RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI ve ALASKA GÖRÜŞMESİ: YENİ HEGEMONİK PAYLAŞIM

RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI VE ALASKA GÖRÜŞMESİ: YENİ HEGEMONİK PAYLAŞIM

Bu Makaleyi Dinleyin
Parça: 1 / 4

GİRİŞ


Uluslararası gerilim ve krizlerin art arda geldiği, kamplaşmaların arttığı, dünyanın sıkıştığı dönemleri yaşıyoruz.

 

Egemen güçlerin dünyayı paylaşım kavgası süreğendir. Bu kavga, krizlere, kopuşlara ve saflaşmalara yol açar.

 

Toprak, su, enerji kaynakları ve nüfuz alanlarına sahip olma ya da kontrol etme arzusu, küresel çaplı hegemonik güç mücadelesinin temel nedenidir.

 

Dünyanın özellikle istikrarsızlaştırılmış bölgelerinde, ülke sınırlarındaki olası değişiklikleri, bu devletlerden hangisinin, kimin arka bahçesi olacağını, bu hegemonik kavgadaki güç dengesi tayin eder.

 

Küresel paylaşım barışçıl yollarla olmaz. Böylesi sıkışma dönemleri, büyük patlamaları, küresel çapta savaşları getirir.

 

Nitekim bitmek bilmeyen bu paylaşım kavgası, dünyayı iki büyük savaşa sürüklemiş ve savaşın kazananlarıyla kaybedenleri arasında toprak ve nüfuz alanları el değiştirmiştir.

 

Her türlü yolun mubah sayıldığı savaşlarda, hadsiz kan dökülür, dünya ateşe verilir. Sonunda bu ateşin külleri üzerinde hegemonlar paylaşım masası kurarlar.

 

Günümüzde, dünyayı 2. Dünya Savaşına götüren şartların tümü mevcut durumda.

 

RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI

 

Haziran 2021’deki Brüksel Zirvesi'nde NATO liderlerinin, Ukrayna'nın Üyelik Eylem Planı ile ittifaka üye olacağını teyit etmeleri üzerine Putin, buna izin vermeyeceklerini şu sözlerle ifade etmişti. “Ukrayna’ya yerleştirilecek nükleer başlıklı füzeler Moskova’ya 7 dakikada ulaşabilir. Rusya Küba’ya nükleer füze yerleştirseydi, Amerika buna ne derdi?”

 

Soğuk savaş sonrasında Doğu Bloğunun dağılmasının ardından NATO’nun sürdürdüğü genişleme politikasıyla, pek çok eski blok ülkesini üyeliğe kabul etmesi, Rusya açısından düşmanın kendi sınırına dayanması anlamına geliyordu. Bu duruma sert tepki gösteren Rusya, Amerika’nın NATO vasıtasıyla kendisini kuşatma girişimini, güç kullanımı da dahil olmak üzere her türlü yolla engelleme çabasına girdi.

 

Dağılmanın ardından Rusya, Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)’nu kurarak, eski blok ülkeleri üzerindeki nüfuzunu sürdürmeyi amaçladı. Bu yolla arka bahçesi gördüğü bu ülkeleri bir yandan etki alanında tutarken, diğere yandan Batının bu ülkelere olan müdahalesini sınırlandırmayı hedefledi.

 

Bu süreçte Rusya BDT’ndan çıkan, batı ile yakın ilişkiler kurma eğilimi gösteren ve Rusya’dan kopuş çabasına giren ülkelere kimi zaman, askeri girişimler, kimi zaman sarsıcı operasyonlarla müdahale etmekten çekinmedi.

 

Ağustos 2008’de Rusya’nın Gürcistan’a askeri müdahalesi sonucu Güney Osetya ve Abhazya’da Rusya yanlısı yönetimler oluşturuldu, Gürcistan fiilen bölündü.

 

Öte yandan, Ermenistan’da, batı yanlısı bir tutum sergileyen başbakan Paşinyan’a karşı birden fazla darbe girişimi ve iç karışıklıklar, Rusya’nın desteğiyle gerçekleşti.

 

Keza Rusya’ya karşı tam bağımsızlık mücadelesi veren Azerbaycan’da ise yolcu uçağının düşürülmesiyle başlayan gerginlik, Rus vatandaşı Azerbaycanlıların tutuklanmasıyla tırmandı. Rus yetkililer, Azerbaycan’a askeri müdahale tehditlerini sık sık dillendiriyorlar.

