YENİ PARTİ GERÇEKTEN YENİ Mİ?
YENİ PARTİ PROGRAMININ KAPSAMLI ANALİZİ
Özgür Özel liderliğinde kurulan Yeni Parti, yalnızca yeni bir siyasi isim değil, Türkiye’nin mevcut siyasal ve idari düzenine alternatif oluşturma iddiasıyla ortaya çıktı. Elbette bir siyasi partinin yeniliği, kuruluş tarihinin yakınlığıyla veya programında çağdaş kavramların çokluğuyla ölçülemez. Asıl ölçüt; Türkiye’nin temel meselelerini doğru teşhis edip etmediği, tercihlerini açık biçimde sıralayıp sıralamadığı ve vaatlerini kişilerin iyi niyetine bırakmayacak kurumsal mekanizmalara dönüştürüp dönüştürmediğidir.
Yeni Parti programı; demokrasi, yönetim ve adalet, kalkınma ve ekonomi, sosyal devlet, dış politika, güvenlik ve dirençlilik başlıkları etrafında şekillenmekte. Program parlamenter sisteme dönüşü, bağımsız yargıyı, sosyal devleti, planlı kalkınmayı, yüksek teknolojili üretimi, şeffaf kamu yönetimini ve güçlü savunmayı birlikte savunmaktadır. Parti ayrıca siyasi kimliğini Cumhuriyet’in kurucu felsefesine, Atatürk ilkelerine, Altı Ok’a ve çağdaş sosyal demokrasiye dayandırmaktadır.
Programın ilk bakışta doğru ve kapsayıcı görünen birçok yaklaşımı var. Ancak Türkiye’nin temel sorunu, artık doğru kavramların bulunamaması değil. Demokrasi, liyakat, üretim, şeffaflık, millî teknoloji, sosyal adalet ve hukuk devleti hemen bütün parti programlarında değişen oranlarda bulunmaktadır. Türkiye’nin asıl ihtiyacı, bu kavramları işletecek insan kalitesi, denetim kapasitesi, kurumsal tasarım, yaptırım düzeni ve hesap verme kültürüdür.
Bu nedenle Yeni Parti programı değerlendirilirken temel soru şudur:
Program neyi vaat etmektedir değil, vaat edilenlerin ihlal edilmesini önleyecek hangi mekanizmaları kurmaktadır?
Türkiye’nin Reel Öncelikleri
Türkiye’nin karşı karşıya olduğu meseleler yalnızca demokrasi veya ekonomi başlıklarına indirgenemez. Türkiye aynı anda;
- Enflasyon ve gelir dağılımı bozukluğu,
- Sanayide ve kritik teknolojilerde dışa bağımlılık,
- Enerji ve ham madde güvenliği,
- Savunma sanayisinin teknolojik derinliği,
- Deprem ve şehir güvenliği,
- Düzensiz göç ve sınır güvenliği,
- Nüfusun yaşlanması ve doğurganlığın düşmesi,
- Eğitim kalitesi ve beyin göçü,
- Kamu kurumlarına ve adalete güven kaybı,
- Siyasi ve bürokratik yozlaşma,
- Çevre bölgelerdeki savaşlar,
- Türk dünyasıyla ekonomik ve stratejik bütünleşme gibi çok katmanlı sorunlarla karşı karşıyadır.
Dolayısıyla bir iktidar programının başarısı, bütün bu başlıkları sıralamasında değil, bunlar arasında öncelik düzeni kurmasında ve sınırlı kamu kaynaklarını hangi ölçüte göre kullanacağını göstermesinde yatar.
Yeni Parti programı sorunların büyük bölümünü görmekte, fakat hangi sorunun önce çözüleceği, hangi kurumun hangi işlemi yapacağı, uygulamanın hangi takvimde tamamlanacağı ve maliyetin nasıl karşılanacağı konusunda çoğu zaman genel ifadelerin ötesine geçememektedir.
Yeni Parti ve Altı Ok: Kurucu İlkelerle Ne Kadar Örtüşüyor?
Yeni Parti, programında Altı Ok’u açıkça benimsediğini ifade etmektedir. Ancak bir ilkeyi kabul ettiğini söylemekle o ilkenin gerektirdiği siyasal ve kurumsal düzeni kurmak aynı şey değildir.
Yeni Parti programının Altı Ok içinde en güçlü biçimde örtüştüğü ilkelerden biri cumhuriyetçiliktir.
Program; millî egemenliği, güçlü Meclis’i, kuvvetler ayrılığını, parlamenter sistemi, yürütmenin Meclise karşı sorumluluğunu, tarafsız cumhurbaşkanlığını, aktif yurttaşlığı, seçilmiş yöneticilerin hukuki güvencesini savunmaktadır.
