SON TEHLİKE ÇANI: DİJİTAL RADİKALLEŞME VE TEDBİRLER
Bu Makaleyi Dinleyin
Tarih, aşırılıkların insana ve medeniyetlere ödettiği bedellerin kanla yazıldığı kara sayfalarla doludur! Tekfirci Haricîler, İslam’ın en kıymetli âlimlerini, devlet adamlarını katletti; Haşhaşîler, asırlar boyunca ümmete dehşet yaşattı! Engizisyon’un ateşlerinde masumlar yandı hep; Haçlı seferlerinde yaşananlar ruh hastalarının cinneti olarak insanlığın alnına kara bir leke oldu! Mehdici sapkınlıkların en uç örnekleri, Sabetaycılık gibi hareketler, hâlâ yeryüzünün kâbusu olmaya devam ediyor! Jakobenizmin giyotinleri… Nazizmin ölüm kokan gaz odaları… Bolşevizmin hayatı zindana çeviren otoriter zulmü… Etnik milliyetçiliğin sapkın örnekleri, Sırp kasaplarının ve PKK katillerinin işlediği insanlık suçları… Hepsi yürekleri dağlayan ibret vesikalarıdır! El Kaide ve DEAŞ’ın tekfirci terörü, Klu Klux Klan’ın ırkçı vahşeti, Kızıl Tugaylar’ın kör şiddeti, emperyalizmin “güçlü olan yaşasın” diyerek kanı ve gözyaşını meşrulaştıran vahşi sosyal Darwinizmi… FETÖ’nün sinsi örgütlenmesi… Jim Jones’un cinnetle topluca ölüme sürüklediği cemaat… Bu kara liste uzar, ne kadar saysak, bitiremeyiz!
Fakat bugün bütün bunlardan daha sinsi, daha görünmez daha belalı bir radikalleşme hızla büyüyor: sosyal medyanın yankı odalarında mayalanan fanatizm! Hücre hücre yayılan bu virüs, ideolojileri, dinleri, kimlikleri, beyinleri zehirliyor! Ekonomik krizler, siyasal buhranlar, toplumsal travmalar bu zehri besliyor; kimlik boşlukları, öfke ve yalnızlıkla birleşince aşırılık marjinal çevrelerin sınırını aşıyor! Bugün aşırılık, sosyal medya aracılığı ile toplumun bütün katmanlarını kuşatan ölümcül bir kıskaca dönüşmüş durumda! Görmemiz gerekir ki aşırılıklar, geleceğin en büyük tehdidi haline gelmiştir. Aşırılık hastalığının dijital etkileşimden önce ekonomik, sosyal ve psikolojik bir zemini olmak zorundadır. Önce bunu kavramalıyız.
Aşırılığa Hazır Toplum
Sosyoloji literatüründe aşırılık, değerlerin işlevsizleşmesi ve toplumsal düzenin çözülmesi ile açıklanır. Durkheim’in “anomik(yabancılaşmış) toplum”u, bireylerin toplumsal bağlardan kopmasından doğan aşırılıklardan kaynaklı kaosu ifade eder. Habermas ise modern toplumlarda aşırılığı, iletişimsel aklın bozulması ile açıklar: Ülke yönetiminde ortak akıl terk edilir, yerine stratejik akıl ve güç ilişkileri hâkim olursa toplumsal güven kaybolur ve güvensizlik radikal söylemlere kapı aralar.
Psikolojik açıdan aşırılık, bireyin kimlik bunalımı ve aidiyet açlığından kaynak alır. Erich Fromm, insanın özgürlük karşısında yaşadığı kaygıyı aşmak için otoriter yapılara yöneldiğini, bunun da radikalleşmeye zemin hazırladığını belirtmiştir. Benzer şekilde modern psikoloji araştırmaları, travmaların ve dışlanmışlık duygusunun bireyi aşırılığa sürükleyen güçlü faktörler olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye’de yapılan saha araştırmaları da gençlerin, özellikle kimlik arayışının yoğunlaştığı dönemlerde, sosyal medyada radikal söylemlere daha çok yöneldiğini göstermektedir.
Siyasal aşırılık, toplumların en kırılgan yönlerinden biridir. İktidar mücadelelerinde kullanılan sert söylemler, toplumu kutuplaştırarak “biz” ve “onlar” ayrımını derinleştirir. Popülizm, bu bağlamda modern çağın en görünür aşırılık biçimlerinden biri olmuştur. Ernesto Laclau’ya göre popülizm, toplumsal taleplerin bir “halk” söylemi etrafında aşırılaştırılması ve tüm farklılıkların tek bir karşıtlık ekseninde eritilmesidir. Örneğin, Fransız Devrimi’nin jakoben eğilimi, özgürlük adına başlayan süreç radikalleşerek terör dönemine evrilmiştir. Yine günümüzde ABD’de Trumpizm ve Avrupa’da yükselen aşırı sağ hareketler, siyasal aşırılıkların modern yansımalarıdır.
