dürzîliğin kapıları dışarıya tamamen kapandı; dine yeni girişler ve dinden çıkışlar imkansız hale geldi.

 

Dürzî inanç sisteminin merkezinde üç kilit figür bulunur:

 

· Hâkim-Biemrillâh (ö. 1021): Altıncı Fâtımî halifesi olan Hâkim, Dürzî akidesinin temel taşıdır. O, sadece bir halife değil, Allah'ın insan suretindeki son ve en mükemmel tecellisi (hulûl) olarak kabul edilir. İnançlarına göre Hâkim, hem ilahi (Lâhûtî) hem de insani (Nâsûtî) bir doğaya sahiptir ve bu iki doğa birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Tarihsel kayıtlarda zalimce ve tutarsız olarak görünen eylemleri (örneğin kadınların sokağa çıkmasını yasaklaması, geceleri tek başına dağlara çekilmesi), Dürzî dâîleri tarafından onun ilahiliğinin anlaşılması zor, bâtınî hikmetler içeren kanıtları olarak ustaca sunulmuştur. Dürzîler, Hâkim'in ölmediğine, 1021'deki kayboluşunun aslında bir "gaybet" olduğuna ve kıyamete yakın bir zamanda adalet ve hakikati tesis etmek üzere geri döneceğine inanırlar.  

· Hamza b. Ali (d. 985): Aslen Horasan'ın Zevzen şehrinden olan Hamza, Dürzîlik hareketinin asıl kurucusu, teorisyeni ve sistemleştiricisidir. Hâkim tarafından hareketin "imamı" olarak tayin edilen Hamza, Dürzî kozmolojisinde Tanrı'dan ilk olarak sudûr eden (çıkan) varlık olan "Akl-ı Küllî" (Evrensel Akıl) mertebesindedir. O, yaratılışın aracısı, ceza ve ödülün uygulayıcısı ve Tanrı ile insanlar arasındaki köprüdür.  

· Muhammed b. İsmâil ed-Derezî (Neştekîn): Aslen Türk kökenli olduğu rivayet edilen ve hareketin propagandasını yaparak fırkaya adını veren bu dâî, Dürzî tarihinin en paradoksal figürüdür. Başlangıçta Hamza b. Ali'nin en önemli yardımcılarından biriyken, Hamza b. Ali ile girdiği güç mücadelesi ve aşırılıkları nedeniyle "mürted" (dinden dönmüş) ilan edilmiştir. 1.3. Dürzî Akidesinin Sütunları

Dürzî inancı, karmaşık bir teoloji ve kozmoloji üzerine kuruludur.

 

· Dört Temel İlke: Dürzîliğin şartları; Hâkim'i yegâne ilah olarak bilmek, onun "Emr"i olan Hamza b. Ali'yi tanımak, ilahi hiyerarşi olan "Hudûd"u bilmek ve yedi ahlaki vasiyete uymaktır.  

 

· Beş Hudûd (Kozmik Prensip): İsmâilîyye'den alınan ancak yeniden yorumlanan bu kavram, Tanrı ile maddi alem arasındaki ilahi hiyerarşiyi temsil eden beş soyut prensiptir. Bu prensipler, hareketin önde gelen beş lideri tarafından kişileştirilmiştir:

1. Akl-ı Küllî (Evrensel Akıl): Hamza b. Ali

2. Nefs-i Külliyye (Evrensel Ruh): İsmail et-Temîmî

3. Kelime (Söz/Logos): Muhammed b. Vehb

4. es-Sâbık (Sağ Kanat/Önceki): Selâme b. Abdülvehhâb

5.  et-Tâlî (Sol Kanat/Sonraki): Bahâeddin el-Muktenâ.  

Bu beş prensip, Dürzîlerin sembolü olan beş köşeli yıldızın renkleriyle de temsil edilir: Yeşil (Akıl), Kırmızı (Nefs), Sarı (Söz), Mavi (Sâbık) ve Beyaz (Tâlî).  

 

· Tekammüs (Ruh Göçü/Reenkarnasyon): Kelime anlamı "gömlek değiştirme" olan tekammüs, Dürzî inancının en ayırt edici özelliklerindendir. Bu inanca göre ruh ölümsüzdür ve bir bedenin ölümünden hemen sonra, yeni doğan başka bir insan bedenine geçer. Bu, Hinduizm veya Budizm'deki hayvan ya da bitkilere geçişi içeren tenâsüh kavramından farklıdır; döngü sadece insandan insanadır. Dürzîlere göre ruhların sayısı yaratılıştan beri sabittir ve bir Dürzî ruhu, öldükten sonra ancak başka bir Dürzî bedeninde yeniden dünyaya gelebilir. Bu teolojik postüla, Dürzîliği dışarıdan katılıma tamamen kapatır (dine girişin olmaması ) ve cemaat içi evliliği (endogami) neredeyse zorunlu kılar.