Ancak cumhuriyetçilik yalnızca parlamenter sisteme dönüş demek değildir. Cumhuriyetçilik aynı zamanda parti liderlerinin, milletvekillerinin, belediye başkanlarının ve bürokratların da millet adına kullandıkları yetkiyi sınırlandırmak demektir.
Gerçek cumhuriyetçilik, iktidardaki şahsın yetkisini sınırlandırırken kendi genel başkanının ve kendi belediye başkanının yetkisini sınırsız bırakmamaktır.
Bu bakımdan Yeni Parti’nin cumhuriyetçilik anlayışı ilkesel olarak güçlü, parti içi uygulama ve denetim tasarımı bakımından eksiktir.
Yeni Parti, Türk milletini vatandaşlık bağı üzerinden tanımlamakta; Türkiye’nin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve millî çıkarlarını savunmaktadır. Savunma sanayisi, stratejik bağımsızlık, dışa bağımlılığın azaltılması, sınır güvenliği ve KKTC’nin hakları programda yer almaktadır. Dolayısıyla Yeni Parti programı milliyetçilikten uzak değildir.
Bununla birlikte milliyetçilik programın bütününü şekillendiren temel stratejik eksenlerden biri de değildir. Türk dünyası, Türk Devletleri Teşkilatı, Türk dili, Türk kültürü, ortak ulaşım ve enerji koridorları, Türk devletleri arasında savunma sanayisi iş birliği ve Türk dünyasının gelecek yüzyılına ilişkin kapsamlı bir proje bulunmamaktadır.
Program millî çıkar kavramını kabul etmekte, fakat millî çıkarların nasıl tanımlanacağını, hangi durumlarda Batılı kurumların taleplerinden farklılaşılacağını ve Türkiye’nin uzun vadeli tarihsel yönünün ne olacağını yeterince açıklamamaktadır.
Bu nedenle Yeni Parti’nin milliyetçilikle uyumu vardır; ancak bu uyum, Cumhuriyet’in bağımsızlıkçı ve millî devlet anlayışını yeni yüzyıla taşıyan kapsamlı bir strateji seviyesine ulaşmamaktadır.
Yeni Parti’nin güçlü göründüğü ikinci alan halkçılıktır. Program gelir adaleti, sosyal devlet, emek, eğitim, sağlık, barınma, çocuklar, kadınlar, gençler, engelliler, çiftçiler, esnaf ve dezavantajlı toplumsal kesimler üzerinde ayrıntılı biçimde durmaktadır. Aktif yurttaşlık, katılımcı bütçe, kent konseyleri, mahalle meclisleri ve sivil toplumun karar süreçlerine katılımı savunulmaktadır.
Fakat halkçılık, yalnızca yoksullara sosyal yardım sağlamak değildir. Halkçılık aynı zamanda devlet ve belediye kaynaklarının partili bir çevrenin, belirli şirketlerin veya siyasal örgütlenmelerin kullanımına verilmesini önlemektir.
Yeni Parti programı bu ihtimallere ilkesel olarak karşı çıkmaktadır. Fakat bunları önleyecek açık veri, bağımsız denetim, çıkar çatışması, gerçek faydalanıcı ve ihbarcı koruma sistemlerini ayrıntılı biçimde kurmadığı için halkçılık iddiası da önemli ölçüde iyi niyete bağlı kalmaktadır.
Yeni Parti’nin devletçilik anlayışı, bütün üretim araçlarının devletleştirilmesini savunan klasik bir model değildir. Program; düzenleyen, denetleyen, planlayan, stratejik sektörlerde yatırım yapan ve özel sektörün yönünü belirleyen kalkınmacı bir devlet önermektedir.
Sanayi, tarım, enerji, savunma, biyoteknoloji, yapay zekâ, yazılım, kritik madenler ve lojistik gibi alanlarda yerli kapasitenin artırılması; kamu alımlarının ve teşviklerin stratejik hedeflere göre kullanılması savunulmaktadır.
Ancak güçlü devlet ile genişleyen parti bürokrasisi birbirinden ayrılmalıdır. Devletçilik, kamu işletmelerinin veya teşvik kaynaklarının parti kadroları tarafından yönetilmesi değildir. Devletçilik; millî hedeflere göre planlanan, profesyonel yöneticilerce işletilen, bağımsız denetime açık ve performans ölçütleriyle değerlendirilen bir kamu kapasitesi demektir.
Yeni Parti, devletin rolünü doğru biçimde tarif etmekte; fakat siyasetin kamu işletmelerine, kalkınma fonlarına, teşvik kurullarına ve kamu bankalarına müdahalesini önleyecek yönetişim modelini ayrıntılandırmamaktadır.