Yirminci yüzyıl, ideolojik temelde aşırılıkların kurumsallaştığı bir çağ olmuştur. Faşizm ve Nazizm, milliyetçiliğin uç biçimlerine dönüşerek milyonlarca insanın ölümüne sebep olmuştur. Komünizm, sınıfsız toplum idealini totaliter bir baskı rejimine dönüştürerek bireysel özgürlükleri yok etmiştir. Etnik milliyetçilik, Balkanlar’dan Ortadoğu’ya kadar geniş bir coğrafyada kanlı çatışmaların ana kaynağı olmuştur. Bütün bu örnekler, ideolojilerin aşırılığa sürüklediği toplumsal grupların nasıl yıkıcı olabileceğini göstermektedir.
Aşırılık, yalnızca bireysel veya toplumsal bir sorun değil, aynı zamanda medeniyetlerin geleceğini belirleyen bir parametredir. Arnold Toynbee, medeniyetlerin karşılaştıkları meydan okumalara verdikleri cevaplarda “aşırılığa kapılma”nın yıkıcı etkiler doğurduğunu savunur. Spengler, kültürlerin olgunluk evresinde dengeyi yitirerek aşırılıklara sürüklendiğini, bunun da çöküşün habercisi olduğunu belirtmiştir.
İslam düşüncesinde ise “vasat ümmet” ilkesi, aşırılıklara karşı bir denge anlayışını ortaya koyar. Bu kavram, Kur’an’da toplumun ne ifrata ne de tefrite yönelmemesi gerektiğini, ölçülülüğün insani ve medenî varoluşun temeli olduğunu vurgular.Aliya İzzetbegoviç de aşırılığın medeniyetlerin çöküşünde belirleyici bir rol oynadığını, hakikatin ise daima orta yolda bulunabileceğini dile getirmiştir.
Bu bilimsel tespitler ışığında aşırılığın yeşermesi, a) değer yargılarının uygulanmaz oluşuna,(ahlaki çöküş) b) ortak akılla hareket etmekten uzaklaşılmasına,(güven bunalımı) c) topluma aidiyet duygusunun kaybına(Kimlik bunalımı) bağlanmaktadır. Bu üç sorunun da Türkiye’de mevcut ve yaygın olduğu aşikârdır. Aşırılık mikrobunun aradığı tüm şartlar ülkemizde olduğuna göre, bu hazır zemin varken değil radikalizmin olmasına, bilakis bireysel, dini veya siyasal radikalleşmenin olmamasına şaşırmalıyız.
Aşırılığın Yeni Kuluçka Merkezi: Sosyal Medya
Günümüzde insanlığın önündeki en sinsi tehlike, artık hücre evlerde değil; parmak uçlarımızda mayalanmaktadır. Sosyal medya, bilgiye erişim işlevinden uzaklaşmış fanatizmin, aşırılığın kuluçka merkezi haline gelmiştir. Algoritmaların yönettiği “yankı odaları”, farklı görüşlere kapalı, mutlak hakikat iddiasıyla hareket eden küçük dijital cemaatler oluşturmaktadır. Bu cemaatler, zamanla yalnızca fikirlerini değil, öfkelerini, kinlerini ve nefretlerini de pekiştirerek birer sanal “radikal hücre”ye dönüşmektedir.
Kimlik boşlukları, yabancılaşma ve yalnızlaşma duygusu yaşayan bireyler, sanal cemaatlerin sahte aidiyetlerine kapılarak daha keskin, daha mutlakçı, daha yıkıcı bir aşırılık hastalığına sürüklenmektedir. Bu sorunlara eklenen ekonomik krizler ve siyasal çalkantıların doğurduğu toplumsal gerilimler sosyal medyada bir “öfke ekonomisi” olarak yansır. Bu da radikalizmin en güçlü besin kaynağı olmaktadır. Yaşanan beş askeri darbe, önce anarşi ve sonra terör dönemi, sayısız ekonomik krizler, ağır kayıplar verdiğimiz depremler, göçler, göçmenler ve kuşaklar arası kopuşlar; hepsini yaşadığımız, herhangi biri bile bir ülkeye ağır gelecek travmalardır. Böyle bir ülkede öfke büyümez mi? Büyüyen öfke örgütlenmez mi? Bu şartlarda sosyal medya da bir “öfke laboratuvarı”na dönüşmektedir.
