ÇAKAR BORSASI
Devletin İtibarı, İmtiyazın Sireninde Kayboluyor
Bir ülkede ambulansın sireniyle nüfuzlu bir kişinin aracındaki çakar aynı yolu açıyorsa, orada yalnızca trafik düzeni değil, devletin adalet anlayışı da sorgulanmalıdır.
Çünkü çakar, sıradan bir otomobil aksesuarı değildir. Trafikte herkesin uymak zorunda olduğu kuralların, belirli koşullarda bir araç için askıya alınmasıdır. Bir başka ifadeyle, milyonlarca insanın ortak kullanımındaki yoldan öncelikli yararlanma yetkisidir.
Bu yetki, bir insanın hayatını kurtarmak, yangına yetişmek, suçluyu yakalamak veya ciddi bir güvenlik tehdidini önlemek için kullanıldığında meşrudur. Ancak makamın konforuna, kişisel itibara, siyasi nüfuza veya üçüncü kişilerin çıkarına hizmet etmeye başladığında kamu yararı olmaktan çıkar; kamusal bir imtiyaza, hatta istismara açık bir rant alanına dönüşür.
Türkiye'nin çakar meselesi tam da bu noktada başlıyor.
Devletin acelesi ile devlet adamının acelesi aynı değildir
Türkiye'de çakar kullanımını düzenleyen temel hükümler, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 26 ve 71'inci maddeleriyle bunlara dayanılarak çıkarılan Geçiş Üstünlüğüne Sahip Araçlar Hakkında Yönetmelikte yer alıyor.
2019 yılında yapılan düzenlemeyle geçiş üstünlüğü tanınabilecek üst makamların kapsamı kanunda açıkça sayıldı. Cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar, milletvekilleri, TBMM yöneticileri, yüksek yargı başkanları, bazı üst düzey bürokratlar, il valileri, kuvvet komutanları ve diğer makam sahipleri bu listede bulunuyor.
Burada önemli bir ayrım var: Bir makamın kanundaki listede bulunması, o makamın her yolculuğunun acil olduğu anlamına gelmez. Geçiş üstünlüğü, görevin ve hukuki kullanım koşullarının gerektirdiği durumlarla sınırlıdır.
Asıl tartışılması gereken ise bu listenin ne ölçüde geniş tutulması gerektiğidir.
Bir milletvekili neden rutin bir toplantıya giderken trafikteki diğer insanlardan daha önemli olsun? Ya da günlük siyasi çalışmalarında yetişmesi gereken yer neden milletin önceliği olsun? Bir genel müdürün mesaiye yetişmesi, bir öğretmenin dersine, bir işçinin işine veya bir hastanın hastaneye yetişmesinden hangi gerekçeyle üstün tutulsun?
Elbette devletin bazı kritik görevlerinde hızlı ve güvenli ulaşım zorunludur. Cumhurbaşkanının güvenliğine ilişkin bir operasyonla bir bürokratın akşam yemeğine yetişmesi aynı şey değildir. Devletin sürekliliği için alınan tedbirlerle makam sahibinin kişisel rahatlığı birbirine karıştırılamaz.
Makamı korumak başka, makam sahibini trafikten muaf bir sınıfa dönüştürmek başkadır.
Koruma Kararı Nasıl Bir Ayrıcalık Mekanizmasına Dönüşüyor?
Çakar tartışmasının en az bilinen fakat en önemli boyutu, valilikler ve koruma komisyonları üzerinden işleyen güvenlik sistemidir.
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 20'nci maddesi kapsamında, tehdit değerlendirmelerine dayanılarak kişilere koruma sağlanabiliyor. Bu kararlar ilgili komisyonlar tarafından alınıyor. Koruma, gerektiğinde görev sona erdikten sonra da devam edebiliyor.
Nitekim Adalet Bakanlığının 14 Mayıs 2024 tarihli resmî cevabında, eski adalet bakanlarına makam aracı tahsis edilmediği; ancak haklarında özel koruma kararı bulunan eski bakanların koruma hizmetleri için araç tahsis edilebildiği açıkça belirtiliyor. Yani Bakanken yaptığı haksızlık ya da kişisel husumetler yüzünden saldırıya uğrama ihtimali olan birini devlet 7X24 korumaya alıyor.
Burada hukuk bakımından kritik bir fark var: Koruma kararı ile çakar kullanma yetkisi aynı işlem değildir. Her korunan kişinin otomatik olarak çakarlı araç kullanma hakkı bulunduğu söylenemez.