Yeni Parti programı laiklik konusunda açık bir çizgi izlemektedir. Karma ve bilimsel eğitim, kamusal eğitim sorumluluğunun cemaatlere veya tarikatlara devredilmemesi, kamu yönetiminde inanç ayrımı yapılmaması, farklı inanç gruplarının eşitliği ve cemevlerinin hukuki statüsü gibi konular programda yer almaktadır.
Program bu alanda temel yönünü göstermekte, fakat laik kamu düzeninin hangi idari ve mali denetimlerle korunacağını ayrıntılandırmamaktadır.
Yeni Parti programının Altı Ok bakımından en fazla tartışılması gereken yönü devrimcilik, yani inkılapçılıktır.
Program sürekli yenilenme, değişim, dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm ve demokratik reform kavramlarını kullanmaktadır. Ancak bu kavramların önemli bölümü mevcut sosyal demokrat programlarda, AB belgelerinde ve CHP’nin 2025 programında zaten bulunmaktadır.
Yeni Parti programının, Özgür Özel döneminde hazırlanan CHP programının kısaltılmış ve sadeleştirilmiş biçimini büyük ölçüde devam ettirdiği de program üzerine yapılan karşılaştırmalarda belirtilmektedir.
Bu nedenle programın değişim dili güçlü, gerçek yenilik kapasitesi sınırlıdır.
Devrimcilik yalnızca “değiştireceğiz” demek değildir. Eskimiş kurumu kaldırıp yerine nasıl çalışacağı belli yeni bir kurum koymaktır. Yeni Parti parlamenter sisteme dönüş, YÖK’ün kaldırılması ve bazı kurumların yeniden yapılandırılması gibi önemli reformlar önermektedir. Ancak siyasetin finansmanı, belediye yönetimi, kamu ihaleleri, parti içi demokrasi ve yolsuzlukla mücadele gibi alanlarda eski düzeni kökten değiştirecek ayrıntılı bir sistem sunmamaktadır.
Sonuç olarak Yeni Parti Altı Ok’u reddetmemekte, aksine programının meşruiyet kaynaklarından biri olarak benimsemektedir. Fakat Altı Ok’un tamamını yeni yüzyılın somut kurumlarına dönüştüren özgün bir kurucu program ortaya koyamamaktadır.
Demokrasi, Hukuk ve Yönetim Sistemi
Yeni Parti programının en ayrıntılı bölümlerinden biri demokratik sistemin yeniden kurulmasına ilişkindir.
Program; parlamenter sisteme dönüşü, meclis denetiminin güçlendirilmesini, cumhurbaşkanının tarafsızlaştırılmasını, yargı bağımsızlığını, hâkim ve savcı güvencesini, Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmasını, basın özgürlüğünü, sivil toplumun karar süreçlerine katılmasını savunmaktadır.
Bu yaklaşım genel olarak doğrudur. Türkiye’nin birçok sorunu, yetkinin aşırı merkezîleşmesi, kurumların kişiselleşmesi ve denetim organlarının etkisizleşmesiyle bağlantılıdır.
Ancak parlamenter sisteme dönüş tek başına demokratikleşme sağlamaz. Türkiye parlamenter sistem dönemlerinde de parti liderliği hâkimiyeti, siyasi patronaj, yolsuzluk, koalisyon pazarlıkları, kamu kaynaklarının parti amaçlarıyla kullanılması ve yargının siyasallaşması gibi sorunlar yaşamıştır.
Bu nedenle esas mesele sistemin adı değil; yetkinin nasıl dağıtıldığı, kararların nasıl kayda geçirildiği, harcamaların nasıl denetlendiği, görevlilerin nasıl seçildiği, hatalı kararların nasıl düzeltildiği, kuralları ihlal edenlerin nasıl cezalandırıldığıdır.
Şeffaf Kamu Yönetimi, Belediye Soruşturmaları ve Güvenilirlik Sorunu
Yeni Parti programı yolsuzluğu demokrasiye, adalete ve toplumsal güvene yönelmiş ağır bir tehdit olarak tanımlamaktadır. Kamu ihalelerinin açık ve denetlenebilir hâle getirilmesi, kamu-özel iş birliği yükümlülüklerinin açıklanması, siyasetin finansmanının şeffaflaştırılması, siyasi etik yasası çıkarılması, liyakat sisteminin kurulması, GRECO standartlarının uygulanması ve bağımsız denetim kurumlarının güçlendirilmesi vaat edilmektedir.
Bunların tamamı ilke olarak doğrudur.
Ancak Yeni Parti’nin şeffaflık iddiası, partinin içinden çıktığı siyasi çevrenin ve desteklediği belediye yönetimlerinin karşı karşıya bulunduğu soruşturma ve davalar nedeniyle sıradan bir seçim vaadinden daha ağır bir güvenilirlik sınavıyla karşı karşıyadır.