Böylece fanatizm, artık marjinal örgütlerin tekelinden çıkmıştır. Dijitalizm, sosyal medya sayesinde gündelik hayata, sıradan insanların diline, hatta aile içi tartışmalara bile sirayet eden bir virüse dönüşmüştür. İşte bu yüzden, çağımızın en büyük mücadelesi aslında cephelerde değil, dijital mecraların görünmez koridorlarında verilmektedir!
Radikalizmin Mimarı: Algoritmalar
Günümüzde fanatizmin en sinsi mimarları, görünmez elleriyle algoritmalardır! Sosyal medya platformlarının algoritmaları, kullanıcıya “en çok etkileşim alacak içerik”i öne çıkarırlar. Ya da hep ilgi alanına göre benzer mesajları taşıyan paylaşımları gösterirler. Böylece algoritmalar, görünmez duvarlar örerek bizi kendi düşüncelerimizin yankısına mahkûm ederler. Bir bakmışız ki hakikat, çeşitliliği içinde değil; yapay bir tek seslilik içinde boğulmuştur. Üstelik nefret söylemi, kutuplaştırıcı mesajlar ve radikal çağrılar her yanda çoğalmaktadır. Çünkü doğal olarak dikkat çekerek müşteri toplayan radikal fikir, algoritmanın gözünde sıradan gerçeklerden çok daha “kârlı”dır. İşte bu yüzden, dijital çağın insanı yalnızca kendi sesinin yankısını duyar hale gelmiştir. Farklı düşüncelerin, eleştirilerin, itidalin sesi algoritmaların filtrelerinde kaybolur; geriye yalnızca tek tip bir düşüncenin binlerce kez yankılanan versiyonu kalır. Bu da bireyleri, hakikate değil; kendi önyargılarına mahkûm eder. Hissedilmeyen bir kölelik, gerçek sanılan bir yanılgı, görünmeyen kölelik urganları… Algoritmaların sosyal medya işlevi bu kadar tehlikelidir.
Tarihte aşırılığı besleyen her ideolojik ve dinî sapma, önce küçük bir çevrede kök salmış, sonra topluma yayılmıştır. Bugün ise bu çevreler artık medreselerde, dergâhlarda, gizli toplantılarda değil; cebimizde taşıdığımız algoritmaların labirentlerinde doğmaktadır! Algoritmaların görünmez zincirlerine esir oldukça, normal olduğunu sandığımız kendimiz, özgürlüğümüzü yaşadığımızı sanırken aslında dijital fanatizm ünitelerinin kurbanı oluyoruz!
Sosyal Medya Cemaatleri
Sosyal medyanın önce yalnızlaştırdığı birey, boşlukta asılı kalmaz! O, doğası gereği kendisine bir aidiyet, bir topluluk arar. İşte tam da bu noktada “dijital cemaatleşme” devreye girer! Bu cemaatler, yüz yüze ilişkilerin getirdiği denge ve denetimden uzaktır. Gerçek hayatta söylenemeyecek sözler, sosyal medya maskesinin ardında rahatlıkla dillendirilir. Böylece bireyler, nefretin, öfkenin, komplo teorilerinin arasında kendinde sırlara ermiş bir özgüven hisseder, sahte bir kardeşlik duygusu bulurlar. Oysa bu sahte kardeşlik, radikalleşmeye çeken bir mıknatıstır aslında.
Tarihte gizli tarikatlar, kapalı cemaatler, aşırıcı örgütler nasıl ki üyelerine aidiyet, güven ve kimlik hissi vererek onları bağladıysa; bugün aynı mekanizma dijital cemaatlerde işlemektedir. Sanal gruplar, üyelerine “biz” duygusunu aşılamakta, “öteki”ni ise şeytanlaştırmaktadır. Her “beğeni”, her “paylaşım” bir bağlılık yemini gibi işlev görmekte; her karşıt görüş, bir ihanet olarak damgalanmaktadır. İşte bu ortamda, birey hızla radikalleşir. Dün sıradan bir vatandaş olan kişi, bugün sosyal medya cemaatinin üyesi olarak nefret söyleminin taşıyıcısı, hatta şiddetin gönüllü savunucusu haline gelebilir. Çünkü dijital cemaatler, yalnızca fikir üretmez; öfkeyi örgütler, radikal eylemin ruhunu besler. Radikalizm artık dağlarda, gizli hücrelerde değil; evlerimizin salonlarında, odamızın köşesinde, parmaklarımızın ucunda örgütleniyor!