Ancak geçiş üstünlüğü yönetmeliği, korunan ve koruyan araçları da kapsıyor. Dahası, yönetmeliğin 5'inci maddesi; üstlenilen veya geçmişte yürütülen görevin önemi ve kişiye yönelik güvenlik riskleri değerlendirilerek İçişleri Bakanlığı onayıyla belirlenen kişilerin araçlarına geçiş üstünlüğü tanınabilmesini mümkün kılıyor. Bu kapsamdaki hakların en geç iki yılda bir gözden geçirilmesi öngörülüyor.
İşte bu mekanizma ciddi sorular doğuruyor.
Koruma ihtiyacını kim, hangi ölçütlerle belirliyor? Tehdidin devam edip etmediği ne sıklıkla inceleniyor? Koruma aracı olarak tahsis edilen otomobilleri gerçekte kimler kullanıyor? Bir kişinin güvenliğini sağlamak için kaç araca ihtiyaç duyuluyor? Korunması gereken kişi araçta bulunmadığında bu araç hangi gerekçeyle ayrıcalığını sürdürüyor? Bir de bu korumalara çanta, şemsiye taşıttıranlar var ki, yoruma bile değmeyecek zavallılar.
Güvenlik gerekçeleri nedeniyle her dosyanın ayrıntıları açıklanamayabilir. Fakat gizlilik ile denetimsizlik aynı şey değildir.
Böylesine güçlü bir kamu yetkisi, hem güvenlik ihtiyacını hem de kötüye kullanım ihtimalini gözeten bir denetime tabi olmalıdır.
İdris Naim Şahin Dosyası: Çakarın Sahibinden Çok Kullanıcısı Önemli
Çakar sistemindeki yapısal sorunu en çarpıcı biçimde gündeme getiren olaylardan biri, 2026 yılında eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin adına tahsisli araçların bir suç soruşturmasında ortaya çıkması oldu.
Alihan Kuriş'e ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında aranan Hilmi Tuna Kuriş'in, Şahin adına geçiş üstünlüğü tahsisi bulunan bir araçta yakalanması üzerine, aynı kişi adına tahsisli diğer araçlar da incelemeye alındı.
Şahin, savcılıkta şüpheli sıfatıyla ifade verdi. Hakkında yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol kararı uygulandı.
Bir kişiye güvenlik veya makam gerekçesiyle tanınan trafik ayrıcalığı, onun kullanımından çıkıp üçüncü kişilerin eline nasıl geçebiliyor?
Araç başka bir şirkete aitse, fiilî kullanıcı değişiyorsa, tahsis sahibi araçta bulunmuyorsa ve bu durum ancak büyük bir suç soruşturmasıyla fark ediliyorsa, denetim sistemi ne işe yarıyor?
Burada yalnızca bir otomobilin anahtarı el değiştirmiyor olabilir. Devletin verdiği bir ayrıcalıktan yararlanma imkânı da fiilen el değiştirmiş oluyor. Bir kurum başkanının ya da bir dini liderin (ne demekse) kızının çakarlı jiple trafikte dolaşması ise izahı mümkün olmayan durumlar.
Çakar borsası ifadesi tam da bu ihtimali anlatıyor. Hukuki bir yetkinin başkalarının kullanımına açılabilmesinin, nüfuz ilişkileri açısından ne kadar değerli olabileceğini gösteriyor.
Bir imtiyazın mutlaka para karşılığı satılması gerekmez. Bazen siyasi yakınlık, ticari ilişki, hatır veya karşılıklı menfaat de o imtiyazın dolaşıma girmesine yeter.
Asıl araştırılması gereken budur.
Çakar tartışmasını sıradan trafik magandalığının çok ötesine taşıyan bir başka olay, eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş'in öldürülmesine ilişkin soruşturmada gündeme gelen araçtır.
Cinayetin tetikçisi Eray Özyağcı'nın Ankara'dan İstanbul'a götürülmesinde kullanıldığı bildirilen Audi marka otomobilin, plaka tanıma sistemi görüntülerinde çakarlı olduğu ortaya konuldu. Araçla ilgili koruma tahsisi bulunduğu ve cinayet dosyasında adı geçen kişilerin aracı kullandığı da haberde aktarıldı.
Bir cinayet soruşturmasında kullanılan aracın üzerinde kamu otoritesini temsil eden bir ayrıcalık bulunması, başlı başına ciddi bir denetim zafiyeti ihtimalini göstermiyor mu?
Vatandaşa korku, çekinme ve yol verme refleksi oluşturan bir işaretin, kamusal güvenlik dışındaki amaçlarla kullanılabilmesi kabul edilemez.