Elbette soruşturma açılan herkesi yargılama tamamlanmadan suçlu ilan etmektir. Bu, masumiyet karinesine aykırıdır. Öte yandan bütün iddiaları yalnızca siyasi operasyon olarak tanımlamak da belediyelerde herhangi bir yönetim, ihale, personel veya denetim sorunu bulunmadığını peşinen kabul etmektir.
Yeni Parti’nin şeffaflık konusundaki gerçek sınavı, iktidara geldikten sonra ne yapacağını söylemesi değildir. Kendi kurucularına, yöneticilerine ve desteklediği belediyelere bugünden hangi kuralları uyguladığıdır.
Örneğin parti;
- Kendi hesaplarını bağımsız denetime açıyor mu?
- Kurucularının ve üst yöneticilerinin mal varlıklarını kamuoyuna açıklıyor mu?
- Belediyelerde yapılan bütün ihalelerin sözleşmelerini, ek protokollerini ve sonradan ortaya çıkan maliyet artışlarını yayımlıyor mu?
- İhale alan şirketlerin gerçek sahiplerini açıklıyor mu?
- Belediye iştiraklerinin bilançolarını erişilebilir hâle getiriyor mu?
- Parti yöneticilerinin yakınlarının belediye veya iştiraklerle ticari ilişkilerini denetliyor mu?
- Kendi belediyelerine yönelik bağımsız etik ve uyum denetimleri yaptırıyor mu?
- Soruşturma konusu edilen işlemler hakkında parti içi inceleme raporu hazırlayıp yayımlıyor mu?
Program bu soruların büyük bölümüne cevap vermemektedir.
İnsan Kalitesi ile Kurumsal Denetim Arasındaki İlişki
Kamu yönetiminin kalitesi yalnızca yasa maddeleriyle veya yeni kurum isimleriyle belirlenmez. Sistemi yöneten insanların ahlakı, mesleki yeterliliği, kamu sorumluluğu ve şahsi menfaat karşısındaki direnci de belirleyicidir.
Ancak bütün düzeni “iyi insanları göreve getirirsek sorun çözülür” anlayışına bağlamak da gerçekçi değildir. Bugün bunu daha net olarak görmekteyiz.
İnsan hata yapabilir, yakınlarını kayırabilir, gücün etkisi altında kalabilir, siyasi sadakati kamu yararının önüne koyabilir veya zaman içinde değişebilir. Siyaset ve bürokrasi, insanın bu zaaflarını yok sayarak değil, onları sınırlayacak mekanizmalar kurarak yönetilmelidir.
Sağlam kamu düzeni; iyi insanı koruyan, yetersiz insanı erken tespit eden, kötü niyetli insanın hareket alanını daraltan, kararların dijital izini bırakan, yetkiyi tek kişide toplamayan, işlemleri farklı birimlerin kontrolünden geçiren, itiraz ve ihbar yollarını açık tutan, ihlali yaptırımsız bırakmayan bir sistemdir.
Bu nedenle liyakat yalnızca diplomaya veya sınav sonucuna indirgenemez. Liyakat; mesleki yeterlilik, etik sicil, çıkar çatışmasından uzaklık, hesap verebilirlik ve kamu hizmeti bilincinin birlikte değerlendirilmesidir.
Şeffaflık da belediye veya bakanlık sitesine birkaç tablo koymak değildir.
Denetim ise yalnızca suç işlendikten sonra savcının devreye girmesi değildir. Asıl başarı, suç veya kamu zararı meydana gelmeden önce riskin görülmesi ve işlemin durdurulmasıdır.
Programda Hangi Mekanizmalar Var, Hangileri Yok?
Yeni Parti programında siyasi etik yasası, açık ihaleler, bağımsız denetim kurumları, Meclis denetimi, medya ve sivil toplum gözetimi gibi araçlar bulunmaktadır. Bunlar doğru başlangıçlardır.
Fakat program şu kritik mekanizmaları açık biçimde kurmamaktadır:
- Siyasetçiler ve üst düzey bürokratlar için kamuya açık mal varlığı ve menfaat beyanı,
- Eş ve bakmakla yükümlü olunan aile üyelerini kapsayan çıkar bildirimi,
- Kamu görevlilerinin hediye ve ağırlama kayıtları,
- Bakanlar, milletvekilleri ve belediye başkanları için çıkar çatışması kuralları,
- Görevden ayrılan kamu yöneticilerinin denetledikleri şirketlerde çalışmasını sınırlayan bekleme süresi,
- Yolsuzluğu bildiren kamu görevlileri için güçlü ihbarcı koruması,
- İhaleye katılan şirketlerin gerçek faydalanıcılarının açıklanması,
- Sözleşme değişiklikleri ve alt yüklenicilerin kamuya açılması,
- Bağımsız ve yaptırım yetkisine sahip etik kurulu,
- Belediye iştirakleri için düzenli dış denetim,
- Kamu ihalelerinde dijital risk ve kartel taraması,
- Siyasi parti gelir ve harcamalarının gerçek zamanlı açıklanması,
- Yolsuzluktan elde edilen mal varlığının geri alınmasına ilişkin sistem,
- Denetim raporlarını uygulamayan yöneticiler için doğrudan yaptırım.