 

Ukrayna ise batı ile Rusya arasındaki krizin savaşa dönüşmesiyle en ağır darbeyi alan ülke oldu. 24 Şubat 2022’de toprakları işgale uğrayan Ukrayna, üç yılı aşkın süredir Batının desteğiyle, Rusya karşısında direnmeye çalışıyor. Gelinen noktada, Ukrayna topraklarının yaklaşık 5’te 1’i Rusya tarafından işgal edilmiş durumda.

 

SAVAŞIN NEDENLERİ

 

Amerika’nın NATO vasıtasıyla nüfuz alanını Rusya sınırlarına kadar genişletmek istemesi, soğuk savaş dönemindeki Amerika ile Rusya arasındaki hegemonik paylaşımı tamamen ortadan kaldıracak bir hamleydi.

 

Rusya’nın bu duruma askeri müdahaleyle karşılık vermesi, üç yıldan fazla süredir devam eden Ukrayna savaşını başlatmış oldu. Beklemediği şekilde işgale uğrayan Ukrayna, sadece hegemonlar savaşının çaresiz kurbanıydı.

 

Amerika öncülüğünde Batı tarafından tezgahlanan bu savaşın hedeflerinden ilki Rusya’yı yıpratmak, ikincisi ise Çin’den uzaklaştırmaktı. O yüzden savaşın Rusya’yı hırpalayacak ve Çin’den uzaklaştıracak kadar sürmesi, ancak tamamen Batıdan koparacak ve Çin’e yaklaştıracak kadar uzamaması gerekiyordu. İşte şimdi savaş o noktaya gelmiş bulunuyor. Amerika’nın savaşı bitirmek istemesinin nedenlerinden birisi bu.

 

Savaşın sebep ve sonuçlarının anlaşılabilmesi için, tarafların pozisyonlarını ve savaşta ne kazanıp ne kaybettiklerini irdelemek gerekiyor.

 

AMERİKA

 

Ukrayna’yı savaşın içine iten Amerika başından beri, Ukrayna’yı askeri ve mali olarak destekledi. Amerika’nın organizasyonuyla, Ukrayna’nın acil silah ihtiyacının karşılanabilmesi için, eski Doğu Bloğu ülkeler ellerindeki Rus menşeli silahları Ukrayna’ya verdiler. Amerika da bu ülkelere elindeki eski teknoloji silahları verdi. Böylece Ukrayna savunması desteklenirken, Amerika eski Doğu Bloğu ülkelerine muazzam miktarda silah satmış oldu.

 

Avrupa Birliği ülkelerinden ambargo kapsamında Rusya’dan petrol ve gaz alımını durdurmalarını isteyen Amerika Avrupa’ya gemilerle taşıdığı büyük miktarlarda LNG’yi sattı.

 

Savaş gerçeğiyle yüz yüze kalarak panikleyen Avrupa’ya NATO nezdinde savunma harcamalarını artırmalarını kabul ettirerek, ABD’nin NATO’daki mali ve askeri yüklerini hafifletmiş oldu.

 

Amerika’nın en önemli ve stratejik kazanımlarından biri de Ukrayna için harcadığı paranın çok üstünde bir bedel oluşturan Ukrayna’nın nadir minerallerini ele geçirmesi oldu. Bu konuda yapılan anlaşmayla Ukrayna Amerika’nın modern sömürgesi haline geldi.

 

Amerikan Politikasında Kırılma

 

Trump Amerika’sı savunmada Avrupa’yı yüzüstü bıraktı. Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını artırmamaları halinde, onları savunmayacağı hatta NATO’dan çıkabileceğini bildirdi.

 

Bu durum gerçekten Amerikan politikalarında bir kırılmayı, bir dönüm noktasını ifade ediyor. Zira iki kutuplu dönemde ABD ve Rusya, devletleri kendi bloklarına çekebilmek ve yanlarında tutabilmek adına daha çok askeri, mali olmak üzere pek çok açıdan bu devletleri destekleyerek, bu uğurda ciddi külfete katlanmak zorunda kalmışlardır. Yani bir blok karşı bloğun yayılmaması ve kendi bloğunun güçlü olması için, ulufe dağıtmak ve fedakarlık yapmak zorunda kalmıştır.

 

Şimdi Trump bu durumu değiştirecek manada söylem ve eylemlerde bulunuyor. Avrupa’yı savunmayacağız demek, aynı zamanda Avrupa’yı serbest bırakmak ve kaybetmeyi göze almak demektir. NATO’dan çıkacağız demek, nüfuz alanlarını askeri güç kullanarak elde etmek veya korumaktan vazgeçmek demektir. Kısaca Trump, Amerikan ekonomisini, nüfuz mücadelesine kurban etmeyi istemiyor.

