YENİDEN İNŞA ETMEK İÇİN

YENİDEN İNŞA ETMEK İÇİN

Bu Makaleyi Dinleyin
Parça: 1 / 4

“Acını herkesle paylaşma, çünkü yüreğini yakan ateşe kimin odun taşıyacağını bilemezsin”diyen bir sosyal medya sayfası ,arabesk kokuyor efil efil! Bireyi yaşadığı coğrafya ile yabancılaştıran bu pencerelerden dışarı bakan insanın  bakış açısının, olgunlaşma şansı yok. Yaşadığı toplumu, kendi aklının bilincinin beşiğinin sallandığı, kişiliğinin de olgunlaştığı yer olarak düşünmeyen birey, “ötekini sadece cehennem olarak ilan eder”.. Oysaki öteki aynı zamanda cemiyet hayatında yara bere alan, hırpalanan, dövülen, ezilen insanı:  iyileştirendir. Ötekiyle mayalanır insan. Yunus yada hızır uğrar kapınıza iyileşirsiniz. Kalkarsınız ayağa. Bir başka hikayeden devam edersiniz. Bir başka ticari iştir bu bazen, başka bir evlilik, başka bir dost çevresi sarar sarmalar yüreğinizi ve yaşama sevinciniz zirve yapar.

 



BİREYİ NASIL İNŞA EDECEĞİZ?

 

Endüstri devriminin zamanında yakalanamadığı bir gerçektir bu coğrafyada. Yüzyıllar sonra savunma sanayiinde geliştirdiğimiz hamleci tavırla bütün komplekslerimizden silkinip kurtuluyoruz. Hiçbir eksiğimiz olmadığını, daha önce yapanlarla yarışabildiğimizi birey ve toplum olarak kendi kendimize ikrar dönemlerini de aştık çok şükür. Ele avuca sığmaz inovasyoncu bakış açımız sadece bir sınavdan geçecek. Ticari ve sosyal hayatın, yukarıdan yağan füzeler eşliğinde devam ettiği savaş sahnelerinin yaşandığı dünya atmosferinde  bizim de eninde sonunda bu gerçekliği başaracağımıza dair karineler elbette yaşanacak. İnşallah mahçup olmayacağız kendimize, coğrafyamıza, vatanımıza, peygamber ocağımıza ve dünyanın neresinde bir  müslüman Türk insanı varsa onların  umutlarına, gelecek mefkuresine…

 

Bu durum sosyal bir boşlukta cereyan edemez.

 

Öncelikle kurda neden boynun kalın dendiği gibi kendimiz olmayı başaracağız.

Kendi aklımıza sahip çıkmayı, o aklı kullanmayı, bayrağa sahip çıkar gibi kendi paramızla tasarruf yapabilmeyi, nasıl yaşayacağımız konusunda fikir sahibi olmayı,bu fikri hayata geçirmekte toplumsal bir sözleşme yapmayı başaracağız. İnsan olmanın en büyük ahdinin, insan olarak yaratılmış olmanın barışıklığını, kendimize verdiğimiz sözün değerini, toplumla birlikte ancak yüceliş formunu tamamlayabileceğimizi bilmek ve odaklanmak zorundayız. Aklımızı kullanma cesareti bizi taşıyacak, mesafeler aldıracak ve bereketlendirecektir hayatımızı.

 

ÖTEKİ CEHENNEM DEĞİLDİR

 

Başımıza gelen her kötülüğün  ilacı yine iyi insanla buluşmaktan geçer. Çivi çiviyi söker misali kötülüğün kaynağı insan olduğu gibi iyiliğin kaynağı da yine insandır.

 

“Hepsi ayrı ayrı samimiydi: İttihatçılar vatanperver, hamiyetli ve ateşliydi. Muhalifler kanuncu, emre ve geleneği mutiydi. Gelenek ve hürriyet, med ve cezir, Anadolu ve Rumeli çarpışıyordu. Fakat bu muazzam çarpışma, parçalanmadan başka hiçbir yeni ateş çıkarmıyordu.“ (1)