Yeni Parti programında “GRECO standartları uygulanacaktır” denilmesi, bu mekanizmaların tek tek nasıl kurulacağını açıklamaya yetmemektedir.
Programın yolsuzlukla mücadele kısmı bu hâliyle doğru kavramların arka arkaya sıralandığı, fakat denetimin kim tarafından, hangi yetkiyle, hangi veriyle ve hangi yaptırımla yapılacağını göstermeyen bir bölümdür.
Programın iddiası ağırdır. Ancak “Kara düzeni değiştirmek” isteyen bir parti, kamu ihalelerini açık yapacağını söylemekle yetinemez. İhalenin nasıl yönlendirilemeyeceğini, şirket sahipliğinin nasıl gizlenemeyeceğini, belediye yöneticisinin yakınlarına nasıl avantaj sağlayamayacağını ve denetim raporunun nasıl örtbas edilemeyeceğini göstermelidir.
Millî Ekonomi ve Kalkınma
Yeni Parti, ekonomide stratejik planlama yapan kalkınmacı devleti savunmaktadır. Devletin özel sektörün yerine tamamen geçmesi değil; sanayi, tarım, enerji, savunma, teknoloji, lojistik ve kritik ham maddelerde yön gösterici olması öngörülmektedir.
Merkez Bankasının araç bağımsızlığı, fiyat istikrarı, vergi adaleti, üretim kapasitesinin artırılması ve ithal girdilere bağımlılığın azaltılması programın ekonomik omurgasını oluşturmaktadır.
Yaklaşım genel olarak doğrudur. Türkiye’nin ekonomik meselesi yalnızca faiz, döviz veya bütçe açığı değildir. Teknoloji, ara malı, enerji, makine, yazılım ve sermaye mallarında dışa bağımlılık kalıcı bir kırılganlık oluşturmaktadır.
Ancak sanayi teşviklerinin hangi sektörlere verileceği, verimsiz şirketlerin desteklenmesinin nasıl önleneceği, kamu yatırımlarının nasıl finanse edileceği ve sosyal harcamalarla fiyat istikrarının nasıl dengeleneceği açıklanmamaktadır.
Program ne yapılması gerektiğini söylemekte, fakat tercih yapmanın siyasi ve mali maliyetini üstlenmemektedir.
Teknoloji ve Millî Sanayi
Yapay zekâ, robotik, biyoteknoloji, uzay teknolojileri, ileri malzemeler, yarı iletkenler ve dijital altyapı programda önemli yer tutmaktadır. Kamu alımlarının ve teşviklerin yerli teknoloji üretimini geliştirmek için kullanılacağı belirtilmektedir.
Fakat program bir teknoloji stratejisinden çok teknoloji hedefleri listesi niteliğindedir. Türkiye’nin hangi alanlarda küresel ölçekte uzmanlaşacağı, hangi teknolojilerde tam millî kapasite kuracağı, hangi alanlarda uluslararası ortaklık yapacağı ve nitelikli insan kaynağını nasıl yetiştireceği belirgin değildir.
Teknoloji politikası yalnızca sektör isimlerinin programa yazılması değildir. Sermaye, insan kaynağı, enerji, patent, tedarik zinciri, veri, üniversite, savunma ve dış politika tercihlerinin bir araya getirilmesidir.
Millî Güvenlik ve Savunma Sanayisi
Yeni Parti programında millî güvenlik ve savunma sanayisi bulunmaktadır. Kara, deniz, hava, uzay ve siber alanlarda kapasite geliştirilmesi; sınır güvenliğinde teknoloji kullanılması; savunma sanayisinde dışa bağımlılığın azaltılması ve millî teknolojinin desteklenmesi savunulmaktadır.
Olumlu yönlerden biri, savunma sanayisinin belirli bir iktidar dönemine ait parti projesi olarak değil, Türk milletinin ortak birikimi olarak görülmesidir.
Ancak program bütünlüklü bir millî güvenlik doktrini sunmamaktadır. Hava ve füze savunması, deniz gücü, mühimmat kapasitesi, savunma bütçesi, insansız sistemler, kritik altyapı, uzun süreli savaş ekonomisi ve savunma ihracatının jeopolitik kullanımı ayrıntılandırılmamıştır.