 

RUSYA

 

Rusya Amerika’nın NATO eliyle kendisini kuşatma hamlesine, güç kullanarak karşılık verdi. Gürcistan’la savaştı, Kırım’ı ilhak etti ve son olarak Ukrayna’yı işgal etti.

 

Esasen Rusya bu savaşta, ekonomisi ve askeri yapısı yıpransa da karlı çıkan, kazanan taraf olmuştur. Öncelikle yayılmacı şekilde sınırlarını genişleterek, ciddi toprak kazanımları elde etti. Böylece, Batının hamlesini fırsata çevirerek, kuşatılma riskinden genişleyerek kurtulmuş oldu.

 

Öte yandan Rusya, NATO’ya karşı sınır hattını, kendi sınırından uzaklaştırarak, Ukrayna topraklarına çekti. NATO’nun genişlemesini Avrupa’da durdurmuş oldu.

 

UKRAYNA

 

Ukrayna savaşın en büyük kaybedeni, küresel siyasetin kurbanı olmuştur. Özellikle ülke savunmasında kendi öz varlıklarına değil başka ülkelere güvenmenin en acı ve yıkıcı sonucunu yaşamaktadır.

 

ABD ve Rusya’nın güya savaşı bitirmek için yaptıkları görüşmelerde Ukrayna masada yok, çünkü bizatihi menüde yer alıyor.

 

AVRUPA

 

AB’nin Rusya’ya kurmaya çalıştığı tuzak elinde patladı. Rusya Avrupa içlerine doğru korkutucu bir hamleyle ilerleme başlattı. Bu durum Avrupa’nın güvenlik kaygılarını hat safhaya çıkardı. Rusya’yı kuşatmak ve zayıflatmak isteyen Avrupa, Rus işgalinin korkulu rüyasını yaşamaya başladı.

 

Öte yandan Avrupa’nın savunmada ne kadar yetersiz ve Amerika’ya bağımlı olduğu ortaya çıktı. Savunmasının Amerika’nın insafında olduğunu yaşayarak gören Avrupa ise bu durumu değiştirmek için silahlanma projesi başlattı. 2030’a kadar 800 milyar Euro harcamayla savunmasını güçlendirmeye çalışacak. Bu arada Türkiye gibi ülkelerden de silah ve savunma sistemleri tedariki için kapı açılmış oldu. Şimdiden İtalya, ispanya, Portekiz gibi ülkeler, Türk savunma sanayi ürünlerini satın almak için görüşmelere başlamış durumdalar.

 

ÇİN

 

Çin olabildiğince gelişmelerin dışında kalmaya çalışıyor, askeri güç kullanarak ya da Amerika’yla nüfuz mücadelesine girerek yıpranmak istemiyor. Ekonomik büyüme ve kalkınmasını hızla sürdürmeye odaklanmış durumda. Bu arada kendi bölgesinde hegemonik hamlelerini aralıksız sürdürüyor.

 

TÜRKİYE

 

Türkiye’nin savaşın başından beri aldığı pozisyon -pek çok mecrada yanlış değerlendirildiği şekliyle- tarafsızlık değildir.

 

Türkiye Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini, ülkenin işgalini ve Kırım’ın ilhakını kabul etmediğini baştan bu yana ilan etmiş ve savaş süresince Ukrayna’ya başta SİHA olmak üzere istediği savunma silahlarını vermekten geri durmamıştır.

 

Öte yandan Türkiye Rusya’ya uygulanan uluslararası ambargoya da katılmayarak kendine has duruşunu ihdas etmiştir.

 

Esasen Türkiye Rusya’nın Ukrayna’ya olan saldırılarını haksız olarak nitelerken, Rusya’ya uygulanan ambargoları da yine haksız bulmuş ve katılmamıştır. Türkiye’nin asıl karşı olduğu şey her düzeydeki haksızlıktır.

 

Bununla birlikte Türkiye her iki ülkeyle de konuşabilen tek ülke olmuş, bu sayede olası bir tahıl krizini önlemiş, İstanbul ve Antalya’da çok kere barış masası kurabilmiş bir ülkedir.

 

Tüm bunlar, Türkiye’yi bölgede istikrarlı ve güven duyulan bir ülke konumuna getirmiş ve bölgesel bir aktör olarak ön plana çıkarmıştır.