Dağınıklığımız: Cumhuriyetle başlamıyor esasen. İyiyle kötünün savaşının nerede ve nasıl olacağına dair mücadelelerden de kaçmadık. Başka türlü açıklayamazsınız İstiklal Şairimiz Mehmet Akif’le Neyzen Tevfik’in iyi dostluğunu. 1921 tarihli meclis tutanaklarındaki renkler ülkenin insan tipinin hayata bakışı, çok renkli yaşama isteğinin de  açıklamasıdır. Osmanlı kendi içerisinde  yenilenmenin, yeniye aşinalığın serüvenine girişmişti. Fakat kötülükle çok erken tanışmadığımız için midir nedir bireyi fark etmekte çok geç kaldık. Yahut “hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen“ gibi doğrudan göklere çıkardığımız birey, belki de kötülüğün tamamını veya değişimi, hakikatı kavramakta geç kaldı. Peygamber sevgisiyle hayata bağlananların coğrafyasında kötülük her eve girmedi çoğunlukla... Batı düşüncesinin ”ilk gece hakkı“, sınıflı toplum geçmişi, ev kölesi, tarla kölesi ayrımları diye tabir edilen işkencelerden geçmiş olması, kötünün adresini çok iyi tanımlaması, başka bir ifadeyle dibe vurması  bireyin hikayesini, kötüden iyiye yolculuğunu çok net sağlamış oldu Frenklerin, Cermenlerin, Vikinglerin ülkesinde.

 

 Rahmetli Tarık Buğra’nın Firavun İmanı’ndan farklı olarak sadece Halk Fırkası ile Serbest Fırka arasında bir çatışma değil elbette bu coğrafyanın kader çizgisi! Yağmurun yağmaması, bereketsizlik, rızkın azalmasından mütevellit (2) insanın ürettiği başka problemler her zaman aralığında başka dertler musallat ediyor hayatımıza… Gezi Parkı olaylarıyla başlayan ekonomik sıkıntılar güncel olarak, siyasi darboğazlardan geçişimize zorluk üzerine zorluklar kattı.

 

Ve bir zaman sonra artık sebebi hiçbir şekilde şudur diyemeyeceğimiz kadar bunca problem karşısında “İbrahim, içimdeki putları devir, elindeki baltayla, kırılan putların yerine yenilerini koyan kim“ (3) sorusunu kendimize ve metafizik alemde hesaplaşan bireyler olarak sağa sola koşturuyoruz..!

 

VAROLUŞÇULUK BİZİ KURTARIR MI?

 

2. Dünya Savaşı sonrasında batılı kafanın kendi muhasebesini  yaptığı gibi bizim de “yerleştirse başını iki diz kapağına ,sorsa ben neyim ve bu hal neyin nesi“ ( 4) sorusuna elzem bir ihtiyacımız var mı acaba?

 

Sokakta iki insanın sohbetin belini kıran bir muhabbetine sıkça rastlamadığımız gibi aile ortamlarının dijital taarruzlarla yok edildiği, sosyal medya ortamlarının bütün hayatımıza sirayet etmekle kalmayıp  arkadaşlık ve akrabalık ilişkilerini neredeyse yok ettiğini tereddütsüz görmekteyiz. Anadoluda bile akşamları bazı evlerin ışıkları da sönmüyor. Neredeyse komşuya, akrabaya, arkadaşa akşam eve çaya gidilmiyor!

 

Toplumun ortak okuduğu bir yazarımız da yok. Dostoyevski, Tolstoy, Balzac,Charles Dickens bizim coğrafyamızda yetişmedi mi? Yoksa biz Akif’in, Şehbenderzade’nin, Tanpınar’ın, Ziya Gökalp’in, Nurettin Topçu’nun, Erol Güngör’ün, Cemil Meriç’in, Alev Alatlı’nın, Nazım’ın,  Necip Fazıl’ın  değerini bilip onlarla kıyaslayacak kadar acaba farkındalık mı geliştiremedik? Hele hele şair deyince yaşadığı toplumun kalbi, yüreği olan kalemlerimiz neredeler? Bayrağında renginde buluştuğumuz, vatan toprağında gerekirse ölmeyi göze aldığımız insanlarla, ortalama ilgi ve alakaya mazhar olmuş ortak şiirleriyle mest olduğumuz bir şairimizden bahsedebilir misiniz? Haydi bir Nazım deyin bakalım ve etrafınıza bakın sempatisi kadar antipatisinin sizi rahatsız edecek kadar bir rüzgarın yüzünüze çarpan soğukluğunu hissedersiniz… Yahya Kemal deseniz: ”o da kim? yahu bakışlarını!... İkinci Dünya Savaşı sonrası batı toplumunun yaşadığı çöküntü gibi neredeyse hayatı tamamen idealsiz haline getirme, değer adına fakirleştirme, şahsiyetli insanı çöpe atar gibi kalitesizlik fırtınasının içine düştük. Hakikat fikri bizi doyurmuyor. Çünkü hakikat adına tartıştığımız lakırdılar sadece bizi fakirleştiriyor. Batı düşüncesi “varoluşçuluk” fikriyle çare aramıştı, biz hakikat adresimizden feragat etmeyeceğiz. Düşünce olarak hiçliğe varan hür tefekkür kulvarı bizim için ibadet kulvarı olarak sürecek.

