Liyakate Dayalı Yönetim Sistemi

LİYAKATE DAYALI YÖNETİM SİSTEMİ

Günümüzde demokrasiler; siyasi partiler aracılığıyla örgütlenmiş temsil sistemleri üzerine kuruludur. Ancak 21. yüzyılın başlarından itibaren partilerin halkla arasındaki mesafenin büyümesi, çıkar gruplarının etkisi, kutuplaşma ve popülizm gibi olgular ve siyasetin rant kapısı haline gelmesi, partili sistemlerin demokratik meşruiyetini tartışmaya açmıştır. Bu bağlamda, partilerden bağımsız ve liyakat esasına dayalı bir seçim sisteminin mümkün olup olmadığı sorusu, yeni bir arayışın merkezine yerleşmiştir. Ayrıca partili sistemin ve partili meclisin; insan aklının ve medeniyetinin ulaşabileceği son zirve gibi kanaatlerin, din, dil, kültür vs fark ettirmeden Batı’nın gölgesinde ve taklidinde bir ‘gönüllü yaşam’ kabulü tartışılması gereken önemli bir konudur.

 

Partili Sistemlerin Krizi

 

Demokratik yönetimlerde bireylerin tek tek siyasete doğrudan etki etmesi pratik olarak mümkün değildir. Bu yüzden partiler, ilk zamanlarında fikirleri ve talepleri organize eden araçlar olarak doğdu. 18. ve 19. yüzyıl siyaset teorisinde partiler:

 

· Halkın farklı çıkarlarını sistematik biçimde temsil etmek,

 

· Yasama sürecinde istikrar ve süreklilik sağlamak,

 

· Siyasi rekabeti barışçıl bir zeminde yürütmek amacıyla meşru görülmüştür.

 

Bu anlamda düşünüldüğünde partiler, “örgütlü aklın” demokrasideki taşıyıcılarıdır.

 

Partili Sistemin Bozulması: Kimlik, Çıkar ve Sadakat

 

Ancak zamanla partiler, fikir temsilinden çok kimlik ve çıkar temsiline dönüştü. Halkın iradesi yerine parti merkezlerinin, hatta lider kadrolarının iradesi öne çıktı. Böylece siyasal alan; liyakatten çok sadakatin, fikri tartışmadan çok aidiyetin hâkim olduğu bir yapıya evrildi.

 

Partizanlık dediğimiz olgu da tam burada doğdu:

 

· Bir düşünceyi değil, bir grubu savunmak,

 

· Gerçeği değil, “bizim tarafın” kazanmasını öncelemek,

 

· Devleti değil, partiyi korumak.

 

Bu durum siyaseti; ahlaki ve rahmani bir alan olmaktan çıkarıp, şahsi ihtirasların ve çekişmelerin, nefsani arzuların arsızca yarıştığı bir arenaya dönüştürdü.

 

Partili Demokrasi; Lider Sultası

 

Partiler, doğru işlediğinde halkın sesi olurlar; ama amaç haline geldiklerinde demokrasinin mezar kazıcıları olurlar. Parti iyi bir hizmetkâr, ama kötü bir efendidir. Liyakatin ve kamusal aklın üzerinde değil, onların hizmetinde olduklarında ancak değerlidirler.

 

Demokrasi, halkın egemenliği fikrini temsil mekanizmaları aracılığıyla somutlaştırmıştır. Ancak temsilin araçları - özellikle siyasi partiler - zamanla kendi çıkarlarını halk iradesinin önüne koyan yapılara dönüşmüştür. Partiler, yurttaşların siyasal katılımını kolaylaştırmak yerine, onları ideolojik kamplara ayırmış, kutuplaşmayı derinleştirmiştir.

 

Bu noktada, “temsilde adalet” kavramı yeniden düşünülmelidir. Gerçek adalet, yalnızca çoğunluğun isteğini değil, aynı zamanda ehliyetli, dürüst ve bilgili bireylerin topluma hizmet edebilmesinin önünü açması gerekir. Yeni sistem, “çoğunluğun keyfiyeti” yerine “ehliyetin meşruiyeti” üzerine kurulmalıdır.

 

Parti içi hiyerarşi, sadakat temelli aday belirleme süreçleri, ekonomik çıkar gruplarıyla karşılıklı ilişkiler ve medya manipülasyonu, liyakatli bireylerin siyasete katılımını zorlaştırmaktadır. Bu durum, halkın “temsil edildiği” bir sistemin aslında sınırlı bir seçkinler çevresinin kontrolüne geçtiği eleştirilerini güçlendirmiştir.

