Seçim Gündemi Ekonomi Mi, Güvenlik Mi ?

SEÇİM GÜNDEMİ EKONOMİ Mİ, GÜVENLİK Mİ ?

Bu Makaleyi Dinleyin
Parça: 1 / 1

Süleyman Demirel'in meşhur ifadesidir; "Boş tencerenin deviremeyeceği hiçbir iktidar yoktur" der. Elbette toplumun tüm anketlerde öncelikli gündemi ekonomi ile ilgili başlıklardır. Yoksulluk, işsizlik, enflasyon, gelir dağılımı çarpıklığı, neredeyse diğer tüm gündemlerin toplamının iki katından fazla öncelikli başlığı oluşturmaktadır. Ancak ekonominin önüne geçebilecek bir başlık varsa, o da güvenlik kaygısıdır. Sonuçta savaş ihtimalinin tüm dünyayı kuşattığı bir ortamda, Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu riskin, kim tarafından ve nasıl daha güvenli yönetileceği konusu, seçimlere de yansıyacaktır.

 

Küresel ekonomide, önümüzdeki yıl da, olumlu gelişme zor görünüyor. Bu durumda Türkiye'nin seçim ekonomisi uygulaması bile zor olabilir. Seçim, ekonomik sorunlarla güvenlik ihtiyacı arasında geçebilir. Duyun-u Umumiye politikaları, Osmanlı son döneminin en büyük sorunuydu. Uluslararası ilişkiler ve ittifaklara yön veren ekonomik zorunluluklardı. Çin'in Amerikan tahvillerini elden çıkartması ve yerine altın, gümüş almaya odaklanması, 2026'nın en önemli belirleyicilerinden birisi olacaktır. Dünya ekonomisinin durgunluk ya da gerileme yaşadığı bir dönemde, Türkiye ekonomisinin olumlu göstergeler yakalaması çok kolay olmayacaktır. Geçici rahatlama niteliğindeki iyileştirmeler de, kısa dönemde seçmen tercihlerini etkilese bile, ekonomide yapısal reformlar kısa dönemde zor görülmektedir.

 

Partiler, önümüzdeki seçimlerin adaylar arasında bir yarış olacağını varsayarak hesap yapıyor. Oysa Dünya ve bölgemizdeki gelişmeler, iki yıl sonra Türkiye'nin önüne 120 yıl önceki iki seçeneği koyacak. İttihatçılık ile Damat Ferit çizgisi, temel yol ayrımı olacak. Gerisi teferruat kalacak. Aynı hataları tekrarlamamak, devlet kapasitesi ve millet aklının büyük sınavı olacak. Partiler, ya yenilenecek ya gerçeklerin karşısında yenilecek. İttihatçıların, Birinci Dünya Savaşı gelip dayandığında adeta mecbur kaldıkları tablonun bir kere daha yaşanmaması, seçimi kim kazanırsa kazansın Türkiye'nin en çok dikkat etmesi gereken nokta olacaktır.

 

İttihat Terakki çizgisinin milli menfaatleri koruma hassasiyeti ile Damat Feritlerin içerisinde yer aldığı siyaset anlayışının önerdiği çıkış yolu, oldukça farklıydı. Bugün de Batının dayatma ve taleplerine tümüyle meydan okumak gerçekçi ve mümkün olmasa bile, tam teslimiyet ile olabildiğince Türkiye'nin menfaatlerini korumaya dönük dirayetli hareket etme arayışları, iki farklı tarzı temsil etmektedir. Bu ikilem Kurtuluş Savaşı'nın başladığı kongreler döneminde de, iki önemli tercih farkını ifade ediyordu.

 

Kuvva-i Milliye bu boyutuyla, Anadolu'daki İttihatçı kökenli kadroların ektiği tohumlardan yeşermiştir. Nitekim İzmir Suikastı gibi konular, zaman içinde İttihatçı kadroların Mustafa Kemal ile yollarının ayrılmasına neden olmuştur. Enver Paşa'nın Anadolu'nun kurtuluşunu yeterli görmeyip Türkistan'da Basmacılar gibi teşkilatlama çalışmaları, Mustafa Kemal'e gönderdiği mektuplar konunun başka bir boyutudur. İttihatçıların Birinci Dünya Savaşına girişimize zemin oluşturan hatalarının bugün tekrarlanmaması hepimizin ortak arzusu olmalıdır.

Toplam Okunma Sayısı : 409