 

BİREYLE BAŞLAYIP TOPLUMUN İNŞASINA SOMUT TEKLİFLER

 

Aşağıdaki metni ülkenin büyük sayılan STKlarından birinin başkanına da gönderdim ve bu seferberlik için öncü olmasını istedim. Başkaca fikir adamlarıyla yaptığım istişareler de oldu. Bu inşaa hareketinin başlangıcı, seferberliği olarak düşünülmesi gereken bu başlangıç daha çok beyin fırtınası istiyor ve daha çok insanın kendi içinde yaşatacağı zenginlikle pratik hayata çevrilebilir bir yönü var bu hususun. Duam ve temennim odur ki Külliye’de yapılacak bir seferberlik çağrısı, ülkenin kanaat önderleri vakıflar, dernekler, cemaatler …vs STKlar bir araya gelip bir beyin fırtınasıyla zenginleştiririz bu teklifleri. Savunma sanayiinde yaptığımız büyük değişim ancak insana yatırım konusuyla birlikte bütün komposizyona ulaşabilir. Kültür ve sanat dünyamız zenginleşebilir. Bireyin kendine olan güveni geliştikçe, toplumda oluşacak kalite farkı bizi toplum olarak inovasyan iklimine doğru yönlendirebilir… Bireyin kendi içerisinde alacağı mesafe, kişisel disiplin, okuma öğrenme çabasının toplumsal katmanlarda yoğrulmasıyla başka zenginliklerin önü açılabilir.

 

İNSANI İNSANLA BULUŞTURMAK: EKRANDA DEĞİL!

 

“İnsanın hayat ve kainat görüşü ne olursa olsun ne yaptığı, nasıl yaşadığı, günlük alışkanlığının ne olduğu o kadar önemlidir ki İNSAN GAYRETİYLE VARDIR veya insan uğraştıklarından ibarettir.

 

Sazıyla konuşurken “Sen olmazsan ben olmazdım” diyor ya Veysel ya da zikir çektiğiniz tesbih olmadan Lailahe illalah demiyorsunuz ya işte böyle bir şey,,,, Bu minvalde bir seferberlik öneriyoruz. Ve örneklendirmek istiyoruz… STK çatısı altında yapılacak olan seferberlik insanın insanla buluşması ve iyilik yapması cümlesiyle özetlenebilir.

 

BU İYİLİK NEDİR SORUSUNUN CEVABI YOKTUR

 

Kötü olmayan her şeydir İYİLİK .

 

İnsanı hakikat fikrinden uzaklaştırmayandır iyilik.

 

İlk hamlede STK çatısı altında yapılacak faaliyetlerde amaçlar ve araçlar güncellenecektir. Her gün yeniden doğan güneşin altında söylenecek fikirler ve teklifler ışığında yeni bir ufuk, yeni faaliyet biçimleri gündemlenecektir. Amacımız: içinde yaşadığımız toplumun ihtiyaçlarını, kadim geleneğinin ilhamı, birikimi, gelecek potansiyeli çerçevesinde belirlemek ve öncelikle genç dinamizmiyle hareketlendirmektir.

 

Buluşmalar vasıtasıyla oluşturulacak platformun belirlenecek temsilcileri 6 aylık periyotlarla bir araya gelecek ve yeni vizyonu kodlamak suretiyle makro planlamaları netleştirecektir. Buluşmalar aksiyon merkezli olacak, bir kişinin konuşup diğerlerinin dinlediği şekilde olmayacaktır. Dağ yürüyüşleri bizi bekliyor.

 

Horon tepeceğiz.

 

Zeybek oynayacağız.

 

Harmandalı, çayda çıra susmayacak.

 

Musiki buluşmaları, yamaç paraşütü aksiyonları, yüzme, koşma, dalgıçlara oksijen tüpleri, masa tenisi bilen, kort tenisiyle yola devam edebilir. Kamp ateşleri sönmeyecektir.