O hâlde mesele yalnızca kaçak çakarı yakalamak değil, yasal çakarı da hukuka uygun kullanıp kullanmadığı bakımından denetlemektir.
Gelişmiş ülkelerde esas olan makam değil, görevin aciliyetidir
Türkiye'deki uygulamayı anlamak için başka ülkelerin yaklaşımına bakmak yeterlidir.
Almanya'da Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 38'inci maddesi, mavi tepe lambasıyla sirenin birlikte kullanımını insan hayatını kurtarmak, ağır sağlık zararını önlemek, kamu güvenliğini korumak, kaçan kişileri takip etmek veya önemli mal varlığını kurtarmak gibi yüksek aciliyet gerektiren durumlarla ilişkilendirir.
Hollanda'da polis, itfaiye ve acil sağlık hizmetlerinin uyarı sistemleri görev odaklı düzenlenmiştir. Daha da önemlisi, Hollanda polisinin resmî uygulama yönergesinde siren ve ışık kullanımı, kontrol merkezinin iznine bağlanır ve verilen izin kayıt altına alınır.
İngiltere'de mavi acil durum lambalarının araçlara takılması ve kullanılması, özel mevzuatla sınırlandırılmıştır. ABD'de ise kurallar eyaletler arasında değişmekle birlikte, örneğin New York eyaletinde acil durum ışıklarının hangi araç ve görevler için kullanılabileceği kanunda ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir.
Bu ülkelerde de devlet başkanları, üst düzey yöneticiler veya ciddi tehdit altındaki kişiler için özel güvenlik konvoyları düzenlenebilir.
Ancak trafik üstünlüğü bir toplumsal sınıfın alameti değil, belirli bir görevin ve somut gerekliliğin aracı olmalıdır.
Çakarın Toplumsal Maliyeti Yalnızca Trafik Sıkışıklığı Değildir
Bu ayrıcalığın maliyetini hesaplamak için yalnızca araç sayısına veya kesilen cezalara bakmak yeterli değildir.
Birincisi, zaman maliyeti vardır. Bir aracın önceliği, diğerlerinin beklemesi demektir. Kamusal bir fayda yaratılmayan her ayrıcalıklı geçiş, bir kişinin zaman kazancını çok sayıda insanın zaman kaybıyla finanse eder.
İkincisi, güvenlik maliyeti vardır. Ani şerit değiştirmeler, emniyet şeridinin kullanılması, sürücülerin telaşla yol açmaya çalışması ve konvoy hareketleri yeni riskler doğurabilir.
Üstelik ABD Yangın İdaresinin 2024'te aktardığı acil sağlık hizmetleri araştırmaları, ambulanslarda bile ışık ve siren kullanımının her durumda klinik açıdan anlamlı zaman tasarrufu sağlamadığını, buna karşılık ambulans kazalarıyla ilişkili riskleri artırabildiğini gösteriyor.
Hayat kurtaran hizmetlerde dahi fayda ile risk tartışılıyorsa, siyasi ve bürokratik konfor amacıyla kullanılan bir sirenin gerekçesi çok daha ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Üçüncüsü, kamu kaynağı maliyeti vardır. Koruma personeli, araç, yakıt, bakım, sürücü ve güvenlik organizasyonu bedelsiz değildir. Gerçekten korunması gereken kişiler için bu giderler meşru olabilir. Fakat somut riskin bulunmadığı veya ayrıcalığın amacı dışında kullanıldığı her durumda kamu kaynağı yanlış yere yönlendirilmiş olur.
Dördüncüsü, hukukun saygınlığına verilen zarardır. Yurttaş, kuralları ihlal eden nüfuzlu kişilerin kolaylıkla yoluna devam edebildiğini düşündüğünde, hukuk karşısında eşitlik inancı zayıflar.
Beşincisi ve belki de en önemlisi, devlet otoritesinin itibarsızlaşmasıdır.
Çakarın gerektiğinden fazla kullanılması, gerçek acil müdahalelerin güvenilirliğini de aşındırır. İnsanlar duydukları her sirenin gerçekten hayati bir göreve ait olup olmadığından şüphe etmeye başlar.
Bir zaman sonra siren, tehlikenin değil ayrıcalığın sesi hâline gelir.
Bunun toplumsal maliyetini yalnızca para ile ölçmek mümkün değildir.
Kaç Araç Var, Kimlere Verilmiş, Kim Denetliyor?