 

· Hikmet Risaleleri (Resâilü’l-Hikme): Hamza b. Ali, el-Muktenâ ve diğer hudûd tarafından yazılmış 111 risaleden oluşan bu külliyat, Dürzîlerin kutsal metinlerini oluşturur. Bu metinler, polemikçi, didaktik ve oldukça ezoterik bir dille yazılmıştır. Şifreli ifadeler ve muğlak kelimelerle dolu olan bu risalelerin sırlarına, sadece "Ukkāl" adı verilen inisiye edilmiş zümre vakıf olabilir.  

 

Toplumsal Yapı: Ukkāl ve Cühhâl


Dürzî toplumu, dini bilgi ve yaşayış bakımından iki ana sınıfa ayrılır. Bu hiyerarşik yapı, bilginin kontrolünü ve topluluğun iç disiplinini sağlar. Ukkāl (Akıllılar/Bilginler): Toplumun ruhani liderliğini üstlenen seçkin bir azınlıktır. Dinin sırlarına ve kutsal metinlerine vakıf olan bu zümre, katı ahlaki kurallara uyar; alkol, tütün gibi yasaklardan kaçınır, zühd ve takva içinde bir yaşam sürerler. Genellikle sakallarını kesmezler ve koyu renkli cübbe ile özel bir sarık giyerler. Cühhâl (Cahiller/Avam): Toplumun çoğunluğunu oluşturan bu kesim, dinin ezoterik sırlarına vakıf değildir ve dini toplantılara nadiren katılırlar.

 

Dürzîlik ve İslam

 

Dürzîliğin inanç esasları, onu hem Sünni hem de Şiî ana akım İslam'dan temelden ayırır. Bu ayrışma, sadece detaylarda değil, inancın en temel direklerinde kendini gösterir.

 

Dürzîliğin en radikal adımı, İslam'ın temel direkleri olan zâhirî ibadetleri geçersiz kılmasıdır. Namaz, oruç, zekât, hac ve kelime-i şehadet gibi ibadetler, Hâkim-Biemrillâh'ın zuhuruyla birlikte yürürlükten kalkmış kabul edilir. Onlara göre önceki peygamberler, hakikatin üzerini süslü sözlerle örterek insanları sadece "görünmeyen bir Tanrı'ya" kulluğa davet etmişlerdir. Hâkim'in gelişiyle bu "perde" kalkmış ve hakikatin kendisi tecelli etmiştir.  Yani haşa Allah yer yüzüne insan olarak inmiştir.

 

Bu zâhirî ibadetlerin yerine, her birinin bâtınî (içsel) bir anlamını temsil ettiğine inanılan yedi ahlaki ilke (Hisal veya Vesâyâ) ikame edilmiştir:

1. Kendi dindaşları arasında doğru sözlülük.

2. Din kardeşlerini korumak ve onlara yardım etmek.

3. Geçmişteki tüm inanç ve ibadetlerin değersiz olduğunu bilerek var olmayana ibadetten vazgeçmek.

4. İblisler ve azgınlardan uzaklaşmak (Hâkim'den önceki peygamberler ve onların şeriatları iblis ve azgınlar olarak kabul edilir).

5. Her çağda ve her durumda Hâkim-Biemrillâh'ı tek ilâh olarak tanımak.

6. Hâkim'in her türlü fiiline ve hükmüne rıza göstermek.

7. Gizli veya açık her durumda Hâkim'in hükmüne tam teslimiyet.

 

Bu, Türk dünyasının itikadi mezhebi olan Mâtürîdîlik başta olmak üzere tüm mezheplerde açık şirktir.

 

Tarihteki Dürzîler: İsyanlar ve Takiyye Arasında

 

Dürzîlerin tarihi, inançlarının ezoterik doğası kadar pragmatik bir siyasi varoluşun da hikayesidir. Merkezi otoritelerle ilişkileri, özerklik arzusu ile hayatta kalma zorunluluğu arasındaki hassas denge üzerine kurulu.

