NATO TOPLANTISI NE VERDİ, NE ALDI?
Bu Makaleyi Dinleyin
ANKARA ZİRVESİ'NİN TÜRKİYE AÇISINDAN STRATEJİK BLANÇOSU
7–8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da yapılan NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi; kolektif savunmanın güçlendirilmesi, Avrupa’nın daha fazla sorumluluk üstlenmesi, savunma sanayii üretiminin artırılması, Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi ve İran-Hürmüz hattındaki gelişmeler üzerine yoğunlaştı.
Türkiye açısından zirvenin sonuçları üç grupta toplanabilir:
Somut kazanımlar: Birleşik Krallık’la Güvenlik ve Savunma Ortaklığı kurulması, KAAN için F110 motor tedarik sürecinin ilerlemesi, Türk savunma sanayiinin büyüyen NATO pazarına erişim imkânı ve Türkiye’nin diplomatik görünürlüğünün artması.
Henüz sonuçlanmamış başlıklar: CAATSA yaptırımlarının kaldırılması, F-35 programına dönüş, S-400 sorununun çözümü, SAMP/T hava savunma sistemi ve Türkiye’nin Avrupa savunma programlarına katılımı.
Türkiye’nin üstlendiği yükler: Savunma harcamalarının artırılması, NATO kuvvet ve yetenek hedeflerinin erkenden karşılanması, Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi, Baltıklar ve Kosova’daki görevler ile Hürmüz Boğazı’nın mayınlardan temizlenmesine katkı vermeye hazır olunduğunun açıklanması.
Dolayısıyla Ankara Zirvesi Türkiye’ye tamamlanmış bir stratejik paket değil; yeni pazarlık imkânları, savunma sanayii fırsatları ve karşılığında artan mali ve askerî sorumluluklar getirdi.
1. Ankara Zirvesi’nde alınan temel kararlar
Ankara Bildirgesi kısa bir siyasi metindir. Zirve sırasında açıklanan bütün ticari projeler ve ikili görüşmeler NATO’nun ortak kararı değildir.
Bildirgenin temel unsurları şunlardır:
NATO’nun 5. maddesindeki kolektif savunma taahhüdü yeniden teyit edildi.
Rusya uzun vadeli tehdit, terörizm ise sürekli tehdit olarak tanımlandı.
Avrupa ülkeleri ile Kanada’nın savunma harcamalarını ve üretim kapasitesini artırması desteklendi.
Müttefikler arasındaki savunma ticareti engellerinin azaltılması istendi.
Hava ve füze savunması, İHA ve karşı-İHA sistemleri, uzun menzilli vuruş, siber güvenlik, uzay ve yapay zekâ öncelikli alanlar olarak belirlendi.
Ukrayna’ya 2026’da toplam 70 milyar avroluk askerî destek hedefi kabul edildi.
İran’ın nükleer silah edinmemesi ve Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisine uyması istendi.
Türkiye bakımından en önemli siyasi hüküm, NATO üyeleri arasındaki savunma ticareti engellerinin kaldırılması çağrısıdır. Ancak bu hüküm, ABD’nin CAATSA yaptırımlarını veya Avrupa ülkelerinin ihracat kısıtlamalarını kendiliğinden kaldırmaz. Bunun için ilgili ülkelerin ayrıca karar alması gerekir.
Zirvede duyurulan 50 milyar doları aşan savunma tedarikleri de Türkiye’ye veya başka bir üyeye ayrılmış ortak NATO fonu değildir. Farklı devletlerin ve çok uluslu ortaklıkların alımlarının toplamıdır.
2. Türkiye’nin ikili görüşmelerden elde ettiği sonuçlar
Birleşik Krallık’la savunma ortaklığı
Zirvenin Türkiye açısından en somut ikili sonucu, Birleşik Krallık’la imzalanan Güvenlik ve Savunma Ortaklığı’dır.
Belge; askerî ve siyasi istişareleri, savunma sanayiini, ileri teknolojiyi, ortak tatbikatları, siber güvenliği, hibrit tehditlerle mücadeleyi, terörle mücadeleyi ve uzay alanındaki iş birliğini kapsamaktadır.
Ortaklık; Eurofighter, uçak motorları, mühimmat, elektronik harp ve insansız sistemler alanında yeni projelerin önünü açabilir. Ancak belirli bir satış, teslimat veya teknoloji transferi garantisi henüz bulunmamaktadır.