Yaklaşım doğru, yöntem ve güç planlaması zayıftır.
Düzensiz Göç ve Sınır Güvenliği
Yeni Parti; düzensiz sınır geçişlerine sıfır tolerans, teknolojik sınır güvenliği, kayıt sistemlerinin güçlendirilmesi ve düzensiz göçmenlerin güvenli ve gönüllü geri dönüşünü savunmaktadır.
Bu yaklaşım göç meselesini görmezden gelmemektedir. Ancak kaç kişinin, hangi ülkeye, hangi takvim içinde ve hangi uluslararası düzenlemelerle döndürüleceği açıklanmamaktadır.
Enerji ve Dayanıklılık
Program yenilenebilir enerji, depolama sistemleri, şebeke modernizasyonu, enerji verimliliği, kritik mineraller ve dışa bağımlılığın azaltılmasına önem vermektedir.
Deprem, iklim, salgın, gıda, enerji, siber saldırı ve dezenformasyon risklerini birlikte ele alan dayanıklılık yaklaşımı programın güçlü yönlerindendir.
Buna karşılık nükleer enerjinin açık biçimde değerlendirilmemesi önemli bir eksikliktir. Türkiye’nin enerji ithalatı ve kesintisiz üretim ihtiyacı dikkate alındığında nükleer enerji lehinde veya aleyhinde açık bir politika ortaya konulmalıydı.
Türk Dünyasına Yaklaşım
Yeni Parti, Türk Devletleri Teşkilatını dış politikanın önemli kurumlarından biri olarak kabul etmektedir. Ancak Türk dünyası programın merkezî stratejik eksenlerinden biri değildir.
Orta Koridor, enerji hatları, gümrük entegrasyonu, ortak savunma teknolojileri, eğitim, alfabe, dil birliği, Türk dünyası yatırım fonları ve Hazar güvenliği gibi alanlarda kapsamlı bir yol haritası bulunmamaktadır.
Yeni Parti Türk dünyasını kabul etmekte, fakat onu Türkiye’nin gelecek yüzyılını belirleyecek ana projelerden biri hâline getirmemektedir.
Dış Politika
Program dış politikayı millî çıkar, çok yönlülük, uluslararası hukuk, barışçılık ve kurumsallık temelinde tanımlamaktadır. AB üyelik sürecinin hızlandırılması, NATO ve Avrupa Konseyi içindeki etkinliğin artırılması savunulurken Rusya, Çin, Türk Devletleri Teşkilatı ve İslam İşbirliği Teşkilatıyla dengeli ilişkiler de öngörülmektedir.
Bu nedenle program tamamen tek yönlü bir dış politika belgesi değildir. Ancak Batı ittifakı ve Avrupa kurumları daha ayrıntılı ve güçlü biçimde vurgulanırken Türk dünyası, İslam dünyası ve Asya ilişkileri daha genel ifadelerle geçilmektedir.
Türkiye’nin gerçek dış politikası yalnızca Batı’ya yönelme veya yalnızca Avrasya’ya dönme tercihi üzerinden kurulamaz. Türkiye, birbirleriyle rekabet eden merkezler arasında kendi kapasitesini artırmak zorundadır.
Yeni Parti bu çok yönlülüğü ilke olarak benimsemekte, ancak stratejik bağımsızlık ile Batı ittifakına bağlılık arasında çıkabilecek somut ihtilafların nasıl yönetileceğini açıklamamaktadır.
AB, NATO ve BM Öncelikleriyle Örtüşme
Yeni Parti programının AB’nin, NATO üyeliği, savunma sanayisi, siber güvenlik, uzay ve müşterek kapasite vurguları NATO’nun, Birleşmiş Milletlerin öncelikleri Yeni Parti programıyla önemli ölçüde örtüşmektedir.
Ancak sorun, uluslararası standartların benimsenmesi değil; bunların Türkiye’nin millî şartlarına nasıl uyarlanacağı ve Türkiye’nin çıkarlarıyla çatıştığında hangi tercihin yapılacağıdır.
Yerel Yönetimler ve Üniter Devlet
Yeni Parti, yerel yönetimlerin idari ve mali açıdan güçlendirilmesini, seçilmiş yöneticilerin hukuki güvencesini, katılımcı bütçeyi ve kayyum uygulamasının sona ermesini savunmaktadır.
Yerel demokrasinin güçlendirilmesi olumlu bir hedeftir. Ancak yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, denetimin zayıflatılması anlamına gelmemelidir.