 

Lübnan Dağlarında Kök Salma

 

Hâkim-Biemrillâh'ın ortadan kaybolmasının ardından Fâtımî Mısır'ında başlayan baskı dönemi, Dürzîleri daha güvenli bölgelere göç etmeye zorladı. Lübnan ve Suriye'nin sarp ve ulaşılması zor dağlık bölgeleri, onlar için doğal bir sığınak oldu. Burada, bölgenin yerli Arap kabilelerinden olan Tenûhîlerle yakın ilişkiler kurdular ve zamanla onları da kendi inançlarına çekerek ilk siyasi güç merkezlerini oluşturdular. Bu dönemde Dürzîler, pragmatik bir politika izleyerek bölgedeki Sünni otoritelerle iyi geçindiler. Haçlılara karşı Selahaddin Eyyubi'nin, Moğollara karşı ise Memlüklerin yanında savaşarak siyasi meşruiyet ve güven kazandılar. Osmanlı Devleti'nin 1516'da bölgeyi fethetmesiyle birlikte, Dürzîlerin liderliği Ma'noğulları ailesine geçti ve bu aile Osmanlı tarafından Kuzey Lübnan'ın yerel yöneticileri olarak tanındı.  

 

Osmanlı İmparatorluğu ile İlişkiler

 

Dürzîlerin Osmanlı ile ilişkileri, "ihanet" veya "sadakat" gibi basit ikilemlerle açıklanamayacak kadar karmaşıktır. Bu ilişki, temelde Dürzîlerin özerkliklerini koruma arzusu ile Osmanlı Devleti'nin merkeziyetçilik politikaları arasındaki sürekli bir gerilimle şekillenmiştir.

 

· Canbolatoğulları (Cunblat) Bağlantısı: Günümüz Lübnan Dürzîlerinin en güçlü ailesi olan Canbolat (Jumblatt) hanedanının kökenleri, 16. ve 17. yüzyıllarda Osmanlı'nın Kilis, Halep ve Azâz bölgelerinde etkili olan ve Celâlî İsyanları'na karışan Canbolatoğulları ailesine dayanmaktadır. İsyanın bastırılmasından sonra ailenin bir kolunun Lübnan'a sığınarak buradaki Dürzîlerle bütünleşmesi, Türkiye tarihi ile Lübnan Dürzîleri arasında somut ve genellikle göz ardı edilen bir bağ kurar.

 

· Ma'noğlu II. Fahreddin İsyanı ve İdamı: Dürzî Emiri II. Fahreddin, Osmanlı İmparatorluğu'nun iç karışıklıklar yaşadığı bir dönemde, Lübnan Dağı merkezli geniş bir emirlik kurarak fiili bir bağımsızlık elde etmeye çalıştı. Bu süreçte Osmanlı'ya karşı Toskana Grandüklüğü gibi Avrupa devletleriyle diplomatik ve askeri ittifaklar aradı. Bu isyan, Osmanlı merkezi otoritesine karşı ilk büyük Dürzî direnişi olarak tarihe geçti ve sonunda bastırılarak Fahreddin İstanbul'da idam edildi.

 

· Havran ve Cebel-i Dürûz İsyanları (19. ve 20. yy): Dürzî isyanlarının en şiddetlileri, Osmanlı'nın Tanzimat ve Jön Türk dönemlerinde uygulamaya koyduğu merkeziyetçi politikalara bir tepki olarak ortaya çıktı. İmparatorluğun, Dürzîlerin geleneksel ayrıcalıklarını (vergi ve askerlik muafiyeti) kaldırarak bölgeye doğrudan müdahale etme çabaları, büyük bir direnişle karşılaştı. Özellikle 1909-1910 yıllarındaki büyük Havran İsyanı, Sami Paşa el-Faruki komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından oldukça kanlı bir şekilde bastırıldı. İsyanın lideri Zukan el-Atraş idam edildi, halkın silahlarına el konuldu ve binlerce Dürzî genci zorla askere alınarak imparatorluğun dört bir yanına dağıtıldı.  

 

Merkezi otorite zayıfladığında özerkliklerini genişletmek, güçlendiğinde ise itaat ederek varlıklarını sürdürmek, Dürzî siyasi aklının temelini oluşturmuştur.

 

· Sultan Paşa el-Atraş (1891-1982): Babası Zukan el-Atraş'ın Osmanlı tarafından idam edilmesi, Sultan Paşa'nın siyasi kimliğini derinden etkiledi. I. Dünya Savaşı patlak verdiğinde, Pan-Arap milliyetçisi hareketlerle temas kurarak Şerif Hüseyin liderliğindeki Arap İsyanı'na 1000 adamıyla katıldı.

· Büyük Suriye İsyanı (1925-1927): Sultan el-Atraş'ın I. Dünya Savaşı sonrası kurulan Fransız Manda yönetimine karşı başlattığı ve tüm Suriye'ye yayılan isyana liderlik etmesiyle Suriye'nin ulusal kahramanı ve direnişin sembolü haline getirdi.