 

Liyakat Temelli Seçim Kavramı

 

Önerdiğimiz yeni model, “partisiz demokrasi” ve “liyakat temelli temsil” ilkelerini birleştirerek şu üç hedefi gözetir:

 

1. Adaletin kanunla korunduğu, yanlışın ve kötünün tavizsiz cezalandırıldığı,

 

2. Ehil ve uzman, uzmanlığını ispatlamış insanlardan oluşan ‘çözüm komisyonları’


3. Ehliyetli ve liyakatli bireylerin yönetim sorumluluğuna kolay erişimi,

 

4. Etik ve şeffaf kamu yönetiminin kurumsallaşması,

 

5.  Halkın bilgiye dayalı, bilinçli siyasal katılımının güçlendirilmesi. Vs.

 

Liyakat; bireylerin bilgi, deneyim, etik duruş ve toplumsal katkı kapasitesi gibi ölçülebilir niteliklerine dayalı olarak kamu görevlerine seçilmesini ifade eder. Liyakate dayalı seçim sisteminde temel hedef, halk iradesini tamamen ortadan kaldırmadan, seçmenin bilinçli tercihini objektif yeterlilik kriterleriyle buluşturmaktır.

 

Bu sistemde adaylık, parti üyeliği veya ideolojik aidiyet yerine, belirli mesleki, akademik, etik ve kamusal hizmet ölçütlerini karşılayan bireylere açık olur. Adaylık için, belirgin ilmi, siyasi, akademik ve vatanseverlik geçmişi vs. gibi ölçüler konur.

 

 

Uygulama Modeline bir örnek:

 

Devletin Niteliği:

 

Devlet, adaleti, eşitliği ve liyakati esas alan bir hukuk devletidir. Siyasal temsil, herhangi bir parti, çıkar grubu veya ideolojik örgütlenmeye bağlı olmaksızın bireylerin kişisel liyakati temelinde gerçekleştirilir.

 

Halk Egemenliği:

 

Alınacak kararlarda ve uygulamaların denetlenmesi konusunda son söz millete aittir. Millet bu egemenliğini doğrudan oy hakkı yoluyla ve liyakat esasına göre aday olabilen bireyler aracılığıyla kullanır.

 

 

Liyakat İlkesi:


Kamu görevlerine seçim ve atamada temel ölçüt liyakattir. Liyakat, bilgi, deneyim, etik sorumluluk ve kamusal yarara hizmet kapasitesi esas alınarak bağımsız kurumlarca (Üniversite, yargı, sivil toplum kuruluşları, mahalle sakinleri vs.)  ve anayasaya konulan kriterlerce belirlenir.

 

Meclis:

 

1. Meclis, halk tarafından seçilen yaklaşık 400 üyeden oluşur. Mesleki gruplara; siyasi, ekonomik, sosyal, psikoloji, çevreci, işletmeci, veteriner, din adamı, mühendis vs alanında doktora yapmış, diploma sahibi gibi, ülkenin ihtiyacına göre kontenjan ayrılmalıdır.

 

2. Üyelik için herhangi bir siyasi partiye bağlılık veya ideolojik aidiyet aranmamalıdır.

 

3. Meclis üyeleri asla anayasal koruma kalkanına sahip olmamalıdır. Yargı ve halk önünde hesap verilebilirlik anayasal koruma altında olmalıdır.

 

Adaylık Şartları:


Aday olmak isteyen birey:

 

· Eğitimini, liyakatini, ehliyetini ön seçimlerde ortaya koymalıdır.

 

· Kendi yöresinden itibaren yükselen bir seçilme aşamasından geçmelidir.

 

· Geçmişinde, adli bir vakıa yaşamamış olmalıdır.

 

Yasama Süreci:


Meclis’te yasa teklifleri bireysel olarak sunulur. Meclis, kararlarını açık müzakere ve şeffaf oylama esasına göre alır. Lobi faaliyetleri, parti disiplini veya blok oy gibi uygulamalar olmamalıdır.

 

Cumhurbaşkanı (Devlet Yöneticisi):

 

1. Cumhurbaşkanı, beş yıllık süreyle meclis içinden seçilir ve kesinlikle bir defa seçilir. Seçilme oranı %60 olmalı.

 

2. Aday olmak için; ilmi, mesleki, akademik çalışma vs kriterler konulmalıdır.

 

3. Cumhurbaşkanlığı makamı, yürütmenin koordinasyonundan ve ulusal politikanın stratejik yönlendirilmesinden sorumludur.

 

4. Cumhurbaşkanı herhangi bir ideolojik, dini veya ekonomik grubun temsilcisi olamaz.

 

Bakanlar:


Bakanlar, meclis içinden adaylık ve oylama esasına göre seçilir.

 

1921 Anayasasının Günümüz Demokratik ve Liyakat Esaslı Yönetim Modellerine Etkisi

 

Halk Egemenliğinin Saf Biçimi

 

1921 Anayasası, Türkiye tarihinin en sade ama en anlamlı anayasal belgesidir. Henüz Cumhuriyet ilan edilmemiş, savaş sürmekteyken halk egemenliği fikri ilk kez “kayıtsız şartsız milletindir” sözüyle anayasal bir ilkeye dönüşmüştür.