Belediyelere daha fazla gelir ve yetki verilecekse; ihale denetimi, belediye iştiraklerinin kontrolü, borçlanma sınırları, imar değişiklikleri, personel alımları, bağış ve sponsorluklar, reklam ve tanıtım harcamaları, belediye şirketlerinin siyasi faaliyetlerde kullanılması çok daha güçlü biçimde denetlenmelidir.
Program belediye meclisleri, kent konseyleri ve katılımcı bütçe gibi araçlara yer vermekte; fakat belediyelerde yolsuzluğun önlenmesine yönelik bağımsız ve teknik denetim mimarisini yeterince kurmamaktadır.
Merkezî yönetimin yerel yönetimleri siyasi baskı altında tutması yanlış olduğu gibi, seçilmiş olmak da belediye yönetimini denetimden muaf hâle getirmez.
Demokratik meşruiyet, mali denetimin alternatifi değildir.
Diğer Partilerle Karşılaştırma
Yeni Parti programının en yakın olduğu metin, Özgür Özel döneminde hazırlanan CHP programıdır. Demokrasi, yönetim ve adalet; kalkınma ve ekonomi; sosyal devlet; dış politika, güvenlik ve dirençlilik başlıkları iki programda da benzer bir mimari içinde yer almaktadır. CHP’nin resmî program çalışmaları da Altı Ok, sosyal demokrasi, aktif yurttaşlık, kalkınma ve dirençlilik kavramlarını öne çıkarmaktadır.
Bu nedenle Yeni Parti programı, CHP çizgisinden ideolojik bir kopuş değildir. Özel dönemindeki CHP programının kısaltılmış ve yeni partiye uyarlanmış biçimidir.
Bu durum Yeni Parti’nin devrimcilik ve yenilik iddiasını zayıflatmaktadır.
Yeni Parti ile AK Parti arasındaki temel fark, Yeni Parti’nin parlamenter sistem, sosyal demokrasi ve planlamacı devlet anlayışına daha fazla ağırlık vermesidir. AK Parti ise başkanlık sistemi, güçlü yürütme, muhafazakâr siyasal kimlik ve Türkiye Yüzyılı yaklaşımını öne çıkarmaktadır. AK Parti’nin seçim belgeleri kalkınma, başkanlık sistemi ve uluslararası etkinlik arasında bağ kurmaktadır.
AK Parti’nin geçmiş programlarında da siyasi etik, şeffaflık, parti içi demokrasi ve denetlenebilir finansman gibi vaatlerin bulunması önemli bir ders vermektedir: Bir programdaki demokratik ve ahlaki vaatler, iktidar dönemindeki uygulamanın garantisi değildir.
Yeni Parti bakımından da ölçüt program değil, iktidar ve belediye pratiği olacaktır.
MHP’de Türk milliyetçiliği, millî birlik, üniter devlet, güvenlik ve devletin devamlılığı daha belirleyicidir. Yeni Parti ise cumhuriyetçilik, sosyal devlet, bireysel haklar, parlamenter sistem ve Avrupa standartlarına daha fazla ağırlık vermektedir.
Yeni Parti ile DEM Parti yerel yönetimler, kadın hakları, eşit yurttaşlık ve demokratik katılım alanlarında benzeşmektedir.
Buna karşılık Yeni Parti’nin Atatürkçülük, Türk milleti, güçlü TSK, savunma sanayisi ve NATO üyeliği yaklaşımı DEM Parti çizgisinden ayrılmaktadır.
Programın Güçlü ve Zayıf Yönleri
Yeni Parti programının güçlü alanları şunlardır: Parlamenter demokrasi, hukuk devleti, sosyal devlet, planlı kalkınma, teknoloji ve üretim kapasitesi, savunma sanayisinin devamlılığı, deprem ve çoklu kriz dayanıklılığı, bilimsel eğitim.
Fakat programın temel zayıflığı, yanlış yöntemler önermesi değil; doğru yöntemleri yeterli ayrıntıya ve kurumsal güce kavuşturmamasıdır.
En belirgin eksiklikler şunlardır: Hedeflerin maliyetlendirilmemesi, uygulama takviminin bulunmaması, kurumların görev ve yetkilerinin belirlenmemesi, yolsuzlukla mücadelede önleyici sistemin kurulmaması, mal varlığı, çıkar çatışması ve ihbarcı koruma mekanizmalarının açıklanmaması, belediye yönetimine özgü denetim modelinin bulunmaması, Türk dünyası stratejisinin yüzeysel kalması, nükleer enerjinin değerlendirilmemesi, bölgesel krizlere ilişkin güvenlik doktrininin açıklanmaması, parti içi demokrasinin genel ifadelerle geçiştirilmesi.
Bu nedenle programın en önemli sorunu yöntem ve çözüm kurulları zayıflığıdır.