  

Modern Ortadoğu'nun Girdabında Dürzîler

20.           yüzyıl ve sonrası, Dürzîlerin farklı ulus-devletlerin sınırları içinde kalarak farklı hayatta kalma stratejileri geliştirdiği bir dönem oldu. İsrail, Suriye ve Lübnan'daki Dürzî topluluklarının kaderleri, içinde yaşadıkları siyasi bağlamlara göre farklılaştı. Bu durum, Dürzîlerin ilkesel bir ideolojiden çok, içinde bulundukları koşullara göre şekillenen derin bir pragmatizmle hareket ettiklerini kanıtlar.

 

İsrail Dürzîleri: "Kan Paktı" ve Varoluşsal Gerilimler

 

İsrail'deki Dürzîler, 1948 Arap-İsrail Savaşı sırasında Arap saflarından ayrılarak Siyonist güçlerle pragmatik bir ittifak kurdular. Bu stratejik tercih, savaş sonunda onları Filistinli Müslüman ve Hristiyan Araplardan farklı, ayrıcalıklı bir statüye taşıdı.  

 

· "Kan Paktı" (Blood Covenant): Bu ittifakın en somut sonucu, 1957 yılında Dürzî liderlerin kendi talepleri üzerine, Dürzî erkekleri için İsrail Savunma Kuvvetleri'nde (IDF) zorunlu askerlik hizmetinin getirilmesi oldu. Bu "kan paktı", Dürzîleri İsrail'in güvenliğinin ayrılmaz bir parçası haline getirdi. Dürzî gençleri, Yahudi gençlerden bile daha yüksek oranlarda (%83-85) orduya katılmakta, "Herev" (Kılıç) gibi özel taburlarda görev yapmakta ve generallik rütbesine kadar yükselebilmektedir.  

 

· İkiye Bölünmüş Bir Topluluk: İsrail vatandaşı olup orduya katılan Dürzîler ile 1967'de işgal edilen Golan Tepeleri'nde yaşayıp İsrail vatandaşlığını ve askerlik hizmetini reddederek Suriye'ye olan sadakatlerini sürdüren Dürzîler arasında derin bir ayrım bulunmaktadır.  

 

· "Ulus-Devlet Yasası" ve Hayal Kırıklığı: 2018'de kabul edilen ve İsrail'i "Yahudi halkının ulus devleti" olarak tanımlayan yasa, Dürzîler arasında büyük bir öfke ve ihanete uğramışlık hissine yol açtı. Kendilerini yasal olarak "ikinci sınıf vatandaş" konumuna düşürülmüş gören bazı Dürzî subay ve askerler, protesto amacıyla ordudan istifa ettiklerini açıkladılar. Dürzîlerin İsrail ile olan ilişkisi, stratejik bir ittifaktır, ancak eşit bir ortaklık değildir.  

 

Suriye İç Savaşında Dürzîler

 

Suriye'deki Dürzîler, iç savaş boyunca varlıklarını korumak için karmaşık ve tehlikeli bir yol izlediler.  Savaşın başında, Dürzîlerin çoğunlukta yaşadığı ve Şam-Ürdün yolu üzerindeki stratejik Süveyda vilayetinde, topluluk genel olarak "tarafsız" bir politika benimsedi. Bu genel tarafsızlık, topluluk içindeki bölünmeleri gizleyemedi. Bir yanda rejim ordusundan ayrılarak "Sultan el-Atraş Taburu"nu kuran Subay Haldun Zeyn Eldin gibi muhalif figürler, diğer yanda rejime bağlı yerel milisleri organize eden Şeyh Vahid el-Balus gibi isimler vardı. Savaşın ilerleyen yıllarında, El Nusra gibi radikal İslamcı muhalif grupların Dürzîlere yönelik mezhepçi baskıları, onları pragmatik olarak kendilerini koruyabilecek tek güç olan Esad rejimine daha fazla yaklaşmaya itti.  

 

İsrail'in, yeni Suriye yönetimini istikrarsızlaştırmak amacıyla Dürzî gruplar arasındaki gerilimi körüklediği ve bazı Dürzî liderleri kullandığı aşikar. Lübnanlı Dürzî lider Velid Canbolat da bu iddiaları doğrular nitelikte, İsrail'in "Dürzîleri koruma" bahanesiyle Suriye'de karışıklık çıkarmak için bazı Dürzîleri kullandığını belirtmiştir.  