 

Sivas’ın, Ağrı Dağı’nın, Hakkari’nin, Bitlis’in, Fethiye’nin kamp alanlarını dolduracağız. Saraybosna’nın, Üsküp’ün dergahlarında zikirlerde buluşacağız. Halep’in barut kokan sokaklarında gençlerin heyecanı yankılanacak. İlk aşamada haftalık buluşmalarla nasıl bir aksiyon yapabiliriz konusu müzakere edilecektir.

 

Bu buluşmaları organize edecek moderatörlerin eğitimiyle başlayacak bu seferberlik sonra bütün İslam coğrafyasıyla birlikte bütünleşebilir.

 

Bu gezilerin formülünde yapılacak  faaliyetlerin  maliyetine “yarısı bizden” şeklinde devlet katkısının analiz ve sentezi çok önemlidir. Buluşma biçimi sosyal medya merkezli başlayabilir daha sonra ise kendi mecrasını bulacaktır.

 

Her buluşmada kendini ifade becerisi kazanmış fert, ertesi buluşmanın idolü olabilir. Zeybek öğrenmek için sabır gerekir. Üflediği ney bir sabır ve mesai harcanmış bir uğraştır çünkü. Başarı disiplinin cazibesine tabidir. Sabretmeyen ney çalamaz. Gitar öğrenemez. Snowboard yapamaz. Dağ yürüyüşünün inceliklerini hissedemez. Sükunetin hikayesinden pay çıkaramaz. Kort tenisinde altı  ay, bir  yıl sabretmeyen raketi kullanamaz. Kitap okumayan konuşamaz…. Bireyin zenginleşmesi cep telefonu ile ekran üzerinde vakit kaybıyla gerçekleşemez..!

 

Her buluşma genç jenerasyonu ötekine imrendirmek suretiyle harekete geçirebilir. Enstrüman derslerine gençler koşarak gidebilirler o zaman. İnsanın kendi varlığından fazlası olduğu gerçeğini öğütle değil, sanatla, sporla, vizyon katarak aktarmak dışında seçeneğimiz yok artık.

 

Bütün dünyanın ortak bir temayı yaşadığı bugünlerde Avrupa değerlerinin neredeyse yok olduğu, radikal faşizmin tümüyle ayyuka çıkmakla kalmayıp, seçim sandıklarında birinci çıktığı, Amerika‘da güvenlik güçlerinin terör estirdiği, Netfilix, LGBT gibi insanı ve hayatı değer anlamında yok sayan bakış açılarının cemiyet hayatını yerden yere vurduğu, ülkemizde ise 10 yılı aşan ekonomik terörün savaş yılları gibi insanmızı canından bezdirdiği bütün hassasiyetler göz önüne alınacak, masaya yatırılacak ve sivil dille analiz, sentez süreçleri başlatılacaktır.

 

Herkesçe bilinmektedir ki sığ cemaatlerin dayanma şansı yoktur.

 

Bireyselliğin ve özgürlük adına alt üst oluşun örneklendiği dünyamızda insanı baskılamakla hakikate ulaşılamaz. Hürriyetçilik esastır.

 

Dijital emperyalizmin hegemonyasına karşı milletin mana kökünü oluşturan geleneğin güncellenmesi zorunluluk haline gelmiştir. “İki ırgatla inecek bir Süleymaniye beklemek değil; haydi gel yapalım deyince lazım olan Sinan’ı ve Süleyman’ı bulup çıkarmak zorundayız güncelleşen coğrafyamızdan. Aksi halde herşeyi göreceğiz... PUTİNin dediği gibi nükleer savaşı kim başlatırsa konuşulacak Avrupalıyı nereden bulacağız ironisi gibi bu cemiyet hayatıyla istişare edecek şahsiyet bile bulamayacağız…. Şahsiyet inşa etmenin mekanı ve zemini yok. Askerlikte olduğu gibi deriz yolda yürümek bile eğitimdir diye… İnsanı kamilin yolculuğunu başlatacağız. Yol nereye çıkar bilinmez. Ama yolda olacağız. Yola revan olacağız...

 

1- Hilmi Ziya ÜLKEN 1941 basım POSTA YOLU (İşbankası Yayınları)

2- Tarık BUĞRA Ötüken Yağmuru Beklerken

3- Asaf Halit Çelebi şair :”.İbrahim Şiiri ..

4- Necip Fazıl Kısakürek Gençliğe Hitabe’den ..

Toplam Okunma Sayısı : 85