Sosyal medyanın en tehlikeli kötülüğü aşırılığın sıradanlaşmasıdır! Bir zamanlar aykırı görülen nefret dili, bugün olağan kabul edilmeye başlanmıştır. Bir zamanlar marjinal görülen radikal görüşler, bugün milyonların gündelik paylaşımı haline gelmiştir. İşte bu sıradanlaşma, toplumsal barışı tehdit eden en büyük fay hattıdır. Aşırılık artık yalnızca tarihin kara sayfalarında değil, günlük hayatın sıradan cümlelerinde dolaşıyor. Ve sıradanlaştıkça, yıkıcı gücü daha da artıyor!
Dijital Radikalleşmeye Karşı Tedbirler
Eğer aşırılığın zehirli tohumları sosyal medyanın karanlık odalarında mayalanıyorsa, o zaman bize düşen görev açıktır: Bu yankı odalarını dağıtmak, radikalleşmenin köklerini kurutmak, en azından sınırlarını daraltmak elzemdir! Bu vazife her kurum ve kuruluşun, STK ve medyanın, ailenin ve okulun; özetle topyekûn toplumun üzerine düşen bir sorumluluktur. Bu amaçla yapmamız gerekenler de, doğrular da bellidir:
Dijital okuryazarlık seferberliği!
Türkiye’de her birey, özellikle gençler, sosyal medyanın manipülasyon tekniklerini, sahte haberlerin tuzaklarını, algoritmaların işleyişini öğrenmelidir. Bilinçli kullanıcı, algoritma radikalizminin en büyük engelidir. İşte bu yüzden eğitim müfredatının kalbine dijital okuryazarlık dersi yerleştirilmelidir.
Şeffaf algoritmalar ve platform sorumluluğu!
Sosyal medya şirketleri, toplumların kaderini belirleyen algoritmalarını gizli kasalarda saklayamaz! Türkiye, Avrupa Birliği’nin “Dijital Hizmetler Yasası”na benzer biçimde, platformlara içerik denetiminde sorumluluk yüklemeli; nefret söylemini, terör propagandasını ve radikal örgütlenmeleri sınırlayacak şeffaf mekanizmalar kurmalıdır.
Sivil toplumun ve yerel inisiyatiflerin güçlendirilmesi!
Sosyal medya radikalizmi sadece polisiye önlemlerle engellenemez. Üniversitelerden vakıflara, medya kuruluşlarından gençlik derneklerine kadar her kurum, sosyal medya kampanyalarıyla nefret diline karşı alternatif bir üslup geliştirmelidir. Hakikatin sesi çoğaltılmadan, yalanın sesi kısılmaz.
Pozitif içerik üretimi ve kültürel seferberlik!
Fanatizmin karşısına güçlü bir anlam dünyasıyla çıkmak gerekir. Türkiye’nin edebî, tarihî ve kültürel birikimi; Maturidî’nin aklı, Ebu Hanife’nin esnekliği, Yunus Emre’nin hikmeti, Hacı Bektaş’ın hoşgörüsü, Yesevî’nin çağrısı sosyal medyanın diline tercüme edilmelidir. Ancak o zaman radikalizm, nefret ve öfke yerine sevgi ve hikmetle dengelenebilir.
Krize duyarlı sosyal politikalar!
İşsizlik, yoksulluk ve adaletsizlik radikalleşmenin en güçlü yakıtıdır. Türkiye, sosyal adaleti ve eşitliği güçlendiren politikalar üretmedikçe, dijital önlemler tek başına yeterli olmayacaktır. Çünkü radikalizm yalnızca dijitalde değil, gerçek hayattaki travmalarda filizlenmektedir.
Sosyal medyanın karanlık koridorlarında yankılanan nefretin sesini kısmak elimizdedir. Bunu yapmanın yolu yasaklardan değil, bilinçten; baskıdan değil, özgürlükle dengelenmiş denetimden; sessizlikten değil, hakikatin sesini çoğaltmaktan geçmektedir!
Dijital Mîsâk-ı Millî
Her ülkenin dijitalizme karşı korumacı düzenlemeleri ve imza koyduğu sözleşmeleri var. Fakat bu ülke halen dijital mîsak-ı millî hazırlamamıştır. Belki de tüm bu tedbirlerin ruhunu ortaya koyacak sınırlarımızı belirleyen bir metne ihtiyaç vardır. Bunu Kurtuluş savaşı öncesine benzer bir kongreler dizisi ile hazırlasak bile yeridir. O denli hayatidir, önemlidir.
Toplam Okunma Sayısı : 419