Kanada, Fransa ve Suriye görüşmeleri
Kanada ile serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin başlatılması kararlaştırılmıştır. Bu henüz imzalanmış bir anlaşma değildir. Süreç, Kanada’nın Türk savunma sanayiine uyguladığı bazı ihracat kısıtlamalarının kaldırılması için olumlu ortam yaratabilir; fakat bunu garanti etmez.
Fransa ile yapılan görüşmede SAMP/T hava savunma sistemi ele alınmıştır. Ancak satış, ortak üretim ve teknoloji paylaşımı konusunda tamamlanmış bir anlaşma bulunmamaktadır.
Suriye yönetimiyle yapılan görüşmelerde sınır güvenliği, toprak bütünlüğü, silahlı yapıların merkezî sisteme katılması, yeniden inşa ve ekonomik ilişkiler ele alınmıştır. Bununla birlikte Türkiye’ye Suriye’de sınırsız askerî hareket alanı tanındığı veya NATO’nun PKK/YPG konusunda Ankara’nın bütün taleplerini kabul ettiği söylenemez.
3. Hürmüz Boğazı ve mayın temizleme meselesi
Ankara Bildirgesi’nde NATO’nun Hürmüz Boğazı’nda askerî operasyon başlatmasına veya ortak mayın temizleme gücü kurmasına ilişkin karar bulunmamaktadır. Bildirge yalnızca İran’a seyrüsefer serbestisine saygı gösterme çağrısı yapmaktadır.
Bununla birlikte Fransa ve Birleşik Krallık öncülüğünde, ticari geçişi güvenceye alabilecek çok uluslu bir deniz görevi tartışılmıştır. Bu görev NATO dışında ayrı bir ülkeler koalisyonu şeklinde kurulabilir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da Türkiye’nin Hürmüz Boğazı’nın mayınlardan temizlenmesine katkı vermeye hazır olduğunu açıklamıştır. Ancak bu henüz gemi sayısı, görev süresi, komuta yapısı ve angajman kuralları belirlenmiş bir konuşlandırma kararı değildir.
Türkiye açısından Hürmüz’ün açık tutulması önemlidir. Boğazın kapanması enerji fiyatlarını, navlun maliyetlerini ve dış ticareti olumsuz etkiler. Türkiye’nin mayın temizleme kapasitesi de böyle bir göreve teknik olarak katkı vermesine imkân tanır.
Buna karşılık görev bazı riskler taşımaktadır: Türkiye katkıda bulunacaksa görev mayın temizleme, keşif, arama-kurtarma ve ticari seyrüsefer güvenliğiyle sınırlandırılmalıdır. İran’a karşı ucu açık bir askerî koalisyon görüntüsünden kaçınılmalıdır.
4. F-35, CAATSA ve S-400 sorunu
ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’da CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve Türkiye’ye F-35 satılması konusunda olumlu açıklamalar yaptı. Ancak siyasi açıklamalar, yaptırımların hukuken kaldırıldığı veya Türkiye’nin F-35 programına döndüğü anlamına gelmemektedir.
F-35 dosyasındaki temel sorun S-400 sistemidir. S-400’lerin üçüncü bir ülkede depolanması tek başına yeterli olmayabilir. Sistem Türkiye’nin mülkiyetinde kalırsa, ABD tarafı Türkiye’nin hâlâ S-400’e sahip olduğunu ileri sürebilir.
Türkiye’nin F-35 programından çıkarılmasının resmî gerekçesi S-400 sistemidir. Ancak mesele yalnızca teknik güvenlik kaygısından ibaret değildir. İsrail, Türkiye’nin F-35 sahibi olmasının kendi bölgesel hava üstünlüğünü aşındıracağını düşünmüş ve Ankara’nın programdan çıkarılması yönünde Washington’da baskı yapmıştır.
Bu nedenle S-400 sorunu çözülse bile Türkiye’nin F-35’e dönüşü otomatik değildir. İsrail’e yakın çevreler ve bazı Kongre üyeleri, silah satışlarının Türkiye’nin Gazze, Suriye, Doğu Akdeniz ve İsrail politikalarına bağlanmasını savunmaktadır. Böylece F-35 dosyası, yalnızca bir savunma tedariki değil, Türkiye’nin bölgesel politikalarını etkilemek için kullanılan bir baskı aracına dönüşmektedir.
