MUSTAFA KEMAL, VAHDETTİN VE SAMSUN’A ÇIKIŞ: 19 MAYIS’IN PERDE ARKASI
Bu Makaleyi Dinleyin
Mondros Mütarekesi sonucu İstanbul’da henüz resmi bir işgal yoktu ama İstanbul ne yazık ki müttefik askerleri ile kaynıyordu. 13 Kasım 1918’den beri devam eden fiilî işgal, 16 Mart 1920’de resmî işgale dönüştü. Hani Fatih İstanbul’a beyaz bir at üzerinde girmişti ya şimdi de aynısını Fransız Doğu Orduları Başkomutanı General Franchet d’Espèrey yapıyordu. General Franchet d’Espèrey’nin şehre, beyaz bir at üzerinde fatihane bir edayla girmesi kim bilir Türk halkının gönlünde ne acı bir yara açıyordu? Fakat şu bir gerçek ki herkeste ümitsizlik misli misline artmıştı.
Bu durumda yapılacak tek bir iş kalıyordu: “Silahlı Mücadele”. Padişaha kadar herkes bunu düşünüyordu İstanbul’da, ama kim bu mücadelenin başına geçecekti? Adaylar tek tek konuşuluyor ve tartışılıyordu. Tartışmayı yapanlar bizzat Osmanlı’nın paşaları ve Sadrazam Damat Ferit Paşa’ydı. Sonunda Mustafa Kemal üzerinde mutabık kalındı. Ancak harbiye nazırı Şakir Paşa, Mustafa Kemal’in altını kırmızı mürekkeple çizmiş, yanına yine kırmızı mürekkeple “En iyi askerimizdir ama bazı sebeplerden dolayı bence muvafık değildir” diye yazmıştı. “Üstelik Cumhuriyetçi olduğu söylenir.”
Murat Bardakçı’nın saray çevresindekilerin alatılarına dayanarak ifade ettiğine göre; Şakir Paşa adayların listesini padişaha takdim edecekti. Vahdettin, Şakir Paşa’nın muhalefet şerhi koyduğu bu listeyi ablası Mediha Sultan’nın oğlu Sami Bey’e gösterdi. Fikrini sordu. Sami Bey de “Hanedanınızı düşünün” dedi dayısına. “Cumhuriyet taraftarı olduğundan söz etmişler. Hanedanınızı düşünün.” Vahdettin’in cevabı: “Nerede, hangi hanedan? Madem ki en iyi askerimizdir diyorlar, onun gitmesi lazım. Cumhuriyet vs. gibisinden şahsi fikirleriyle bu işin alakası yok.” Sonra Şakir Paşa’nın şerhine işaret edip fısıldarcasına konuştu. “ Eski paşalar kıskanıyorlar onu.”
Vahdettin kararı imzaladı ve tek bir cümle söyledi: “Bu adam bir iş yapacak!” İşte, tarih Sultan Vahdettin’in altına imzasını koyduğu irade belgesi ile o anda değişti. Mustafa Kemal İstanbul’da bulunduğu süre içinde dört defa Padişah’la görüştü. Bu görüşmelerin birinde Vahdettin Mustafa Kemal’e aynen şunları söyleyecek ve bu sözler, Mustafa Kemal’in Falih Rıfkı Atay’a anlattığı hatıralarda yer almaktadır:
“Vahdettin hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı:
- Paşa, paşa şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi bu kitaba girmiştir, tarihe geçmiştir. (Kırmızı kaplı bir kitabı göstererek.) Bunları unutun dedi. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, devleti kurtarabilirsin! ”