 

Lübnan: Siyasetin Kilit Oyuncuları

 

Lübnan'ın mezhepsel güç paylaşımına dayalı hassas siyasi sisteminde Dürzîler, nüfus olarak küçük olmalarına rağmen orantısız bir güce sahiptirler.  Canbolat tarafından kurulan İlerici Sosyalist Parti (PSP), Dürzî toplumunun ana siyasi gücü olmaya devam etmektedir. Babası Kemal Canbolat'ın 1977'de suikastla öldürülmesinin ardından partinin ve toplumun liderliğini devralan Velid Canbolat, Lübnan siyasetinin en pragmatik, öngörülemez ve etkili figürlerinden biri haline gelmiştir. Sık sık ve ani bir şekilde ittifak değiştirmesiyle tanınan Canbolat, Lübnan'da hükümetlerin kurulmasında ve yıkılmasında kilit rol oynayan bir "kral yapıcı" olarak ünlenmiştir. Suriye iç savaşında Esad rejimine karşı muhalifleri desteklerken, aynı zamanda Lübnan içindeki en büyük güç olan Hizbullah ile diyalog kanallarını daima açık tutması, onun çelişkili gibi görünen ancak hayatta kalmaya odaklı siyaset tarzının tipik bir örneğidir.  

 

Türkiye ve Türklerle İlişkiler:

 

Dürzîlerin Türkiye ve Türklerle olan ilişkisi, genellikle göz ardı edilen derin tarihsel bağlara ve günümüze uzanan mütevazı bir varlığa dayanır.

 

Türkiye ile Lübnan Dürzîleri arasındaki en somut ve çarpıcı bağ, Lübnan'ın en köklü ve güçlü Dürzî ailesi olan Canbolat (Jumblatt) hanedanının kökenleridir. Genellikle ayrı dünyalar olarak algılanan Anadolu'daki bir Celâlî isyanı ile günümüz Lübnan siyasetinin en kilit aktörlerinden biri arasındaki soy bağı, Osmanlı coğrafyasındaki insan hareketliliğinin ve kader ortaklığının ne kadar girift olduğunun bir kanıtıdır

 

Günümüzde Türkiye sınırları içinde, özellikle Suriye sınırına yakın olan Hatay ve çevresindeki bazı köylerde yaşayan küçük bir Dürzî nüfusu bulunmaktadır. Bu topluluk, Dürzîlerin genel karakteristiği olan kapalı ve kendi içine dönük bir hayat tarzını sürdürmektedir. Bu nedenle haklarında yapılmış akademik çalışmalar oldukça sınırlıdır ve sayıları hakkında net veriler bulunmamaktadır. Suriye'deki iç savaş sonrası bu nüfusta bir miktar artış olduğu tahmin edilmektedir.

 

Sonuç:

 

Onlar, İslam tarihinde ‘Fitne Dönemi’ diye adlandırılan zaman diliminin en acı meyvesi. Sapkın inançlarını bin yıldır bir sır perdesinin ardında korumayı başarmış, hayatta kalmayı bir karmaşık ilişkiler sanatına dönüştürmüş, dağları kendilerine kale, pragmatizmi ise bir ilke edinmiş kişiler topluluğu.

 

Suriye'deki rejim değişikliği, İsrail-Lübnan gerilimi ve bölgedeki yeni güç dengeleri, Dürzîleri bir kez daha tarihsel bir yol ayrımına getirdi. İsrail'deki Dürzîler, devlete olan "kan bağı" ile ulus-devlet yasasının dayattığı "ikinci sınıf vatandaşlık" arasındaki varoluşsal gerilimle karşı karşıya. Suriye'deki Dürzîler, yeni dönemde ya merkezi yönetime entegre olacaklar ya da dış güçlerin de etkisiyle yeni bir özerklik mücadelesine girişecekler. Lübnan'daki Dürzîler ise, ülkenin kronik istikrarsızlığı içinde geleneksel "denge unsuru" rollerini sürdürüp sürdüremeyecekleri sorusuyla karşı karşıyadır.

 

"Kim bu Dürzîler?" sorusunun cevabı, en az kendileri kadar karışık. Hâkim-Biemrillâh'ın ilahlığına inanan sapkın bir topluluk; bugüne kadar insanlığa fayda üretmiş bir insan yetiştiremeyen ama, İsrail ordusunda savaşan sadık bir asker. Bu azgın ve azınlık topluluk; kimliğini, inancını ve varlığını çalkantılı bir coğrafyada korumak için geliştirdiği karmaşık, bazen çelişkili ama daima hayatta kalmaya odaklı stratejilerin bin yıllık bir özeti. 

 

Toplam Okunma Sayısı : 1994