S-400 somut hukuki engeldir; fakat daha geniş siyasi sorun, Türkiye’nin bağımsız ve güçlü bir bölgesel hava gücü hâline gelmesinin İsrail’in üstünlüğü ve ABD’nin bölgesel düzeni üzerindeki etkisidir. Bu nedenle Türkiye F-35 seçeneğini sürdürürken KAAN, yerli motor ve Eurofighter gibi alternatiflerden vazgeçmemelidir.
F-35 ile KAAN da birbirinin doğrudan alternatifi olarak görülmemelidir. F-35 bugün hazır bir sensör, elektronik harp ve NATO müşterek harekât altyapısına sahiptir. KAAN ise Türkiye’nin uzun vadeli tasarım, üretim, modernizasyon ve ihracat bağımsızlığını hedeflemektedir.
Bu nedenle F-35, KAAN olgunlaşıncaya kadar hava gücündeki açığı azaltabilecek tamamlayıcı bir araç olarak değerlendirilebilir. F-35 alınması hâlinde dahi KAAN ve yerli motor programlarından elbette vazgeçilmemelidir.
5. KAAN motor programının durumu
KAAN’ın prototiplerinde ve ilk üretim bloklarında ABD yapımı F110 motorlarının kullanılması planlanmaktadır. Türkiye, TEI aracılığıyla bu motorların montaj, test ve bakımında uzun yıllara dayanan tecrübeye zaten sahiptir.
Ancak motorun Türkiye’de monte edilmesi veya bazı parçalarının burada üretilmesi, tasarım ve ihracat haklarının Türkiye’ye ait olduğu anlamına gelmez.
F110 motor tedarik sürecinin ilerlemesi KAAN programının yakın dönem takvimini korumak bakımından önemlidir. Fakat şu konuların açık biçimde güvence altına alınması gerekir: Motor ve yedek parça sayısı, teslimat takvimi, Türkiye’deki bakım ve montaj payı, teknik destek, KAAN’ın üçüncü ülkelere satışında uygulanacak ABD izinleri.
ABD menşeli motor kullanan KAAN’ın başka ülkelere satışı ABD’nin yeniden ihracat iznine bağlı olabilir. F110 bu nedenle gerekli bir geçiş motorudur; fakat tam stratejik bağımsızlık sağlamaz.
Türkiye’nin TF6000 ve TF10000 gibi önemli turbofan motor projeleri bulunmaktadır. Ancak bunlar KAAN’ın ihtiyaç duyduğu yaklaşık 35 bin libre itki sınıfındaki ana motorun doğrudan karşılığı değildir.
KAAN için geliştirilen esas millî motor TF35000’dir. Bu motor henüz KAAN’da kullanıma hazır, uçuş testleri ve sertifikasyonu tamamlanmış bir ürün değildir. Millî motorun 2030’lu yılların başında KAAN’a entegre edilmesi hedeflenmektedir; ancak takvim testlerin sonucuna göre değişebilir.
Kamuoyunda şu aşamalar birbirine karıştırılmamalıdır: Motor parçası üretmek, yabancı motoru lisansla monte etmek, prototip motoru çalıştırmak, uçuşa hazır motor geliştirmek, güvenilir seri üretime geçmek, motoru bağımsız biçimde ihraç edebilmek.
Gerçek başarı, yalnızca prototip motorun çalışması değil; motorun güvenilir, seri üretilebilir ve ihraç edilebilir hâle gelmesidir.
6. Yerli motorun kullanımı ve ihracatı
Yerli motorun KAAN’da kullanılabilmesi için motorun performans, dayanıklılık ve güvenlik testlerini geçmesi; uçakla entegrasyonunun tamamlanması; yer ve uçuş testlerinde güvenilirliğini kanıtlaması ve askerî uçuşa elverişlilik belgesi alması gerekir.
İhracat bakımından da yalnızca Türkiye’nin onayı yeterli olmayabilir. Alıcı ülke Türk sertifikasını tanıyabilir veya ilave testler isteyebilir.
Türkiye sadece motoru değil; test merkezlerini, sertifikasyon kurumlarını, malzeme teknolojisini ve kalite kontrol altyapısını da geliştirmek zorundadır.
TF35000 başarıyla tamamlanırsa, F110 motorları üzerinden oluşabilecek ABD ihracat denetimi büyük ölçüde azalacaktır. Ancak motorda kritik yabancı yazılım, elektronik veya malzeme kullanılırsa bazı dış kısıtlamalar devam edebilir.
Gerçek motor bağımsızlığı, kritik tasarım ve üretim süreçlerinin Türkiye tarafından kontrol edilmesine bağlıdır. Türkiye bu konuda çalışmalarına kararlı adımlarla devam etmektedir, etmelidir.