Mustafa Kemal’in İstanbul’dan Samsun’a hareket edeceği tarih 16 Mayıs ve günlerden cuma idi. Padişah cuma selamlığına çıkmış, Yıldız Camii’ne gitmişti. Bir gün öncesinde İzmir işgal edilmişti. Bunun hüznü sanki her zerreye sinmişti. Namazını bu hüznün verdiği elem havasında tamamladı. Vahdettin daha sonra caminin hükümdarlara ayrılan bölümü olan mahfil-i hümâyuna geçti.Vedaya gelen yolcuya “Uğurlar olsun” diyecekti. Avni Paşa’ya atfedilen ve Murat Bardakçı’nın aktardığı hatırata göre; odada dört kişiydiler: Zat-ı Şahane yani Vahdettin, Sadrazam Ferit Paşa, Başyaver Avni Paşa ve Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa Kemal Paşa. Ortadaki ayakları altın varaklı mermer masanın üstünde bir Kur’an-ı Kerim duruyordu. Masaya doğru birkaç adım attı Vahdettin. Sadrazamla Avni Paşa da Hükümdarı takip ederek bir adım gerisinde durdular. Herkes ayaktaydı. Mustafa Kemal Paşa asker adımlarıyla ilerledi, masanın öteki tarafına padişahın karşısına geçti.Askeri tavrına ruhani bir hava verip sağ elini Kur’an’ın üzerine koydu ve öbür elindeki küçük kâğıdı okumaya başladı:
“Hükümet tarafından düzenlenip Padişah’ın tasdikine iktiran eden 21 maddelik talimatla açıkça belirtilmiş olan geniş yetkilere dayanarak Anadolu vilayetlerindeki bütün mülki ve askeri memurlar üzerinde icrasına memur bulunduğum teftişleri ve tahkikatı halife hazretlerinin arzusu dâhilinde iftihar kaynağım ve padişah kurallarının övüncüne olan tam bir sadakatle ve elimden gelen bütün kuvvetle yerine getireceğime vallahi billahi”
Şimdi de Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışını ve padişahın buna bakışını Vahdettin’in kızı Sabiha Sultan’ın anlattıklarından okuyalım:
“….Babamın Padişah olmadan evvel ve veliaht iken en çok tanıdığı ve takdir ettiği Mustafa Kemal Paşa idi. Yaveri idi ve onunla Almanya seyahatini de yapmıştı. Mustafa Kemal Paşa da ona çok bağlı ve hürmetkârdı. Memleketin en feci durumunda başa geçen babam mücadelenin ancak Anadolu’da devam edebileceğine inanmış ve Mustafa Kemal Paşa’yı Anadolu’ya geçmeye teşvik etmiştir. Bunu bize söylediği gibi, bu kararlaştırılınca yanından çıkıp yaverler odasına giren Başyaver Naci Paşa diğer yaverlere bunu gizlice müjdelemiş ve “ Hele şükür! Efendimiz Mustafa Kemal Paşa’yı Anadolu’ya geçmeye ikna etmişler.” demiştir.
Aralarında konuşup mutabık kaldıkları hususlar vardı: Evvela, birbirlerini tanımıyor ve aralarında mutabakat yokmuş gibi hareket edecekler; ayrı ayrı iş göreceklerdi, hangi yol vatanı selamete götürürse orada birleşecekler, yegâne gaye vatanın selameti, kurtulması ve istiklali olacaktı.
Babam sonradan Mustafa Kemal Paşa’nın sözünü tutmadığından kendisini ve imparatorluğu hainmiş gibi göstermesinden çok ama çok müteessir olmuş ve bunu asla hazmedememiştir.
Biz her şey olabiliriz, cahil, tecrübesiz, hatalı bir siyasete kapılmış olabilir ve zararlar da verebiliriz, ama Osmanoğlu olarak nasıl vatan haini olabiliriz? Bizi en iyi bilen, Mustafa Kemal Paşa bunu nasıl söyler! der ve derin bir keder içinde kavrulurdu. Nitekim bu keder o kadar devamlı olmuştur ki, bir gece beyninde bir damarın kopması hayattan kendisini ayırmıştır.
Ben kızı olarak ve ölümüne kadar başucunda olan en sevdiği bir insan olarak şunu bütün şerefimle temin ederek ve Osmanlı İmparatorluğu’nun bütün şan-şeref dolu varlığını ortaya koyarak söylemek isterim ki; Babam asla hain değildir. En koyu, sağlam bir vatanseverdi. Öyle yaşamış, öyle ölmüştür.”
Toplam Okunma Sayısı : 70