 

Partisiz Temsilin Tarihsel Deneyimi

 

Birinci Meclis, modern anlamda bir parti sistemi olmadan, doğrudan halk temsilcilerinden oluşuyordu. Milletvekilleri gruplar kurmuş olsa da bunlar partisel aidiyet taşımıyordu;
temsil esas olarak bölgesel, mesleki ve kişisel liyakat üzerine kuruluydu.

 

Bu yapı sayesinde:

 

· Kararlar kişisel kanaat ve ortak akılla alınabiliyordu,

 

· Vekiller parti disiplini yerine vicdanî sorumlulukla hareket ediyordu,

 

· Meclis, yürütmeyi doğrudan seçiyor ve sürekli denetliyordu.

 

Dolayısıyla 1921 sistemi, bugünkü anlamda, partisiz demokrasi modelinin basit bir örneğidir.

 

Liyakat İlkesi ve Şura Ruhu

 

1921 Anayasası’nın ruhu, liyakat ve danışma (şura) ilkeleriyle uyumludur. Meclis üyeleri, savaş koşullarında halkın güvenini, bilgeliğini ve yerel saygınlığını temsil eden kişilerdi. Seçimle gelen temsilciler, hem halkın rızasına hem de ahlaki güvenilirliğe dayanıyordu.

 

Bu yapı, İslam siyaset felsefesinde geçen “ehliyet ve adalet” prensipleriyle de örtüşür. Yani 1921 Anayasası, doğrudan olmasa da hem Batı demokrasisinin halk egemenliği hem de İslam’ın liyakat ve şura temelli yönetim anlayışının kesişim noktasında yer alır.

 

Günümüze Etkileri;

 

Bugün dünyada iki büyük yönetim tartışması vardır:

 

1. Temsil krizi: Partiler halktan kopmuştur.

 

2. Liyakat krizi: Bürokrasi ve siyaset ehliyetten uzaklaşmıştır.

 

1921 Anayasası bu iki soruna erken bir yanıt sunar:

 

· Temsili partiyle değil, doğrudan halkla ilişkilendirir.

 

· Yönetim görevini mevki değil, emanet ve sorumluluk olarak görür.

 

Bu yönüyle, çağdaş anlamda önerilen liyakat esaslı, partiler üstü seçim sistemlerinin tarihsel öncüsüdür. Bugün demokrasiyi yeniden tanımlarken, o dönemin “partisiz, halk temsiline dayalı, liyakat merkezli” ruhu, modern dünyada yeni bir siyaset anlayışının ilham kaynağı olabilir. “Egemenlik milletindir” sadece bir slogan değil, halkın ahlaki olgunluğu ve aklına duyulan anayasal güvendir.”

 

Sonuç

 

Günümüzde; hiçbir ehliyeti ve liyakati olmayan, ama para ve nüfuzu olan kişilerin, ilk önce liderce seçilmesi, bu seçimin halka tasdik ettirilmesidir demokrasi. Meclis ise bir noter gibi (noter bile önüne gelen her evrakı imzalamaz), liderin sınır tanımaz, denetlenemez, sorgulanamaz isteklerinin ‘el kaldırılarak’ sözüm ona oylandığı bir devlet dairesine dönmüştür.  Bu kısır döngüye itiraz etmek ise ‘anti demokratlık’ gibi bir kalkan ile püskürtülmektedir.

 

Maalesef demokratik yönetimlerin çoğunda, kümesin anahtarını ve bekçiliğini tilkiler elde etmiş durumdadır.  Üç beş sağduyulu insandan gelen haklı itirazlar ve öneriler yine bu tilkilerin onay masasına gelmek zorunda bırakılmış, onlar da bu teklifleri demokrasi adına(!) sümen altı yapmaktan çekinmemiş ve hatta bu tavırlarından dolayı övünmüşlerdir.

 

En sağından en soluna, en muhafazakarından en ateistine vs. kadar bu çarpık düzen; anahtarı elinde oluncaya kadar eleştirilmiş; ama anahtar ve makam sahibi olunduktan sonra tilkilik devam ettirilmiştir.

 

Günümüzde sistem; ‘cehaletin selahiyet bulduğu’ Hak’tan, halktan, akıldan, insaftan uzak, tuzak bir sistem haline dönüşmüştür.  

 

Kurtuluşu ise; makamını, menfaatini değil de, geleceği ve hakkaniyeti düşünen gerçek vatansever liderlerin yapacağı devrim niteliğinde alacağı kararlardadır.

 

Ama görünen o ki; bu inkılabı doğuracak ortada ne bir sancı vardır, ne bir bekleyiş, ne de öngörü vardır. Şimdilik herkes bu çarpıklıktan nemalanmak gayretindedir.

Toplam Okunma Sayısı : 219