7. Türkiye NATO’dan Ne Aldı?
Türkiye zirveden ve NATO üyeliğinden şu alanlarda kazanç elde etti:
Kolektif savunma ve hava savunma desteğinin teyidi, Birleşik Krallık’la kurumsal savunma ortaklığı, F110 motor sürecinin ilerlemesi, büyüyen NATO savunma pazarına erişim fırsatı, savunma ticareti engellerinin kaldırılması yönünde siyasi dayanak, ABD ve Avrupa liderleriyle aynı anda üst düzey diplomatik görüşme imkânı.
Türk şirketleri, NATO’nun hava savunması, İHA, karşı-İHA, mühimmat ve askerî lojistik yatırımlarından pay alabilir. Türkiye’nin düşük maliyet, hızlı üretim ve operasyonlarda denenmiş ürünler bakımından avantajı vardır.
Ancak Türk şirketlerine ayrılmış garantili bir pay yoktur. Sonuç, ürünlerin NATO standartlarına uygunluğuna, siyasi ilişkilere ve ihracat izinlerine bağlıdır.
8. Türkiye Ne Verdi?
Türkiye savunma ve güvenlik harcamalarını 2030’a kadar millî gelirin toplam yüzde 5’ine çıkarma hedefini açıkladı. Bunun yüzde 3,5’i temel savunmaya, yüzde 1,5’i altyapı, siber güvenlik ve dayanıklılık alanlarına ayrılacaktır.
Türkiye ayrıca: NATO yetenek hedeflerini erkenden karşılamayı, Çelik Kubbe’ye ilave kaynak ayırmayı, Estonya’daki hava polisliği görevine katılmayı, Kosova görevlerini sürdürmeyi, Ukrayna’ya desteği devam ettirmeyi, ileride NATO reaksiyon kuvvetinde komuta sorumluluğu üstlenmeyi, Hürmüz’de mayın temizliğine katkıya hazır olmayı taahhüt etmiştir.
Bu yükümlülükler yalnızca silah alımı değil; personel, bakım, eğitim, mühimmat, altyapı ve dış görev maliyetlerinin de artması anlamına gelir.
Savunma harcamalarının artması tek başına daha güçlü ordu oluşturmaz. Kaynakların mühimmat stoku, bakım, hazır kuvvet oranı, AR-GE ve kritik teknolojilere dengeli biçimde yönlendirilmesi gerekir.
9. Kararlara Uyma Zorunluluğu Var mı?
NATO kararları konsensüsle alınır. Türkiye Ankara Bildirgesi’ni kabul ettiğine göre siyasi olarak bildirgedeki hedeflerin parçasıdır.
Bununla birlikte bütün NATO kararları aynı hukuki niteliğe sahip değildir. Washington Antlaşması bağlayıcıdır; savunma harcaması ve kapasite hedefleri ise güçlü siyasi taahhütlerdir.
Bu hedeflere uyulmaması hâlinde otomatik para cezası veya üyelikten çıkarma mekanizması yoktur. Ancak şu sonuçlar ortaya çıkabilir: İttifak içindeki güven ve etkinliğin azalması, komuta ve görev dağılımında geri plana düşme, teknoloji ve ihracat izinlerinin zorlaşması, ABD ve Avrupa’nın savunma desteğini şartlara bağlaması, diğer diplomatik konularda baskının artması.
Türkiye geçmişte Irak tezkeresi, Libya, Baltık savunma planları ve İsveç’in üyeliği konularında farklı tutumlar almıştır. Bu tavırlar NATO’dan çıkarılmaya yol açmamış, fakat ikili ilişkilerde siyasi ve savunma sanayii maliyetleri doğurmuştur.
10. Külliye, Mehter ve Tarihî Askerî Semboller
Zirvenin Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılması ve liderlerin mehteran ile tarihî Türk askerî kıyafetleri taşıyan birlikler tarafından karşılanması bilinçli bir siyasi iletişim tercihidir.
Bu düzenleme üç temel mesaj vermiştir:
1. Türkiye NATO’nun sıradan ev sahibi değil, bölgesel güvenlik gündemini etkileyen bir merkezdir.
2. Türk askerî geleneği NATO üyeliğinden daha eskidir ve Türkiye ittifak içinde kendi tarihsel kimliğiyle yer almaktadır.