İstanbul Valisi Davut Gül'ün açıkladığı verilere göre 2023'te 9.157, 2024'te 11.715, 2025'te ise 14.095 çakarlı araç denetimi gerçekleştirildi. Bu rakamlar, Türkiye'deki toplam ruhsatlı çakar sayısını göstermiyor. Denetlenen araç sayılarını ifade ediyor. Yani en az sayıdan bahsediyoruz. Böyle bir komedi olabilir mi? Bu ülkede bu kadar çok korunması gereken önemli adam olsa ülke şaha kalkardı.
Kaç milletvekili, kaç eski bakan, kaç bürokrat ve kaç özel koruma kararı sahibi bu imtiyazdan yararlanıyor? Bir kişi adına en fazla kaç araç tahsis edilebiliyor? Geçiş üstünlüğü kararlarının kaçı yenileniyor, kaçı iptal ediliyor? Amaç dışı kullanım nedeniyle kaç hak sahibine yaptırım uygulanıyor?
Bu soruların cevabı devlet sırrı olmamalıdır.
Çözüm Daha Ağır Para Cezasından İbaret Olamaz
Türkiye son yıllarda yetkisiz çakar kullanımına ilişkin cezaları ciddi biçimde artırdı. 2026'daki trafik kanunu değişiklikleri, geçiş üstünlüğünün gereksiz kullanımına yönelik yaptırımları da yeniden düzenledi. Fakat sorun sadece yasa dışı cihaz takanları cezalandırmakla çözülmez. Çünkü en önemli risklerden biri, ayrıcalığın zaten hukuken verilmiş olması ve sonrasında farklı amaçlarla kullanılmasıdır.
Bu nedenle düzenleme üç temel ilkeye dayanmalıdır.
Birincisi, hak makamın unvanına değil somut zorunluluğa bağlanmalıdır. Güvenlik tehdidi bulunan kişinin korunması sürdürülmeli, ancak koruma tedbiriyle sınırsız trafik ayrıcalığı birbirinden ayrılmalıdır. Özellikle eski görevlere dayanan izinler sıkı bir gereklilik değerlendirmesinden geçirilmelidir. İnsanların adını bile unuttuğu kişilere sırf eski makamından dolayı ayrıcalık tanınmamalıdır.
İkincisi, geçiş üstünlüğü kişiye ve göreve bağlı, devredilemez ve denetlenebilir olmalıdır. Korunan kişinin bulunmadığı sıradan bir özel yolculuk, otomatik olarak acil görev sayılamaz. Araç ve sürücü bilgileriyle birlikte hak kullanımının nedeni ve zamanı, yetkili makamlarca denetlenebilecek şekilde kaydedilmelidir.
Üçüncüsü, denetim bizzat imtiyaz sahiplerini de kapsamalıdır. Hakkın amacı dışında kullanımında izin iptali, disiplin ve gerektiğinde adli sorumluluk etkili biçimde uygulanmalıdır.
Asıl hedef, gerçek ihtiyaç dışındaki her çakarı sistemin dışına çıkarmak olmalıdır.
Bir Devletin Gücü, Kaç Kişiye Yol Açtığıyla mı Ölçülüyor?
Sokakta insanların önünden sirenle geçmek, devletin güçlü olduğunu göstermez. Devletin gücü, o sirenin gerçekten gerekli olduğuna vatandaşını inandırabilmesidir.
Bir ülkede doktor hastasına, öğrenci sınavına, işçi mesaisine, anne çocuğuna yetişmeye çalışırken; eski bir makam sahibinin, siyasi bağlantısı bulunan bir iş insanının veya bir başkasının kendisine sağlanan ayrıcalık sayesinde herkesten önce gitmesi sıradanlaştırılıyorsa, orada trafik değil adalet sıkışmıştır.
Üstelik bu meseleye yalnızca iktidar veya muhalefet açısından bakmak da yanlıştır. İmtiyaz, kimin elinde olursa olsun denetlenmelidir. Bir partinin çakarı meşru, diğerinin çakarı gayrimeşru değildir. Ölçü siyasi aidiyet değil, kamu yararıdır.
Devlet, kendi mensuplarını toplumdan üstün bir sınıf hâline getirdiğinde güçlenmez; toplumla arasındaki adalet bağını zayıflatır.
Ve unutulmamalıdır:
Çakarın asıl görevi devlet adamına yol açmak değil, devletin yerine getirmek zorunda olduğu hayati göreve yol açmaktır.
Yol verilmesi gereken şey nüfuz değil, ihtiyaçtır.
Çünkü hukuk devletinde hiç kimsenin makamı, milyonlarca insanın hakkından daha değerli değildir.
Toplam Okunma Sayısı : 125