 

YALTA, MALTA, ALASKA

 

1945 Yalta ve 1989 Malta anlaşmaları, hegemonların dünyayı paylaştığı, yeni bir düzenin kurulduğu anlaşmalar olarak tarihe geçmiştir. 2025 Alaska görüşmesi de bu türlü bir paylaşım anlaşması olarak tarihteki yerini alacak gibi görünüyor.

 

Yalta Konferansı 

 

4-11 Şubat 1945 tarihleri arasında İngiltere, ABD ve SSCB liderlerinin katılımıyla düzenlenen konferansta bugünkü dünya düzeninin temelleri atılmıştır.

 

Katılımcı devletler arasında toprak paylaşımlarının yapıldığı konferansta, Milletler Cemiyeti’nin yerine, bazı ülkelerin veto hakkının bulunduğu Birleşmiş Milletlerin kurulması kararlaştırılmıştır. Yalta Konferansı, iki kutuplu dünya düzenine geçiş ve Soğuk Savaş’ın başlangıcını oluşturur. Ayrıca Yalta,  II. Dünya Savaşı sonrasının küresel güçler ve jeostratejik akslar dengesini belirleyen anlaşmalardan birisi olmuştur.

 

Malta Konferansı

 

Yalta gibi Malta Konferansı da egemenlerin paylaşım görüşmelerinden ibaretti. 1989’da Sovyetler Birliği Başkanı Mihail Gorbaçov ile ABD Başkanı George Bush arasında Malta’da düzenlenen bu zirve de tıpkı Yalta’da olduğu gibi iki süper gücün harita üzerindeki paylaşımına sahne oldu.

 

Sovyetler Birliğinin fiilen dağılma tarihi olan Malta Konferansı, 1945’te başlayan Soğuk Savaşı bitirmiş ve iki kutuplu düzenden tek kutupluya geçişin başlangıcı olmuştur.

 

ALASKA GÖRÜŞMESİ

 

Rusya-Ukrayna savaşının uzayan seyri, Rusya’nın Batıdan koparak Çin’e daha fazla yaklaşması riskini artırmış durumda.

 

Öte yandan, savaşın başından bu yana Ukrayna’ya verdiği askeri ve mali destek artık Amerikan ekonomisine ciddi yük getirmeye başladı.

 

Bütün bu yaşananların ardından Trump’ın savaşı bitirmek istiyorum söylemi, Amerika’nın da lehine olacak şekilde Putin’le bir anlaşma yapmak istediği manasına geliyordu.

 

İşte bu anlaşmanın yapıldığı adres Alaska oldu.

 

Trump ve Putin Alaska’da, Ukrayna savaşını sonlandıracak şartların ötesinde, bölgedeki nüfuz alanlarını yeniden belirlediler.

 

Buna göre, Rusya Ukrayna’da işgal ettiği toprakların çok azından geri çekilecek ancak Donbas bölgesini elinde tutacak ve Kırım’ın ilhakı tanınacaktır.

 

Amerika ise Rusya’nın işgalini tanıması karşılığında, Zengezur Koridoru bahanesiyle Kafkasya’ya yerleşmeyi Rusya’ya kabul ettirdi. Zengezur Koridorunu 99 yıllığına işletecek ve güvenliğini sağlayacak. Bu Amerika’nın Kafkasya’ya yerleşmesi, Rusya’nın arka bahçesine girmesi, nüfuz alanını delmesi anlamına geliyor.

 

Trump, henüz açıklanmayan ayrıntılar olsa da ana hatları bilinen bu yeni paylaşımı, gerek Ukrayna’ya gerekse Avrupa Birliği ülkelerine kabul ettirmek için baskı yapıyor. Elindeki en büyük koz ise bölgeden savunma desteğini çekme ve bu ülkeleri Rusya’nın karşısında yalnız bırakma tehdidi. Ukrayna toprak kaybını kabul etmemekte dirense de günün sonunda ne Ukrayna’nın ne de Avrupa’nın Trump’ın şartlarını kabul etmekten başka çaresi gözüküyor.

 

Ancak Ukrayna için güvenlik garantileri sağlanmadan ve Avrupa’nın memnuniyetsiz kabul edeceği bir anlaşma, ileride Rusya’nın saldırma riskini ortadan kaldırmayacağı gibi, hızla silahlanan Avrupa’nın ve yükselen başka güçlerin, bu ikili paylaşıma ses yükseltmeleri ve buna karşı harekete geçmeleri ihtimalini hep canlı tutacaktır. Tarafları tatmin etmeyen çözümlerin, yeni çatışmaları bünyesinde taşıyacağı unutulmamalıdır.

Toplam Okunma Sayısı : 535