3. Özellikle Erdoğan-Trump ilişkisinde liderler arası diplomasinin önemi vurgulanmıştır.
Ancak sembolik törenlerle somut sonuçlar karıştırılmamalıdır. Mehter gösterisi müzakere atmosferini güçlendirebilir; fakat CAATSA’yı kaldırmaz veya F-35 satışını sağlamaz. Gerçek sonuç yazılı karar ve sözleşmelerle ölçülür.
11. Muhtemel Gelişmeler
En olası senaryo, F110 motorlarının sağlanması, Birleşik Krallık ortaklığının ilerlemesi ve Türk şirketlerinin NATO tedariklerinden pay almasıdır. Ancak S-400 çözülmediği sürece CAATSA ve F-35 konusunda sınırlı ilerleme beklenmelidir.
Daha kapsamlı Türkiye-ABD uzlaşması için S-400’ün mülkiyet ve kontrol sorununun çözülmesi, ABD Kongresinin ikna edilmesi ve Türkiye’nin hava savunma ihtiyacının karşılanması gerekir.
Yerli motorun gecikmesi hâlinde KAAN’ın daha fazla üretim bloğu F110 motorlarıyla donatılabilir. Bu, uçak programını sürdürürken ihracat bağımlılığını uzatır.
Hürmüz’de gerilim sürerse Türkiye’den mayın avlama gemisi, keşif veya lojistik destek istenebilir. Türkiye muhtemel katkıyı mayın temizleme ve deniz emniyetiyle sınırlandırmalıdır.
12. Türkiye’nin Alması Gereken Tedbirler
F-35, CAATSA ve S-400 için ayrı ve yazılı yol haritaları hazırlanmalıdır.
S-400 çözümü yalnızca depolamayı değil, mülkiyet meselesini de kapsamalıdır.
F110 motorlarının sayısı, teslimatı, yedek parçaları ve ihracat izinleri sözleşmeyle güvence altına alınmalıdır.
Yerli motor programı, genel açıklamalar yerine test, uçuş, sertifikasyon ve seri üretim aşamalarıyla izlenmelidir.
Türk sertifikalarının yabancı ülkelerce tanınmasını sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır.
Hürmüz görevinin süresi, maliyeti ve angajman kuralları belirlenmeden konuşlandırma yapılmamalıdır.
Savunma bütçesinin başarısı harcanan parayla değil, hazır kuvvet, mühimmat, bakım ve dışa bağımlılığın azalmasıyla ölçülmelidir.
NATO’daki siyasi ifadeler ihracat lisansı, teknoloji paylaşımı ve somut sözleşmelere dönüştürülmelidir.
Sonuç:
Ankara Zirvesi Türkiye’ye güçlü diplomatik görünürlük, Birleşik Krallık’la savunma ortaklığı, F110 motor sürecinde ilerleme, NATO savunma pazarında fırsatlar ve F-35-CAATSA konularının yeniden üst düzey gündeme taşınmasını sağladı.
Buna karşılık Türkiye savunma harcamalarını artırma, NATO görevlerine daha fazla katkıda bulunma, Ukrayna desteğini sürdürme ve Hürmüz’de mayın temizliğine hazır olma yönünde sorumluluk üstlendi.
Türkiye’nin henüz elde edemediği sonuçlar ise açıktır:
CAATSA kaldırılmamıştır.
F-35’e dönüş kesinleşmemiştir.
S-400 sorunu çözülmemiştir.
SAMP/T anlaşması tamamlanmamıştır.
Avrupa savunma programlarına erişim garanti edilmemiştir.
NATO’nun Hürmüz’de ortak operasyon kararı yoktur.
Sonuç olarak Türkiye, Ankara Zirvesi’nden tamamlanmış tavizlerden çok yeni pazarlık araçları ve savunma sanayii fırsatları elde etmiştir. Zirvenin gerçek başarısı, siyasi vaatlerin yaptırım kaldırma kararlarına, motor teslimatlarına, teknoloji haklarına, ihracat izinlerine ve Türk şirketlerine verilecek somut sözleşmelere dönüşmesine bağlıdır.
KAAN bakımından da temel tablo aynıdır: F110 motorları programın yakın dönem takvimini koruyacak, fakat dışa bağımlılığı sürdürecektir. TF35000 ise test, sertifikasyon, seri üretim ve ihracat kabul süreçlerini tamamladığında Türkiye’ye savaş uçağı üretiminde gerçek bağımsızlığına kavuşacaktır.
Toplam Okunma Sayısı : 56