Programda çok sayıda “güçlendirilecektir”, “sağlanacaktır”, “kurulacaktır”, “şeffaflaştırılacaktır” ifadesi vardır. Fakat kim kuracaktır, kim denetleyecektir, denetleyeni kim atayacaktır, raporlar açıklanacak mıdır ve kurala uymayan hangi yaptırımla karşılaşacaktır soruları çoğunlukla cevapsızdır.
Yeni Parti Gerçekten Yeni mi?
Yeni Parti kurumsal olarak yenidir; fakat ideolojik ve programatik olarak büyük bir kopuş değildir.
Programın önemli bölümü Özgür Özel döneminde hazırlanan CHP programının sadeleştirilmiş biçimidir. Parlamenter demokrasi, sosyal devlet, yeşil ve dijital dönüşüm, planlı kalkınma, kadın hakları, yerel yönetimler ve AB ilişkileri iki programda da büyük ölçüde ortaktır.
Yeni Parti’nin görece özgün yönü, sosyal demokrat haklar programı ile savunma sanayisi, sınır güvenliği, teknolojik bağımsızlık ve kalkınmacı devleti aynı metinde bir araya getirmesidir.
Ancak bu sentez yeni bir devlet doktrini oluşturmamaktadır.
Sonuç: Altı Ok Var, Fakat Kurumsal Oklar Hedefini Bulmuyor
Yeni Parti programı Altı Ok’u açıkça benimsemekte ve Cumhuriyet’in kurucu ilkelerine bağlılığını ilan etmektedir.
Cumhuriyetçilik, halkçılık, devletçilik ve laiklik programda belirgin biçimde bulunmaktadır. Milliyetçilik vatandaşlık, bağımsızlık ve millî çıkar kavramları üzerinden kabul edilmekte, ancak Türk dünyası ve uzun vadeli millî strateji bakımından sınırlı kalmaktadır. Devrimcilik ise değişim söylemine rağmen, programın büyük ölçüde mevcut CHP programının sadeleştirilmiş devamı olması nedeniyle en zayıf alandır.
Yeni Parti’nin şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele yaklaşımı ilkesel olarak doğrudur. Ancak program; insan zaaflarını sınırlayacak, yetkiyi dağıtacak, kararları izlenebilir kılacak, çıkar çatışmasını önleyecek, parti ve belediye hesaplarını açacak, ihbarcıları koruyacak, mal varlıklarını denetleyecek, kuralları ihlal edenlere yaptırım uygulayacak yeterli kurumsal mekanizma sunmamaktadır.
Diyelim ki belediyelere yönelik soruşturmalar siyasi amaç taşıyor ve yargılama süreçlerinde ciddi adalet sorunları bulunuyor. Ancak bu durum Yeni Parti’yi kendi belediyelerindeki yönetim ve denetim zaaflarını inceleme sorumluluğundan kurtarmaz.
Şeffaflık, yalnızca rakibin hesaplarını açmasını istemek değildir. Kendi hesabını da kendiliğinden açmaktır.
Hukuk devleti, yalnızca kendi siyasetçisinin masumiyet karinesini savunmak değildir. Kendi siyasetçisine yönelik somut iddiaların bağımsız biçimde araştırılmasını da kabul etmektir.
Liyakat, yalnızca iktidarın kadrolaşmasına karşı çıkmak değildir. Kendi partilisine, yakınına ve siyasi destekçisine ayrıcalık tanımamaktır.
Yeni Parti programı bu temel ahlaki ölçütleri doğru cümlelerle ifade etmektedir. Fakat bu cümleleri insan iradesinden bağımsız şekilde işletecek kurallara dönüştürmemektedir.
Bu hâliyle program; birçok bölümünde çözüm kurullarını ve uygulanabilir yaptırımları göstermeyen, siyasi partilerde bulunması âdet hâline gelmiş vaatleri tekrar eden bir yapıdadır.
Dolayısıyla son hüküm şudur:
Yeni Parti’nin adı yenidir. Programının ana fikirleri yeni değildir. Altı Ok’a bağlılık iddiası vardır; fakat Altı Ok’un gerektirdiği bağımsız, millî, halkçı, laik, kalkınmacı ve sürekli yenilenen devlet düzenini kuracak kurumsal ayrıntılar yeterli değildir.
Bunlar yapılmadığı sürece Yeni Parti programı, Türkiye’nin meselelerini nerede ise herkes gibi önemli ölçüde doğru gören; ancak bunları çözecek insan, kurum, denetim ve yaptırım düzenini kuramayan, “dostlar alışverişte görsün” niteliğindeki program geleneğinin daha güncel ve daha iyi yazılmış bir örneği olmaktan öteye geçemeyecektir.
Toplam Okunma Sayısı : 76